Giriş: Psikiyatri hastalarındaki genel tıbbi durumlar önemli ölçüde ihmal edilebilmekte ve bu
hastaların stigmatizasyon nedeniyle yanlış tanı ve yetersiz tedavi ihtimalleri olduğu
bilinmektedir. Bu vakada uzun süreli tremor ve baş ağrısı şikayetleri bulunan Hafif Düzey
Mental Retardasyon tanılı hastada intrakraniyal kitlenin teşhisi anlatılmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Hafif düzey mental retardasyon tanılı 65 yaş kadın hasta ellerde
tremor, baş ağrısı, unutkanlık ve agresyon şikayetleriyle başvurdu. Anamnezinde hastanın 10
yıldır ellerinde titreme, 4 yıldır baş ağrısı olduğu, 1 yıldır ağrısında, unutkanlığında artış ve baş
dönmesi olduğu,2 aydır uzağı görmekte zorlandığı öğrenildi.Hastanın şikayetleriyle
Nörolojiye başvurduğu ancak semptomların psikiyatrik tanısına bağlandığı öğrenildi. Hasta
mental retardasyona bağlı davranış problemleri ve depresif belirtileri nedeniyle risperidon ve
sertralin ile medikal tedavi almaktaydı. Ruhsal durum muayenesinde; bilinç açık, oryantasyon
tam, göz teması kısıtlı, konuşma hızı azalmış, affekti çökkündü. Algı kusuru tariflemedi.
Psikomotor retardasyonu mevcuttu. Fizik muayenede solda baskın olmak üzere ellerde bilateral
istirahat tremoru, sağ gözde pitoz ve horizontal nistagmus mevcuttu. Son dönemde artan
şikayetleri ve fizik muayene bulgularının altta yatan organisiteyle ilişkili olabileceği
düşünülerek tarafımızca istenen Kraniyal MRGde sol parietotemporal alanda ekstraaksiyel
yerleşimli kitlesel lezyon izlendi. Hasta intrakraniyal kitle (menenjiom) sebebiyle nöroşirurjiye
yönlendirildi ve operasyon planlandı. Hastada mental retardasyon tanısı bulunduğundan olgu
sunumu onamı yakınından alınmıştır.
Sonuçlar: Sonuç olarak vakamızda hastanın mental retardasyon tanısı nedeniyle intrakraniyal
kitle teşhisi açısından yıllarca gecikme yaşadığı anlaşılmıştır. Literatürde hastaların kendisini
iyi ifade edememesi ve psikiyatrist olmayan sağlık çalışanlarının önyargılı tutumunun bu
duruma katkıda bulunabildiği, hastaların somatik yakınmalarının tetkik edilmesinde
yetersizlikler olabileceği bildirilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Psikiyatrik bozukluk öyküsü bulunan hastalarda farklı fiziksel belirtiler
ortaya çıktığında bu durum psikiyatrik bozukluk ile ilişkilendirilerek bazen klinik semptomların
psikiyatrik tanıya sekonder olabileceği düşünülmekte ve eşlik eden organik patolojilerin tespiti
bu damgalanmanın etkisiyle gecikebilmektedir.Bu durumun morbiditeyi arttırdığı da
bilinmektedir. Bu nedenle stigma etkisinden sıyrılmak ve klinik şüphe oluştuğunda hastