61. Ulusal Psikiyatri Kongresi Bildiri Özetleri

Seçilenler için eylemler


PDF'leri İndir

Stigmanın Gölgesinde Mental Retardasyon Tanılı Hastada İntrakraniyal Kitle Teşhisi: Olgu Sunumu

Aslıhan Taş, Merve Karataş, Beyza Feran, Hayriye Mihrimah Öztürk, Hanife Kocakaya, Fatma Kartal

Sayfa 411


Giriş: Psikiyatri hastalarındaki genel tıbbi durumlar önemli ölçüde ihmal edilebilmekte ve bu hastaların stigmatizasyon nedeniyle yanlış tanı ve yetersiz tedavi ihtimalleri olduğu bilinmektedir. Bu vakada uzun süreli tremor ve baş ağrısı şikayetleri bulunan Hafif Düzey Mental Retardasyon tanılı hastada intrakraniyal kitlenin teşhisi anlatılmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Hafif düzey mental retardasyon tanılı 65 yaş kadın hasta ellerde tremor, baş ağrısı, unutkanlık ve agresyon şikayetleriyle başvurdu. Anamnezinde hastanın 10 yıldır ellerinde titreme, 4 yıldır baş ağrısı olduğu, 1 yıldır ağrısında, unutkanlığında artış ve baş dönmesi olduğu,2 aydır uzağı görmekte zorlandığı öğrenildi.Hastanın şikayetleriyle Nöroloji’ye başvurduğu ancak semptomların psikiyatrik tanısına bağlandığı öğrenildi. Hasta mental retardasyona bağlı davranış problemleri ve depresif belirtileri nedeniyle risperidon ve sertralin ile medikal tedavi almaktaydı. Ruhsal durum muayenesinde; bilinç açık, oryantasyon tam, göz teması kısıtlı, konuşma hızı azalmış, affekti çökkündü. Algı kusuru tariflemedi. Psikomotor retardasyonu mevcuttu. Fizik muayenede solda baskın olmak üzere ellerde bilateral istirahat tremoru, sağ gözde pitoz ve horizontal nistagmus mevcuttu. Son dönemde artan şikayetleri ve fizik muayene bulgularının altta yatan organisiteyle ilişkili olabileceği düşünülerek tarafımızca istenen Kraniyal MRG’de sol parietotemporal alanda ekstraaksiyel yerleşimli kitlesel lezyon izlendi. Hasta intrakraniyal kitle (menenjiom) sebebiyle nöroşirurjiye yönlendirildi ve operasyon planlandı. Hastada mental retardasyon tanısı bulunduğundan olgu sunumu onamı yakınından alınmıştır. Sonuçlar: Sonuç olarak vakamızda hastanın mental retardasyon tanısı nedeniyle intrakraniyal kitle teşhisi açısından yıllarca gecikme yaşadığı anlaşılmıştır. Literatürde hastaların kendisini iyi ifade edememesi ve psikiyatrist olmayan sağlık çalışanlarının önyargılı tutumunun bu duruma katkıda bulunabildiği, hastaların somatik yakınmalarının tetkik edilmesinde yetersizlikler olabileceği bildirilmiştir.
Tartışma ve Sonuç: Psikiyatrik bozukluk öyküsü bulunan hastalarda farklı fiziksel belirtiler ortaya çıktığında bu durum psikiyatrik bozukluk ile ilişkilendirilerek bazen klinik semptomların psikiyatrik tanıya sekonder olabileceği düşünülmekte ve eşlik eden organik patolojilerin tespiti bu damgalanmanın etkisiyle gecikebilmektedir.Bu durumun morbiditeyi arttırdığı da bilinmektedir. Bu nedenle stigma etkisinden sıyrılmak ve klinik şüphe oluştuğunda hastayı ilgili branşlarla multidisipliner olarak değerlendirmek hastaların tedaviye erken erişiminde önem taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Mental retardasyon, stigmatizasyon, intrakraniyal kitle


Hızlandırılmış TMU'nun Tedaviye Dirençli Depresyonda Uyku Kalitesi ve Bilişsel Fonksiyonlar Üzerinde Etkisi

İrem Nur Demirel, Hakan Emre Babacan, Ömer Faruk Uygur

Sayfa 413


Giriş: Tedaviye dirençli depresyon (TDD) olgularında uyku bozuklukları ve bilişsel işlev kaybı yaygındır ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Hızlandırılmış transkraniyal manyetik uyarım (TMU) tedavisi, bu alanlarda hızlı iyileşme potansiyeli taşıyan yeni bir yaklaşımdır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Kırk altı yaşında kadın hasta, polikliniğimize yaklaşık 1 yıldır hemen her gün süren mutsuzluk, hayattan zevk alamama, uyku kalitesinde düşme, zihninin yeterince çalışmadığını düşünme ve işlevsellikte düşme şikayetleriyle başvurdu. Özgeçmişinde fluoksetin, paroksetin, venlafaksin ve duloksetin gibi tedavilerden yeterli yanıt alınamadığı öğrenildi. Hasta bize başvurduğunda vortioksetin 20mg/gün kullanıyordu. Maudsley Tedavi Direnci Ölçeklemesi’ne göre hastanın tedavi direnç skoru 9’du. İlaç tedavisinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın hızlandırılmış TMU tedavisi planlandı; Sol dorsolateral prefrontal korteks(DLPFK) hedeflenerek, 1800 atımlık intermittent theta burst stimulation(iTBS) protokolü günde 5 seans, 10 gün, 30 dakika aralıklarla, toplamda 50 seans ve 90.000 atım iTBS tedavisi uygulandı. Tedavi süresince yan etki gözlenmedi.Tedavi öncesinde montgomery asberg depresyon ölçeği(MADÖ) puanı 32, hamilton depresyon değerlendirme ölçeği(HDDÖ) puanı 25 olarak belirlendi. Tedavi sonrasında MADÖ 5’e, HAM-D 3’e geriledi. MADÖ ve HDDÖ intihar puanları sırasıyla 2 ve 3’ten 0’a geriledi. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puanı 16’dan 0’a, uykusuzluk şiddeti indeksi 8’den 0’a geriledi. Montreal bilişsel değerlendirme skoru 17’den 22’ye yükseldi. Yaşam kalitesi ölçeği puanı 48’den 7’ye düşüş gösterdi. Olgunun kendisinden olgu sunumu için yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Sonuçlar: Bu olgu, hızlandırılmış TMU protokolünün sadece depresif belirtiler üzerinde değil, uyku sorunları ve bilişsel işlevsellik üzerinde de etkili olabileceğini göstermektedir. Tedavi süresince yan etki gelişmemesi yöntemin güvenilirliğini desteklemektedir.
Tartışma ve Sonuç: Özellikle uykusuzluk, düşük yaşam kalitesi ve bilişsel sorunları olan TDD hastalarında hızlandırılmış TMU hızlı etkili, ilaçsız bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bu etkinin uzun dönem takiplerde devam edip etmeyeceği tartışmalıdır ve daha geniş hasta gruplarında kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Tedaviye dirençli depresyon, Uyku kalitesi, TMU, Bilişsel fonksiyonlar, Yaşam kalitesi


Kortikal Görme Kaybı ile Gelişen Charles-Bonnet Sendromu: Nörolojik ve Psikiyatrik Yaklaşım

Elif Sevinçhan, Hilal Tokur, Burcu Yüksel, Hayrunisa Dilek Ataklı

Sayfa 414


Giriş: Charles-Bonnet Sendromu (CBS), görme alanı veya görme işlevi etkilenmiş bireylerde, içgörünün korunduğu görsel halüsinasyonlarla karakterize bir durumdur. Bu olgu; CBS’nin tanınmasının ve hastaların tedavi süreçlerinde psikiyatrik ve nörolojik yaklaşımların entegrasyonunun önemini, doğru tanı konmasının hastaların yaşam kalitesini iyileştirici etkilerini vurgulamayı amaçlamıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 74 yaşında kadın hasta, bir hafta önce başlayan ve içgörünün korunduğu görsel halüsinasyonlar nedeniyle değerlendirildi. Hasta; zaman zaman ağzından ve burnundan örümcekler ile yılanların çıktığını, yerde küçük insanlar ve duvarlarda su akıntısına benzer desenler gördüğünü belirtti. Psikiyatrik öyküsü olmayan hastada, bilinç açık, bilişsel işlevler doğaldı; işitsel ya da takipsel belirtiler gözlenmedi. Nörolojik görme alanı muayenesinde makula korunumlu bilateral homonim hemianopsi mevcuttu. Görme kaybının altında yatan nedenin değerlendirilmesi amacıyla yapılan kranial MRG'de, bilateral posterior serebral arter enfarktına bağlı subakut iskemik lezyonlarla uyumlu difüzyon kısıtlılığı saptandı. Sonuçlar: Ayırıcı tanıda deliryum, demans ve primer psikotik bozukluklar dışlanarak, görme yollarının kortikal düzeyde etkilenmesine bağlı gelişen CBS ön tanısıyla düşük doz ketiapin tedavisi başlandı. Ön tanı doğrultusunda göz hastalıkları kliniğinde yapılan görme alanı muayenesi sonucunda kortikal görme kaybı ile uyumlu rapor alınmasıyla tanı CBS olarak doğrulandı. Takipte halüsinasyonların belirgin şekilde gerilediği gözlemlendi.
Tartışma ve Sonuç: Charles-Bonnet Sendromu, özellikle görsel sistemin periferik veya santral düzeyde etkilenmesi sonucu ortaya çıkan ve hastanın içgörüsünün korunduğu, nonpsikotik görsel halüsinasyonlarla seyreden nadir bir klinik tablodur. Görsel halüsinasyonlar genellikle detaylı, karmaşık ve tekrarlayıcıdır; bu nedenle sıklıkla psikotik bozukluklarla karıştırılabilir. Ancak içgörü varlığı, işitsel halüsinasyonların eşlik etmemesi, bilişsel işlevlerin korunması ve eşlik eden başka psikotik belirti olmaması ayırıcı tanıda belirleyici olmaktadır. Sunulan vakada olduğu gibi, serebral enfarkt sonrası gelişen kortikal görme bozukluğu Charles-Bonnet Sendromu’nu tetikleyebilir. Klinisyenlerin, özellikle nöroloji ve psikiyatri acillerinde karşılaşılabilecek bu sendroma yönelik farkındalıklarının artması; gereksiz antipsikotik kullanımı, hastanın yanlış etiketlenmesi ve sosyal işlevselliğinin olumsuz etkilenmesini önleyecektir. Bu bağlamda, CBS’nin tanınması yalnızca doğru tedavi yaklaşımı için değil, aynı zamanda hasta ve ailesinin bilgilendirilerek endişelerinin giderilmesi açısından da önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Charles-Bonnet Sendromu, görsel halüsinasyon, oksipital enfarkt, kortikal görme kaybı


Tedaviye Dirençli Depresyonda Standart ve Hızlandırılmış Transkraniyal Manyetik Stimülasyonun Etkinliği

Hümeyra Yüce Kılıç, Doç. Dr. Ömer Faruk Uygur, Hakan Emre Babacan

Sayfa 416


Giriş: Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS), tedaviye dirençli depresyonda (TDD) etkili bir yöntemdir; ancak farklı protokoller arasındaki etkinlik karşılaştırmaları sınırlıdır. Bu olgu sunumunda, TDD’li bir hastada standart ve hızlandırılmış TMS protokollerinin depresyon ve intihar düşüncelerine etkisi karşılaştırılmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli beş yaşında kadın hasta mutsuzluk, anhedoni, isteksizlik ve intihar düşünceleri ile kliniğimize başvurdu. İkiden fazla farklı antidepresan ve antipsikotik güçlendirme tedavisini yeterli doz ve sürede kullanmasına rağmen şikayetlerinin yeterince geçmediği öyküsü alınan hasta TDD olarak kabul edildi. Hastanın son kullandığı tedavi venlafaksin 225mg/gün, olanzapin 5mg/gün ve aripiprazol 10mg/gündü. Hastaya hızlandırılmış bilateral TMS (sol DLPFK iTBS 5 Hz, 1800 atım, %90 + sağ DLPFK cTBS 5 Hz, 600 atım, %80) 10 gün boyunca günde 5 seans olmak üzere toplam 50 seans uygulandı. Tedavi sonrası Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ) puanı 26’dan 11’e, Montgomery-asberg Depresyon Ölçeği (MADÖ) puanı 47’den 27’ye geriledi. HDDÖ 3. madde 3’ten 1’e, MADÖ 10. madde 6’dan 2’ye geriledi. Bir yıl sonra tekrar depresif belirtilerle başvuran ve aynı ilaç tedavisini alan hastaya bu yatışında standart TMS (sol DLPFK, 10 Hz, 3000 atım) 10 gün boyunca günde 2 seans toplam 20 seans uygulandı. Tedavi sonrası HDDÖ puanı 28’dan 27’ye, MADÖ puanı 47’den 45’e geriledi. İntihar düşünce puanlarında değişiklik izlenmedi. Hastanın geçmiş yatışı ve tekrarlayan depresif epizotları göz önünde bulundurularak hastaya lityum 600 mg/gün başlandı ve tekrar hızlandırılmış TMS protokolü uygulandı. Hızlandırılmış TMS ile birlikte hastada hızlı bir yanıt gözlendi ve tedavi sonrasında MADÖ puanı 45’ten 14’e, HDDÖ puanı 27’den 8’e geriledi. İntihar düşünce puanları ise 0’a geriledi. Olgu sunumu için hastadan yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Sonuçlar: Bu olguda hızlandırılmış TMS protokolü depresif belirtilerde ve intihar düşüncelerinde belirgin azalma sağlarken, standart TMS anlamlı klinik iyileşme göstermemiştir.
Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, hızlandırılmış TMS'nin seans yoğunluğu ve sağ DLPFK ek uygulamanın daha kısa sürede belirgin klinik yanıt sağladığını göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Hızlandırılmış TMS, intihar düşünceleri, tedaviye dirençli depresyon


Nörofibromatozis Tip 2 ve Psikoz Birlikteliği: Bir Olgu Sunumu

Ayşenur Erde, Selin Önder, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış, Mustafa Uğurlu, Erol Göka

Sayfa 417


Giriş: Nörofibromatozis tip 2 (NF2), birçok psikiyatrik bozukluğa yol açabilen nadir genetik bir hastalıktır. Yapılan çalışmalarda, nörofibromatozisli yetişkin hastaların %46,5’inde en az bir psikiyatrik komorbidite saptanmış olup en sık duygudurum ve anksiyete bozuklukları bildirilmiştir. Psikotik bozukluklar ise nadiren rapor edilmiştir. Literatürde NF2 ile psikoz birlikteliğine ilişkin sınırlı sayıda olgu mevcuttur. Bu vaka sunumunda, NF2 tanılı bir hastada gelişen psikozun klinik özellikleri ele alınmıştır. Sunum için hastadan onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 29 yaşında erkek hasta,son dört aydır artan zarar göreceğine dair şüphecilik, takip edildiğini düşünme, konuşmalarının kaydedildiğine inanma, huzursuzluk ve uykusuzluk şikayetleri ile psikiyatri servisine yatırılmıştır. On dört yaşında NF2 tanısı alan hasta, 2011 ve 2014 yıllarında menenjiom nedeniyle opere edilmiş ve ventrikülo-peritoneal şant takılmıştır. Menenjiom nedeniyle sağ kulakta işitme kaybı, sağ gözde görme kaybı ve glokom tanıları mevcuttur. Psikotik belirtileri ilk olarak 2021 yılında, babasının vefatı sonrasında başlamış; bu dönemde şüphecilik, irritabilite ve uykusuzluk şikayetlerine rağmen psikiyatri başvurusu olmamıştır. Benzer şikayetlerle bir yıl önce psikiyatriste başvuran hastaya ‘Psikotik Bozukluk’ tanısıyla essitalopram 20 mg/gün ve aripiprazol 5 mg/gün başlanmıştır. Düzenli kullanımına rağmen şikayetlerinde belirgin gerileme olmayınca, yatışı yapılmış olanzapin 20 mg/gün ve diazepam 10 mg/gün başlanmış, kısmi yanıtla taburcu edilmiştir. Ayaktan takiplerinde iki ay önce tedavisine risperidon 2 mg/gün eklenmiş olmasına karşın paranoid hezeyanları kısmen devam eden hastanın takipleri devam etmektedir. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: NF2’ye eşlik eden psikoz, literatürde sınırlı sayıda bildirilen nadir bir klinik tablodur. Mevcut olgumuz, literatürde bildirilen nadir vakalarla uyumlu olup, NF2’nin yapısal beyin lezyonları ve santral sinir sistemi etkilenmesinin psikotik semptom gelişiminde rol oynayabileceğini ve tedavi yanıtını olumsuz etkileyebileceğini düşündürmektedir. Bu olgu özellikle tedaviye yanıtının yetersiz olduğu durumlarda, organik etiyoloji olasılığının değerlendirilmesi, ayrıntılı nörolojik inceleme yapılması ve tedavinin multidisipliner ekip yaklaşımı ile planlamasının önemini vurgulamaktadır. Benzer vakaların bildirilmesi, NF2 ile psikiyatrik bozukluklar arasındaki ilişkinin ve tedavi stratejilerinin daha iyi ele alınmasına katkı sağlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: Nörofibromatozis, Psikotik Bozukluk


Lorlatinib Kullanımı Sonrasında Gelişen Psikotik Özellikli Mani

Mehmet Uluçay, Saleh Hasanlı, Dilara Çetin, Aila Gareayaghi

Sayfa 418


Giriş: Lorlatinib ALK/ROS1+ küçük hücreli dışı akciğer kanseri vakalarında öne çıkan üçüncü nesil tirozin kinaz inhibitörüdür. Merkezi sinir sistemine yüksek geçişi sebebiyle beyin metastazlarında tercih edilmektedir. Bu özelliği dolayısıyla nöropsikiyatrik yan etkilere yol açabilmektedir. Bu vakamızda lorlatinib kullanımı sonrası gelişen psikotik özellikli mani olgusunu paylaşmayı amaçladık.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında, erkek, lise mezunu, malulen emekli. Bilinen evre 4 akciğer adenokanseri, 3 kez geçirilmiş SVO, PE ve DVT öyküsü mevcut. Son 1,5 yıldır depresif şikayetleri sebebiyle antidepresan ve antipsikotik tedavi düzenlenmiş, tedavi uyumu düzensizmiş. Soygeçmişinde baba bipolar bozukluk ile takipliymiş. 6 aydır evre 4 akciğer adenokanseri ile izlenen hasta, birinci sıra tedavi krizotinib'le progrese olmasının ardından lorlatinib tedavisi başlanmış. Tedavi başlangıcından iki hafta sonra hareketlilik, uyku ihtiyacında azalma, amaca yönelik hareketlerde, konuşmada, para harcamada, libidoda artış, grandiyöz, persekütif, erotomanik sanrılar gelişmesi üzerine acil servisimize başvuran ve ilk atak psikotik özellikli mani olarak değerlendirilen hastanın serviste yatarak tedavisi planlandı. Yapılan beyin bilgisayarlı tomografi tetkikinde patoloji saptanmadı, nörolojik muayenesi olağandı. Hastanın geliş Young mani skoru 36 idi. Hastanın yatış sürecinde lorlatinib tedavisinin sonlandırılması planlandı, olanzapin 10 mg/gün tedavisi başlandı, tedricen 20 mg/gün’e kadar artırıldı. Hastanın şikayetlerinde kısmi gerileme olması ve tedavi uyumsuzluğu sebebi ile uygulanan haloperidol 10 mg IM enjeksiyon, biperiden 5 mg IM enjeksiyon tedavisinden fayda görmesi üzerine tedavisine haloperidol 10 mg/gün tb eklendi. Young mani skoru ve şikayetleri gerileyen hasta, yatışının 14. gününde olanzapin 20 mg/gün ve haloperidol 10 mg/gün tb tedavisiyle taburcu edildi. Takiplerinde şikayetlerinin geçmesi ve Young mani skorunun 3-5 aralığında seyretmesi üzerine hastanın haloperidol 10 mg/gün tb tedavisi sonlandırıldı ve olanzapin 20 mg/gün tedavisinin devamı planlandı. Sonuçlar: Lorlatinib’in MSS'ye yüksek geçiş oranı nöropsikiyatrik yan etkilerinin sebebi olarak görülmektedir. Vakanın soygeçmişi, psikiyatrik özgeçmişi hastalığın gelişiminde risk faktörü olarak görülebilir, ancak literatürde psikiyatrik özgeçmişle lorlatinibin nöropsikiyatrik yan etkileri arasında korelasyon gösterilmemiştir.
Tartışma ve Sonuç: Lorlatinib benzeri yan etkileri olan ajanlarda vakanın yönetimi multidisipliner yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Lorlatinib, ALK pozitif akciğer kanseri, Psikotik özellikli manik epizod, ilaçla tetiklenen bipolar bozukluk.


Fasioskapulohumeral Musküler Distrofi Tanısı Olan Bir Hastada Atipik Psikoz Kliniği: Bir Olgu Sunumu

Merve Çiğdem Gülgen, Can İbiş, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can

Sayfa 419


Giriş: Fasioskapulohumeral musküler distrofi (FSHD) genetik kökenli, progresif kas zayıflığıyla seyreden nadir bir hastalıktır. Psikotik bozukluklarla birlikteliği literatürde çok sınırlı olup, genellikle olgu düzeyinde raporlanmıştır. Bu olgu, FSHD tanılı genç bir hastada ortaya çıkan akut psikotik tablonun klinik özelliklerini ve tedavi seyrini sunmayı amaçlamaktadır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi üç yaşında, lise mezunu erkek hasta doğum sonrası FSHD tanısı ile takip edilmektedir. Daha önce psikiyatrik yakınması olmayan hasta, başvurusundan iki ay önce FSHD tanılı kız kardeşinin evliliği sonrası aileyle iletişimi kesme, abur cubur tüketiminde artış, geceleri araçla amaçsız dolaşma, eşyalara zarar verme, annesinin kopyası ile değiştirildiğine ilişkin paranoid düşünceler ,çocukluğunda tanınan bir siyaset adamı tarafından köşke götürüldüğünü, satranç ustası Magnus Carlsen ile satranç oynadığını, bu kişi tarafından takip edildiği şeklinde paranoid ve grandiyöz sanrılarının olması nedeniyle psikiyatri kliniğine başvurması üzerine yatışı yapıldı. Özgeçmişinde madde/alkol kullanım öyküsü olmayan hastanın ruhsal durum muayenesinde büyüklük ve paranoid sanrılar, düşünce akışında hızlanma, çağrışımlarda dağınıklık ve psikomotor huzursuzluk saptandı ve tedavisi olanzapin 10 mg/gün olarak düzenlendi. Takiplerinde AST ve ALT değerlerinde yükselme olması sebebiyle tedavisi paliperidon 9 mg/gün ve klonazepam 1mg/gün olarak değiştirildi. Hastanın takiplerinde sanrılarının kısmen gerilediği, agresyonun azaldığı gözlendi. Ekstrapiramidal sistem (EPS) muayenesinde herhangi bir yan etki görülmedi. Halen paliperidon 9 mg/gün tedavisi kullanan ve ayaktan kısmi remisyon ile takip edilen hastanın yan etki şikayeti yoktu. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: FSHD’de psikotik bozukluk nadir olup, literatürde yalnızca birkaç vaka bildirilmiştir. Genetik olarak doğrulanmış FSHD sendromlu bir ailede 3 nesilde iki erkekte şizofreni görülmüştür.Diğer bir araştırmada 30 FSHD'li hastanın sağlıklı kontrollerle yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında gri cevher hacminde azalma gibi santral sinir sisteminde yapısal değişiklikler bildirilmiş, bu değişikliklerin psikotik belirtilere yatkınlığı artırabileceği öne sürülmüştür. Olgumuzda paranoid ve büyüklük sanrılarıyla seyreden psikotik tablo, paliperidon tedavisine belirgin yanıt vermiştir. Sınırlı veri nedeniyle, FSHD-psikoz ilişkisini açıklığa kavuşturacak genotip-fenotip ve nörogörüntüleme odaklı çalışmalar gereklidir.
Anahtar Kelimeler: Fasioskapulohumeral Musküler Distrofi, Akut Psikoz


Şizoaffektif Bozukluk ve Frontotemporal Demansta Elektrokonvülsif Tedavi Olgu Sunumu

Rana Polat, İpek Altunay, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can

Sayfa 420


Giriş: Frontotemporal demans(FTD), davranışsal ve psikiyatrik belirtilerin ön planda olduğu,tedavisi güç bir nörodejeneratif hastalıktır.Farmakolojik tedaviler çoğu zaman sınırlı etki gösterir.Literatürde bilişsel yan etkileri nedeniye demans tablosunda elektrokonvülsif terapinin (EKT) kullanımı kısıtlıdır.FTD ve eşlik eden psikiyatrik bozukluklarda EKT’nin klinik yararına ilişkin bulgular paylaşılmaktadır.Sunum için onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Kırk üç yaşında kadın; uykusuzluk, huzursuzluk, paslı çivilerden korkma, içe kapanma, varsanılar, kendi kendine konuşma şikayetleriyle servise yatırılmıştır.Şikayetleri 2001’de depresif belirtilerle başlamış, sonrasında sürekli olan psikotik belirtilere eşlik eden manik ve depresif epizodlarla Şizoaffektif Bozukluk tanısıyla mükerrer yatışları olmuştur. 2018’den sonra belirtileri remisyona girmemiş ve bilişsel işlevlerde progresif bozulma olmuştur. 2023’te yatırılarak takip edilen hastanın beyin MRG, beyin PET, BOS analizi, EEG tetkikleri yapılmış yaygın atrofi ve frontotemporal hipometabolizma saptanmış, psikometrik incelemelerinde kısa süreli bellek ve dikkat bozukluğu bulunmuştur.Nöroloji tarafından demans öntanısı ile takiplere başlanmıştır.Antipsikotiklere olan yan etki duyarlılığı nedeniyle pek çok farklı antipsikotik tedavisi uygulanmış ancak ketiapinle sedasyon,aripiprazolle tremor, amisülpiridle prolaktin artışı, olanzapinle kilo artışı,klozapinle karaciğer fonksiyonlarında bozulma, paliperidon,valproatla parkinsonizm gelişmiştir. 2025’te psikotik şikayetlerinin artmasıyla yatışı yapılmış, Şizoaffektif Bozukluk ve FTD tanısıyla Lamotrijin 200 mg/gün,Klozapin 200 mg/gün,Diazepam 7.5mg/gün,Biperiden 3mg/gün,Donepezil/Memantin 5/5 mg/gün başlanmıştır. Takiplerinde doz artışı sonrası ajitasyon, tremor, uykusuzluk olması nedeniyle Donepezil/Memantin kesilmiş, psikotik belirtilerin artmasıyla tekrar yatırılmıştır. 12 seans EKT sonrası belirtilerde, işlevsellikte, sosyal katılımda belirgin düzelme izlenmiş, bilişsel yan etki gözlenmemiştir. İdame EKT ve Klozapin 200 mg ile takip edilmektedir. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Farmakolojik tedavilere yanıt vermeyen psikotik belirtiler üzerine eklenen FTD’li olguda;EKT ile bilişsel yan etki olmaksızın semptom kontrolü sağlanmış, idame EKT ve klozapinle kontrol sürdürülmüştür. Literatüre bakıldığında kısıtlı sayıda çalışmada FTD’li hastaların psikiyatrik semptomlarının iyileşmesinde EKT’nin faydası gözlenmiştir.Bilişsel yanetkileri nedeniyle demansta EKT kullanımı kısıtlı olsa da,seçilmiş vakalarda uygulanabilirliği klinik açıdan önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Frontotemporal Demans, Elektrokonvülsif Terapi, Şizoaffektif Bozukluk


Konjenital Adrenal Yetmezliği Olan Hastada Psikiyatrik Görünüm: Olgu Sunumu

Elif Aydın, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Erol Göka

Sayfa 422


Giriş: Konjenital adrenal hiperplazi(KAH), adrenal kortekste kortizol sentezinde görev alan enzimlerden birinin genetik eksikliği sonucu gelişen, otozomal resesif geçişli bir endokrin bozukluktur. KAH’nin nadir görülen formlarından biri olan 11?-hidroksilaz eksikliği(11 OHD),deoksikortikosteron birikimine bağlı hipertansiyon, virilizasyon ve hipokalemiyle karakterizedir. Bu alt tipte hormonal ve gelişimsel etkilerin yanı sıra; hastalarda anksiyete bozuklukları, depresyon, davranış sorunları ve beden algısı bozukluğu gibi çeşitli psikiyatrik tabloların görülme riskini arttırabilmektedir. Bu olgu sunumunda amacımız, 11-OHD bağlı KAH tanısı almış bir hastanın klinik ve psikiyatrik özelliklerini değerlendirmektir. Sunum için onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi bir yaşında,kadın, doğumunda 11-OHD tanısı alan ilerleyen yıllarda çoklu kliterovajinoplasti operasyonları yapılan hasta 3 aydır devam eden mutsuzluk,isteksizlik, kendine zarar verici davranışlarda bulunma, aynada kendini beğenmeme, ölüm düşünceleri şeklinde belirtileri nedeniyle servisimize yatırıldı.Hastanın ilk psikiyatrik şikayetlerinin 2021 yılında depresif şikayetlerle başladığı,depresif bozukluk tanısıyla psikiyatri takiplerinin olduğu, sertralin, ketiapin, aripiprazol, essitalopram,karbamazepin, fluoksetin tedavilerini kullandığı, tedaviyle iyilik halinin kısmen sağlandığı, son tedavisinin essitalopram 20mg/g, fluoksetin 20mg/g, aripiprazol 30mg/g, karbamazepin 800mg/g, buspiron 15mg/g şeklinde düzenlendiği öğrenildi.Yatışındaki muayenesinde kollarında mor strialar, obezitesi mevcut olup, özbakımı azalmış, duygulanımı depresif, anerji ve anhedonisi, düşünce içeriğinde bedenine yönelik olumsuz düşünceler ve suicidal fikirleri mevcuttu.Takiplerinde mutsuzluk, isteksizlik, kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin gerilemesi üzerine depresif bozukluk tanısıyla venlafaksin 75mg/g, karbamazepin 800mg/g tedavisi ile taburcu edildi, endokrinoloji tarafından hidrokortizon 25mg, deksametazon 0.5mg tedavisi düzenlendi. Poliklinik takiplerinde self-mutilatif davranışlarının ve depresif şikayetlerinin devam etmesi üzerine tedavisi venlafaksin 150mg/g, karbamazepin 1000 mg/g, ketiapin 400 mg/g şeklinde düzenlenerek psikoterapi görüşmelerine alındı. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: 11-OHD,hormonal bozuklukların yanı sıra psikiyatrik bozukluklar açısından da riskli bir bozukluktur. Literatürde KAH’lı bireylerde depresyon, anksiyete, kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin sık olduğu bildirilmektedir. Olgumuzda farmakolojik tedaviye kısmi yanıt alınmış, dirençli depresif belirtiler ve tekrarlayan kendine zarar verme davranışları izlenmiştir. Bu hastalarda düzenli psikiyatrik tarama, psikososyal destek ve endokrin kontrol tedavi başarısını artırabilir.
Anahtar Kelimeler: Konjenital Adrenal Hiperplazi, 11 Beta Hidroksilaz Eksikliği, Depresif Bozukluk


Katatoni ile Başlayan Psikotik Özellikli Majör Depresif Bozukluk :Olgu Sunumu

Rüveyda Özel, Ayşegül Barak Özer

Sayfa 424


Giriş: Katatoni başlarda sadece şizofreni ile ilişkilendirilmişse de diğer hastalıklarda karşımıza çıkabilir.Katatoninin etyopatofizyolojisi çok net anlaşılamamış ciddi duygusal ve fiziksel baskılara ilkel yanıt olduğu iddia edilmiştir .Katatonik depresyon nadirdir ama yaşamsal tehlike oluşturduğundan en ağır alt tip kabul edilmektedir . Klinikte stupor ,mutizm ,negativizm , balmumu esnekliği ,basmakalıp davranışlar , ekolali ,postür alma, mannerizm , grimas belirtilerinden en az üçü baskındır. Dehidratasyon ,emboli ve pnömoni görülebilir
Yöntemler / Olgu Sunumu: 20 yaşında erkek yemek yememe , konuşmama şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine getirildi. İki hafta önce sosyal medyadaki yorumundan dolayı ifadesinin alındığı, sonrasında evden çıkmama öz bakımda azalma belirtildi.Öncesinde sosyal kaygı belirtileriyle sertralin ve essitalopram başlanmış tedaviyi yarıda bırakmış , psikotrop kullanımı yoktu. Anne ve babasının ayrı , annesi ve kız kardeşiyle yaşıyor, hayvancılıkla uğraşıyor. Ortaokul mezunu , okul başarısının ortalama , arkadaşlarıyla ilişkilerinin iyi , oyunlarda pasif. İlk görüşmede sorulara yanıt vermedi, göz teması kurmadı. Düşünce içeriği başta değerlendirilmeyen hastanın yatış sürecinde depresif ,suçluluk ve günahkarlık düşüncelerinin ve perseküsyon hezeyanları vardı. Yatışının ikinci gününde mutizm, oral alımın kesilmesi, ağrılı uyarana yanıt vermeme gibi katatoniyle uyumlu belirtiler gözlendi. Tuvalet ihtiyacını fark etmeme, spontan hareketlerin azalması ve küntleşmenin başlamasıyla nörolojiye konsülte edildi. Nörolojik değerlendirme görüntüleme, LP, EEG normaldi. Katatoniyle başlayan psikotik depresyon ön tanısıyla yoğun bakımda takip edildi. Olanzapin ve essitalopram başlandı. Yatışının 5. gününde baş sallama ile yanıt vermeye başladı. Oral alımın başlamasıyla servise alındı. İletişimi sınırlı , komutları geç anladığı, afektte küntleşme ve düşünce akışında bloklar görüldü. İlahi ve kendisi hakkında olumsuz konuşan sesler duyduğunu belirtti. BPRS skoru 56, PANSS skoru 100 olarak puanlandı. İlerleyen günlerde olanzapin ve essitalopram dozu arttırıldı. İletişimi, özbakımı arttı ve varsanıları sona erdi, psikometrik tetkiklerde düşüş görüldü. Yatışının 31. gününde taburcu edildi. Sonuçlar: Kişilik özelliklerine stresör eklenmesiyle katatoninin ortaya çıktığını görüyoruz
Tartışma ve Sonuç: Ayırıcı tanılarda organik nedenler ekarte edilmelidir .Bipolar bozukluk , şizofreni ,NMS akılda tutulmalıdır . Katatoni birçok tıbbi durumla ilişkilidir .
Anahtar Kelimeler: Katatoni ile giden psikotik depresyon


Aripiprazol ve Hipertansiyon İlişkisi Olgu Sunumu

Yusuf Taha Toprak, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Erol Göka

Sayfa 425


Giriş: Aripiprazol, D2 ve 5-HT1A reseptörlerinin güçlü bir parsiyel agonistik etkisi olan ve diğer antipsikotiklere kıyasla daha düşük metabolik yan etkileri nedeniyle şizofreni, bipolar bozukluk ve diğer psikiyatrik hastalıkların tedavisinde güvenle kullanılan ikinci nesil bir antipsikotiktir.İkinci nesil antipsikotiklerin en sık görülen kardiyovasküler yan etkilerinden birinin postüral hipotansiyon olduğu bildirilmiştir. Ancak, antipsikotiklere bağlı akut hipertansiyon gelişimi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu olgu sunumunda aripiprazol kaynaklı sekonder hipertansiyon olgusu bildirilmektedir. Hastadan sunum için onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 44 yaşında, altı ay önce başlayan şüphecilik, anlamsız sözler söyleme yakınmaları olan erkek hasta‘ Organik Olmayan Psikoz’ tanısıyla mahkeme kararıyla istemsiz olarak psikiyatri servisine yatışı yapıldı. Daha öncesinde bir kere psikiyatri yatışının olduğu ve Zuklopentiksol 10damla/gün tedavisi önerildiği öğrenildi. Bilinen ek hastalığı olmayan hastaya Aripiprazol 10mg/gün tedavisi başlandı, iki hafta içerisinde tedricen 30mg/güne yükseltildi ve sonrasında Aripiprazol uzun salınımlı enjeksiyon 400 mg/ay uygulandı. Hastanın psikotik belirtileri gerilemekle beraber yatış takiplerinde taşikardisinin olduğu (ortalama:110-120 atım/dk) ve hipertansif seyrettiği (ortalama:150/100mmHg) görüldü. Dahiliye bölümünün önerisiyle hastanın hipertansiyon tedavisi için amlodipin 10mg/gün başlandı. Hastanın ayaktan takiplerinde hipertansiyon tablosunun gerilememesi ve ek olarak akatizi şikayetlerinin de eklenmesi üzerine aripiprazol tedavisi kesilerek risperidon tedavisine geçildi ve tedricen 4 mg/gün dozunda eklendi.Tedavi değişikliği sonrası hipertansiyon ve akatizi belirtilerinin gerilediği görülen ve normotansif seyreden hastanın amlodipin tedavisi kesildi. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Sekonder hipertansiyon kliniğinde 5-HT 2A ve ?-1 adrenerjik reseptörlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Aripiprazolün kan basıncı üzerinde genellikle nötr bir etkisi olduğu bildirilmekle birlikte ?-1A adrenerjik reseptör blokajının bazı hastalarda kompansatuar sempatik aktivasyona yol açması ve D2 parsiyel agonizması ile dopaminerjik tonus artışının dolaylı yoldan sempatik sistemi aktive etmesi nedeniyle nadir de olsa hipertansiyona sebep olabileceği düşünülmektedir. Bu tür gelişmelerde yakın izlem, antihipertansif tedavi düzenlenmesi veya antipsikotik değişikliği hasta güvenliğini artırabilir.
Anahtar Kelimeler: Aripiprazol, Hipertansiyon, Psikotik Bozukluk


Olanzapin ile Akut Pankreatit Gelişen Bir Olgu Sunumu

Murat Salih Bulut, Arif Ekiciler, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can, Erol Göka

Sayfa 426


Giriş: Akut pankreatit, karın ağrısı, yükselmiş amilaz-lipaz ile karakterize, yüksek mortalite ve morbiditeye sahip bir hastalıktır. Nedenleri arasında safra taşları, alkol, sigara, ilaçlar, metabolik bozukluklar, enfeksiyonlar ve otoimmün pankreatit yer alır. İlaca bağlı pankreatit, tüm akut pankreatit vakalarının küçük bir kısmını oluştururken, psikotrop kullanımı bu tablonun önemli nedenlerinden biridir. Bu olguda, kliniğimizde bipolar bozukluk tanısıyla yatan ve olanzapin tedavisi altında akut pankreatit gelişen bir hasta sunulmuştur. Sunum için hastadan onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi beş yaşında,erkek, son 20 gündür hareketlilik, azalmış uyku ihtiyacı, sinirlilik, yoğun alkol ve kannabis kullanımı, para harcamada artış,riskli davranışlar ve şüphecilik şikayetleriyle acil servise başvurdu. İlk başvurusu üç yıl önce depresif şikayetlerle olmuş, amitriptilin, alprazolam,duloksetin tedavisi önerilmiş, ancak kısa sürede tedaviyi bırakmıştı. Mevcut şikayetleriyle servise yatırılan hastanın muayenesinde irritabl duygulanım, çağrışımlarda dağınıklık, persekütuar ve grandiyöz sanrıları vardı.Klinik izleminde psikomotor eksitasyonu olması sebebiyle zuklopentiksol dekanoat 50mg, olanzapin 20 mg/gün, klorpromazin 400mg/gün, valproik asit 2500 mg/gün ve diazepam 35mg/gün başlandı;klinik faydanın kısmi olması üzerine Elektrokonvülsif Terapi(EKT) uygulandı.Servis takibinde 28.günde ateş, karın ağrısı ve kan testlerinde amilaz 135 U/L, lipaz 604 U/L, CRP 277 mg/L, WBC 12.2 x10^9/L olduğu görüldü. Abdomen BT ile dahiliye tarafından akut pankreatit tanısı konan hastaya destek tedavi düzenlenerek, olanzapin kesildi, EKT sonlandırıldı, klorpromazin 200 mg/gün ve diazepam 5 mg/gün dozlarına düşürüldü. Bir hafta sonra kliniği iyileşen hasta, zuklopentiksol dekanoat/15 günde bir, klorpromazin 300 mg/gün ve diazepam 5 mg/gün ile taburcu edildi. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Psikotroplara bağlı pankreatit gelişimine ilişkin çeşitli yayınlar yapılmıştır.Olanzapinin hipertrigliseridemiye yol açtığını gösteren çalışmalar mevcuttur.Hipertrigliseridemi akut pankreatit etyolojileri arasında olsa da, bu vakada trigliserid düzeyi 154mg/dL düzeyini geçmemiştir.Olanzapin kesilince pankreatit bulguları düzelmesi, diğer etiyolojileri dışlamıştır.Bu nedenle olanzapin kullanımı farklı bir mekanizmayla da pankreatite neden olabileceği ve özellikle çoklu antipsikotik kullanımının riski artırabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Olanzapin, Akut Pankreatit


İskemik Serebrovasküler Olay Sonrası Gelişen Obsesif Kompulsif Bozukluk Olgusu

Beyza Nur Ziyagil, Cansu Çoban

Sayfa 427


Giriş: Serebrovasküler olaylar (SVO), nörolojik ve psikiyatrik semptomların gelişmesine yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle orta serebral arter (MCA) infarktları, beynin frontal ve parietal bölgelerini etkileyerek motor ve kognitif işlevlerde bozulmalara neden olabilir. Özellikle kaudat çekirdek ve putamen gibi bölgelerin etkilenmesi ile obsesif kompulsif bozukluk (OKB) semptomlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu vaka sunumunda, Şubat 2023'te sol MCA infarktı geçiren 61 yaşında kadın bir hastada gelişen OKB semptomları tartışılacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 61 yaşında, kadın, bekar, ilkokul mezunu, geçmişte yemek ve moda sektöründe çalışmış, şu an çalışmıyor. Kızıyla birlikte yaşıyor. Aile öyküsünde bilinen psikiyatrik ve nörolojik hastalık öyküsü yok. Hastada bilinen Behçet hastalığı ve hipertansiyon tanıları mevcut. Şubat 2023’te sağ orta serebral arter infarktı geçirmiş. Sol vücut yarısında hemiparezi sekeli kalmış. Başka herhangi bir tıbbi hastalık veya ek psikiyatrik tanı yoktur. Sonuçlar: Psikiyatrik yakınmaları Şubat 2023’te sağ orta serebral arter infarktı geçirdikten sonraki dönemde başlamış. İntruziv düşünceler şeklinde obsesyonlar ve sayı sayma şeklinde kompulsif davranışlar nedeniyle ilk psikiyatri başvurusu Mart 2023’te dış merkeze olmuş ve sertralin 125 mg/gün tedavisi düzenlenmiş. Tedaviden fayda görmeyen hasta, Eylül 2024’te Ankara Etlik Şehir Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvurmuş. Sertralin tedavisini yeterli dozda ve sürede kullandığı; fayda görmediği değerlendirilerek fluoksetin 20 mg tedavisi başlanıp poliklinik takiplerinde 40 mg/gün’e yükseltilmiş. Yakınmaları gerileyen hastanın tedavisi fluoksetin 40 mg/gün olarak sürdürülmüştür.Bu olgu sunumu, yayımlanmadan önce hastanın vasisinden yazılı onam alınarak hazırlanmıştır.
Tartışma ve Sonuç: OKB, tekrarlayan obsesyonlar ve kompulsiyonlarla karakterize genellikle beyindeki frontostriatal devrelerin disfonksiyonu ile ilişkilendiriliren ruhsal bozukluktur. Literatür verileri, post-stroke OKB vakalarının nadiren bildirildiğini, ancak frontal ve striatal lezyonların özellikle OKB gelişimiyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu olgu, SVO sonrası OKB gelişiminin mümkün olduğunu ve frontal-bazal ganglion devrelerinin bu süreçte kritik rol oynadığını desteklemektedir. Erken tanı ve müdahale ile tedavi ve rehabilitasyon başarısı ve yaşam kalitesini artırmak için izlemde nörolojik ve psikiyatrik semptomların multidisipliner bir yaklaşım ile eş zamanlı değerlendirilmesi önemlidir.
Anahtar Kelimeler: obsesif kompülsif bozukluk, orta serebral arter infarktı, nöropsikiyatrik komplikasyonlar, iskemik inme


Lurasidonun Doz Bağımlı Lökopeni İle İlişkisi

Özge Varol, Hasancan Başkurt, Leyla Mammadova, Atila Erol

Sayfa 428


Giriş: Lurasidon,1990’larda geliştirilmiş,tandospirondan türetilen bir antipsikotiktir.Molekül yapısında imide grubu korunmuş, aromatik kısmı benzizotiyazol şeklinde tasarlanmıştır.Bu değişiklikle D2 ve 5-HT2A reseptörlerine bağlanma afinitesini artırırken,H1, M1 ve ?1 adrenerjik reseptörlerine bağlanmasını azaltılmıştır. İlacın 5-HT1A ve 5-HT7 reseptörlerine afinitesi anksiyolitik, antidepresan ve bilişsel işlevleri iyileştirici etkiler sağlar. Literatürde genellikle doz bağımsız nötropeni bildirilmiş olsa da,bu çalışmada doz bağımlı lökopeni gelişen bir şizofreni olgusu sunulmaktadır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz yaşında,bekar,muhasabeci,önlisans mezunu kadın hasta TRSM’den işitsel halüsinasyonlarına bağlı kendine zarar verme davranışlarının artması üzerine başvurdu.Daha önce bilinen bir psikiyatrik rahatsızlığı olmayan hastanın 2016 yılında Şizofreni tanısını aldığı, geçmişte 4 kez psikiyatri servisinde yatarak tedavi gördüğü öğrenildi.Psikiyatrik muayenede görsel ve işitsel halüsinasyonlar ve bu halüsinasyonlara bağlı kendine zarar verici davranışlar saptandı.Hastalıkla ilgili kısmi içgörüsü olmakla birlikte tedaviye uyumluydu. Hastaya lurasidon 80 mg,paliperidon 12 mg,sertralin 50 mg,aripiprazol 10 mg kademeli olarak başlandı.Lurasidon 120 mg’a kadar kademeli olarak arttırıldığı zaman hastada lökopeni görülmesi üzerine lurasidon 80 mg’a düşürüldü.Düzenlenen tedavi sonrasında psikotik içeriğinde gerileme gözlenen hastada hemogram sonuçları da normal sınırlardaydı.Hasta 16 haftalık takibi boyunca düzenli olarak ilaç kullandı,işlevselliğini geri kazandı.Vakanın sunum yapılması için hastadan onam alınmıştır. Sonuçlar: Vakamızda lurasidona bağımlı lökopeni mekanizması incelencek olursa; Lurasidon veya metabolitleri nötrofil yüzeyine bağlanıp antikor oluşumunu tetikler, kompleman sistemi aktive olur ve nötrofiller yıkılır.Ayrıca ilacın veya metabolitlerinin granülosit öncül hücrelerine direkt toksik etkisi sonucu nötrofil üretimi azalır. CYP3A4 metabolizması sırasında oluşan reaktif ara ürünler oksidatif stres ve apoptoz ile nötrofilleri veya öncül hücreleri hasarlar.
Tartışma ve Sonuç: Bu vakada gözlenen hematolojik değişiklikler, lurasidon kullanımına bağlı lökopeninin doz bağımlı gelişebileceğini düşündürmektedir. Klinik pratiğe yansıyan bu bulgu, özellikle uzun süreli tedavilerde ve yüksek dozlarda lurasidon reçete edilen hastalarda düzenli tam kan sayımı ile hematolojik parametrelerin izlenmesinin önemini ortaya koymaktadır. Erken dönemde fark edilen lökosit düşüklüğü, ciddi komplikasyonların önlenmesi açısından kritik olabilir.
Anahtar Kelimeler: Lurasidon, Şizofreni, Lökopeni


Görme Kaybına Eşlik Eden Taktil Halüsinasyonlar: Bir Delüzyonel Parazitoz Vakası

Tuğba Nur Sayımlar Erginay, Ayşe Kurtulmuş Çalış

Sayfa 429


Giriş: Yaşlı bireylerde duyusal kayıplar, özellikle görme kaybı, psikotik yaşantılara zemin hazırlayabilir(1). Bu sunumda, iki gözde ciddi görme kaybı olan ve ileri yaşta delüzyonel parazitoz belirtileri ile başvuran bir olgu sunulmaktadır. Bu olgu sunumu ile, ileri yaşlı bireylerde duyusal kayıpların psikotik yaşantılarla ilişkisini ve delüzyonel parazitoz gibi nadir tabloların tedavi yaklaşımlarını değerlendirmek amaçlanmış, vaka sunumu için kişiden onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 73 yaşında kadın hasta, iki aydır derisinin altında böceklerin gezdiğine dair şikayetiyle Dermatoloji Bölümü’nden yönlendirildi. Yüz ve kafa derisinde kaşımaya bağlı ortaya çıkan ekskoriyasyonlar mevcuttu. Böcekleri bastırarak “patlattığını” ifade ediyordu. Altı ay önce sol meme altında gelişen mantar enfeksiyonunu yüzüne bulaştırdığına inanıyordu. 2004 ve 2015 yıllarında iki ayrı serebrovasküler olay sonrası gelişen iki gözünde de ciddi görme kaybı mevcuttu. Psikiyatrik öyküsünde; 2022 yılında depresif yakınmalarla kısa süreli essitalopram kullanımı mevcuttu. Halihazırda uykusuzluk nedeniyle ketiyapin 25 mg/ gün kullanmaktaydı. Önceki başvurularında aktif psikotik bulgu izlenmemişti. Astım dışında bilinen tıbbi hastalığı yoktu. Alkol, madde kullanım öyküsü bulunmamaktaydı. Mini Mental Skor: 27/30 olarak değerlendirildi, demans lehine belirgin bir bulgu saptanmadı. Muayenesinde; bilinci açık, koopere, oryanteydi, psikomotor hızı olağan, duygudurumu ötimik, affekti duygudurumuyla uyumluydu, formal düşünce bozukluğu saptanmadı, somatik sanrıları mevcuttu. Taktil halüsinasyon tariflenmekteydi. Bellek muayenesi doğal, muhakemesi yerindeydi. Uykuları iyi, iştahı olağandı. Sonuçlar: Hastaya risperidon (0.5–1 mg) başlandı. Bir ay sonra semptomlarda kısmi azalma tarifleyen hastada artan sedasyon nedeniyle amisulpirid tedavisine geçiş yapıldı. Bir ay 100 mg/gün amisulprid kullanımı sonrası psikotik semptomlarında gerileme sağlandı. Herhangi bir algı patolojisi tariflemiyordu, sanrıya yönelik davranışlarında belirgin azalma mevcuttu, böceklerin artık "gitmiş olduğunu" ifade etmekteydi. Ancak ilaca bağlı EPS semptomları nedeniyle amisülprid tedavisi kesildi.
Tartışma ve Sonuç: Delüzyonel parazitoz nadir gözlenen bir tablodur, ileri yaş ve kadın cinsiyet risk faktörlerindendir, anksiyete, depresyon komorbiditesi sıktır. Birinci basamak tedavide atipik antipsikotikler tercih edilir(2). Yaşlı bireylerdeki delüzyonel parazitoz olgularında, altta yatan duyusal kayıpların değerlendirilmesi, tedavi yanıtlarının yakından izlenmesi ve ilaç yan etkilerinin dikkatle ele alınması gerekir.
Anahtar Kelimeler: "deluzyonel parazitoz" "görme kaybı" "taktil halüsinasyon" "somatik sanrı"


Kortikosteroid Kullanımı Sonrası Gelişen Manik Atak

Asude Bahar EROĞLU, Başak ŞAHIN

Sayfa 431


Giriş: Güçlü anti-inflamatuar ve immünosüpresif etkileriyle bilinen kortikosteroidler, otoimmün bozukluklardan alerjik reaksiyonlara kadar çok çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde önemlidir. Steroidle tedavi edilen hastaların yaklaşık %5'inde mani, psikoz ve deliryum dahil olmak üzere bir çok psikiyatrik bozukluk görülebilmektedir. Bu olguda prednizolon kullanımı sonrası manik atak belirtileri gösteren bir hastanın vaka sunumu yapılacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Daha önce psikiyatri başvurusu olmayan 58 yaşında kadın hasta, 30 nisan tarihinde başlayan ve giderek artan hareketlilik, uykusuzluk, özgüvende artış, konuşma miktarı ve hızında artış, şüphecilik şikayetleri ile hastanemiz polikliniğine başvurdu. 26 Nisan’dan beri kullandığı prednizolon sonrası şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Daha önce psikiyatrik tanı ve tedavi öyküsü olmadığı, yakınlarından alınan bilgiden daha önce psikiyatrik hastalık bulgusu olmadığı anlaşıldı. Ayırıcı tanı açısından gerekli tetkikler yapıldı. Ön planda ilacın yol açtığı mani ve ilişkili bozukluk olduğu düşünülerek hastaya olanzapin ve diazepam tedavileri başlandı. Prednizolon tedavisi kesildi. Hastanın tedavi başlangıcının ardından yaklaşık 3 hafta içerisinde semptomları tamamen gerilediği gözlemlendi. 3 aylık takibin ardından sedasyon ve kilo artışı yan etkisinden dolayı olanzapin kesildi. (Bilimsel bir toplantıda sunulmak üzere hastadan onam alınmıştır.) Sonuçlar: Sunulan vaka, oral kortikosteroid kullanımına bağlı gelişebilecek nöropsikiyatrik semptomlara dikkat çekmeyi , steroid kullanımına ilişkin psikiyatrik hastalıkların klinik yönetimi konusunda fikir vermeyi amaçlamaktadır.
Tartışma ve Sonuç: Olgu, tanısal açıdan değerlendirildiğinde taşkın duygudurum, özgüvende artış, uykuda azalma, konuşkanlık, amaca yönelik aktivitede artış ile bu belirtilerin organik etiyolojiden kaynaklanmaması ve ilaç kullanımının hemen ardından başlaması üzerine DSM-V krtiterlerine göre ilacın yol açtığı ikiuçlu ve ilişkili bozukluk tanısı almıştır. İleri yaşta ortaya çıkan mani sıklıkla ilaç kullanımı, demans, nörolojik hastalıklar, maligniteler gibi organik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Tartışma kısmında hastada neden herhangi bir organik etyoloji düşünülmediği ve kortikosteroid kullanımına bağlı ruhsal şikayetler riski açısından doktorlar olarak neler yapabileceğimiz açıklanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: kortikosteroid, manik belirtiler, psikoeğitim, risk değerlendirmesi


İlk Duygudurum Atağı ile İlişkili Katatoni: Olgu Sunumu

Tuba Üğüden, Zeynep Özge Dağoğlu, Yasin Kavla, Ömer Faruk Demirel

Sayfa 432


Giriş:
Giriş ve Amaç: Katatoni; motor, bilişsel ve affektif işlevleri etkileyen, yaşamı tehdit edebilen, ancak doğru tanı ve uygun tedavi ile belirgin düzelme sağlanabilen nöropsikiyatrik bir sendromdur. Katatoni, en sık duygudurum bozukluklarının seyri sırasında ortaya çıkmakta olup elektrokonvülsif tedavi (EKT) ve lorazepam en etkili tedavi yöntemleri olarak kullanılmaktadır. Bu olgu sunumunda, ilk atağı katatoni belirtileri ile seyreden bipolar bozukluk olgusu, klinik seyir ve tedavi yaklaşımı açısından tartışılacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Olgu: 18 yaşında kadın hasta, son aylarda artan uyku düzensizliği, sınav kaygısı ile sınav sabahı başlayan titreme-huzursuzluk ardından üç gün uykusuz kalma yakınmasıyla acil servise başvurmuştur. Acil serviste açılan damar yolunu “kendisine zehir verildiği” düşüncesiyle çıkaran hastanın, paranoid hezeyanlar, agresyon ve ara ara donup kalmalar nedeniyle psikiyatri servisine yatırıldığı öğrenildi. Hastaya oral alımı reddetmesi sebebiyle 2 kez haloperidol 5 mg, biperiden 2 mg enjeksiyon uygulandığı, takiplerinde yeme içme reddi, negativizm, rijidite, görülmesi üzerine alprazolam 1 mg verildiği, başlangıçtaki belirtilerinin gerilediği öğrenildi. Takibinde alprazolam 2,5 mg/gün tedavisine rağmen yeterli klinik yanıt alınamayan hasta, EKT gerekliliğiyle servisimize sevk edildi. Yatışında hastanın bilinci açık ancak oryantasyonu bozuktu, spontan konuşma yoktu, duygulanım aralığı daralmıştı, jeneralize tremor ve ilaç reddi mevcuttu. Kreatin kinaz düzeyi 2380 U/L, Bush Francis Katatoni Ölçeği (BFKÖ) skoru 11 olarak saptandı. Alprazolam 4 mg/gün şeklinde başlandı, BFKÖ skorunda gerileme izlendi ve yatış süresince 7 seans EKT uygulandı. EKT sonrası göz teması kuran, duygudurumu ötimik, spontan-akıcı konuşması olan ve düşünce içeriğinde patoloji saptanmayan hasta, bipolar bozukluk tanısı ve lityum 600 mg/gün ve olanzapin 20 mg/gün tedavisiyle remisyon halinde taburcu edildi. Olgu sunumu için hastadan yazılı onam alınmıştır. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç:
Tartışma ve Sonuç: Güncel çalışmalar katatoninin başta duygudurum bozuklukları olmak üzere nörolojik, metabolik ve çeşitli tıbbi durumlara bağlı olarak ortaya çıkabilen, bağımsız bir sendrom olduğu görüşünü desteklemektedir. Genellikle kronik süreçleri takiben geliştiği düşünülmekle birlikte, sunulan olguda olduğu gibi ilk duygudurum atağı sırasında da hızlı şekilde ortaya çıkabilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, Elektrokonvülsif tedavi, Katatoni, Lorazepam


Serebrovasküler Olay Sonrası Psikotik Belirtileri Olan Bir Vaka Sunumu

Ceylin Köksal, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Erol Göka

Sayfa 433


Giriş: Geç başlangıçlı psikotik bozukluklar;geç başlangıçlı şizofreni, delüzyonel bozukluk, nörodejeneratif süreçler ve sekonder beyin hastalıklarına bağlı psikozları kapsar.Etiyolojide vasküler, metabolik ve iyatrojenik etkenler sorgulanmalıdır.Serebrovasküler olay(SVO) sonrası gelişen psikoz (post-stroke psychosis,PSP), literatürde %4-6 sıklıkta bildirilmiş ve özellikle frontal-subkortikal lezyonlarla ilişkilendirilmiştir.PSP olgularında en sık görülen semptom perseküsyon sanrıları olup; halüsinasyonlar daha az sıklıktadır.Bu vaka sunumunda SVO sonrası psikotik belirtilerle seyreden bir hastanın tartışılması amaçlanmıştır. Vaka sunumu için hasta ve ailesinden onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli bir yaşında erkek hasta şüphecilik, takip edildiğine dair düşünceleri, öfke patlamaları olması nedeniyle ailesi tarafından hastanemiz acil servisine getirilmiştir. Daha öncesinde psikiyatrik yakınması olmayan hastanın şikayetleri Nisan 2024’te geçirdiği hipertansiyon nedenli iskemik SVO sonrası başlamış.Yaklaşık 2 aydır telefonuna çip takıldığını düşünme, birilerinin onu takip ettiğine ve zarar vereceğine dair yoğun düşünceleri, içe kapanma ve agresyon bulguları olması üzerine telefonunu çöpe atıp yurtdışındaki işinden ayrılarak Türkiye’ye dönmüş.Hastanın ruhsal durum muayenesinde künt duygulanım, savunucu tutum, perseküsyon sanrıları ve sınırlı içgörü izlenmişti. Dış merkezde yapılan beyin MRG’de sol corona radiata’da akut infarkt saptandığı görülmüştür.Hastanemizde yapılan Diffüzyon MRG’si ‘sol ventrikül komşuluğunda silik difüzyon kısıtlayan milimetrik iskemik olarak görünen şüphe uyandıran görünüm’ olarak raporlandı.Hastaya paliperidon 9 mg/gün başlanıp,iki hafta içinde hastanın perseküsyon sanrılarında belirgin gerileme saptanması ve yan etki görülmemesi üzerine paliperidon palmitat 100 mg/ay im tedavisi düzenlenerek taburcu edilmiştir.Hasta kısmi remisyonda takip edilmektedir. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: İnme sonrası gelişen psikotik bozukluklar, klinik pratikte nadir görülmekle birlikte hastanın işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir.Literatürde PSP olgularının genellikle sağ hemisfer, özellikle de sağ frontal ve temporal bölgelerdeki lezyonlarla ilişkili olduğu bildirilmekle birlikte, bizim vakamızda sol corona radiata tutulumu dikkat çekmektedir.Bu durum, frontal-subkortikal devrelerin her iki hemisferdeki bozulmasının da psikotik semptomlara zemin hazırlayabileceğini düşündürmektedir.Bu vaka, PSP’nin klinik farkındalık gerektiren bir durum olduğunu, özellikle ani başlayan psikotik belirtilerde nörolojik etiyolojilerin dışlanmasının önemini ve uygun antipsikotik tedavi ile belirgin klinik düzelme sağlanabileceğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Serebrovasküler olay, Korona radiata, Geç başlangıçlı şizofreni


Ruhsal Hastalık Tanısının Organik Patolojileri Gölgelemesi: Damgalanmanın Bir Olgu Sunumu İle İncelenmesi

Esat SABUNCU, Gülüzar ŞAŞMAZ, Sıdıka BAZİKİ

Sayfa 435


Giriş: Psikiyatrik tanılı bireylerde ortaya çıkan bedensel yakınmalar, sıklıkla ruhsal bozuklukluklara atfedilerek tanısal sapmaya yol açabilmektedir. Bu klinik yanılgı, mevcut psikiyatrik tanının klinisyenin dikkatini organik etiyolojiden uzaklaştırdığı, damgalanma temelli bir tablodur. Olgumuzda, bipolar bozukluk tanılı bir hastada gelişen pnömoni ve buna sekonder akut böbrek yetmezliği (ABY) üzerinden, damgalanmanın klinik yaklaşımı nasıl gölgeleyebildiği tartışıldı.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Bipolar bozukluk tanılı 28 yaşında kadın, 3-4 gündür süren halsizlik, iştahsızlık, uykuya meyil, ateş ve öksürük şikayetleriyle acil servise başvurdu. Acil servisten “Bipolar Bozukluk tanılı, ilaçlarını kullanmayan, iletişim ve beslenmede azalma şikayeti olan hastanın yatış açısından değerlendirilmesi” şeklinde psikiyatriye konsülte edildi. Değerlendirme sonrası hastanın düzenli takiplere geldiği ve ilaçlarını kullandığı öğrenildi. Hastanın mevcut kliniğinde duygudurum epizodu veya anlamlı psikopatoloji saptanmadı. Kullandığı ilaçlar lityum 600 mg/gün, olanzapin 10 mg/gün, aripiprazol 400 mg/ay, ketiapin 25 mg/gün olup bir hafta önceki lityum düzeyi 0,66 mmol/L (N:0-1,2) olarak saptanmıştı. Hastada ön planda enfeksiyon tablosu düşünülerek akciğer grafisi, ilgili laboratuvar ve lityum tetkikleri istendi. Tetkiklerinde CRP 22,5 mg/dl (N:0-0,5), sodyum 125 mmol/L (N:136-145), potasyum 7,3 mmol/L (N:3,5-5,1), lityum 1,19 mmol/L (N:0-1,2), kreatinin 2,87 mg/dl (0,55-1,02) saptandı. Akciğer grafisinde ve bilgisiyarlı tomografisinde sağ üst lobda konsolidasyon alanı izlendi. İlgili branşlar tarafından lober pnömoni ve pnömoniye sekonder ABY düşünülerek, göğüs hastalıklarınca 11 gün yoğun bakım, 3 gün servis yatışı yapılıp sonrasında taburcu edildi. Vaka sunumuyla ilgili hastadan aydınlatılmış onam alınmıştır. Sonuçlar: Bu olgu, psikiyatrik tanıya sahip bireylerde damgalanma ve önyargıların klinik karar süreçlerini etkileyerek organik patolojilerin saptanmasında gecikmeye yol açabileceğini göstermektedir.
Tartışma ve Sonuç: Psikiyatrik tanılı hastalarda semptomların yalnızca ruhsal rahatsızlıklara atfedilmesi, tanı ve tedavide gecikmeye yol açarak mortalite ve morbiditeyi ciddi ölçüde artırabilir. Bu nedenle, tüm hastaların önyargılardan arındırılmış bir tutumla, anamnez ve fizik muayene başta olmak üzere tıbbın temel tanı prensipleri atlanmadan ve multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekliliğini hatırlatmayı amaçladık.
Anahtar Kelimeler: Psikiyatrik rahatsızlıklar, Damgalanma, Bipolar Bozukluk, Ön Yargı


Şizofreni Tanılı Bir Hastada Düşük Doz Oral Amisülpirid ile İlişkili Kreatin Kinaz Yüksekliği: Olgu Sunumu

Christopher Deniz Polat, Yasin Kavla, Mehmet Murat Kırpınar, Cana Aksoy Poyraz

Sayfa 437


Giriş: Amisülpirid, özellikle negatif belirtilerin baskın olduğu şizofreni hastalarında tercih edilen atipik antipsikotiklerden biridir. Nadir olarak nöroleptik malign sendrom (NMS) ve NMS tablosuna eşlik eden kreatin kinaz (KK) yüksekliği ile ilişkilendirilmiştir. KK yüksekliği, rabdomiyoliz, kardiyak tutulum ve böbrek hasarı gibi ciddi komplikasyonların habercisi olabileceğinden klinik açıdan önem taşımaktadır. Bu olgu sunumunda, klozapin tedavisine düşük doz amisülpirid eklenmesi sonrası gelişen belirgin KK yüksekliği vakası üzerinden olası patofizyolojik mekanizmalar tartışılacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında erkek hasta konuşmama ve tuhaf davranışlar nedeniyle psikiyatri polikliniğine getirildi. Belirtilerinin 10 yıl önce başladığı, bu dönemde aile bireylerinden zarar görme düşünceleri olduğu, izleyen yıllarda dini içerikli yazılar biriktirme, konuşmaktan kaçınma, yalnızca yazarak iletişim kurma, özbakımda azalma olduğu bildirildi. Son bir yıldır yürüyüşünün yengeçvari olduğu, stereotipik baş hareketlerinin olduğu öğrenildi. Kliniğimize yatırılan hastaya klozapin 25 mg/gün başlandı, 21. günde 350 mg/gün olacak şekilde kademeli olarak artırıldı. Yeterli klinik yanıt alınamayan hastanın tedavisine 21. günde oral amisülpirid 400 mg/gün eklendi. 26. günde KK yüksekliği (3129 U/L) saptandı. Amisülpirid NMS şüphesiyle kesildi. İntravenöz hidrasyon başlandı, miyokardit ekarte edildi. KK düzeyleri 27. günde 2533 U/L, 28. günde 800 U/L, 29. günde 385 U/L, 30. günde 177 U/L’ye geriledi. Tedaviye klozapin ile devam edildi. Hastadan olgu sunumu için yazılı onam alınmıştır. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Amisülpirid, D2/D3 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlanan bir antipsikotiktir. Düşük dozlarda presinaptik D2 reseptörlerini bloke ederek dopamin salınımını artırabilirken, yüksek dozlarda postsinaptik D2 reseptör blokajı ile dopaminerjik iletimi azaltır. KK yüksekliği, amisülpirid kullanımı sırasında NMS gelişmeksizin de ortaya çıkabilmektedir. Bu durumun, ilacın kas hücre membran bütünlüğü üzerine doğrudan veya dolaylı etkisi ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Literatürde amisülpirid ile ilişkili KK yüksekliği olguları nadir olup genellikle dozdan bağımsız olarak bildirilmiştir. Bizim vakamızda düşük doz amisülpirid (400 mg/gün) kullanımının kısa sürede belirgin KK yüksekliğine yol açtığı gözlenmiştir. Bu nedenle amisülpirid tedavisi sırasında kas semptomları olmasa bile KK düzeylerinin izlenmesi olası komplikasyonların erken tanınması açısından önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Amisülpirid, şizofreni, kreatin kinaz yüksekliği, nöroleptik malign sendrom, atipik antipsikotik


Yayın Hakkında

Türk Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Psychiatry – Turk Psikiyatri Derg), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği’nin (TSRSD) bilimsel yayınıdır. 1990 yılından bu yana abonelik usulü ile yayımlanmaktadır. Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmaktadır. TPD 1990-2024 arasında Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmıştır. Dergi 2025, 36. Ciltten itibaren sürekli yayın sistemine geçmiştir, buna göre DOI alan her makale cilt, makale ve sayfa numarası ile çevrim içi yayınlanmaktadır. PubMed, Index Medicus, TUBİTAK Tıp, Psych-Info, Türkiye Atıf Dizini’nde yer alan dergi 2005 yılından beri Social Science Citation Index’te (SSCI) dizinlenmektedir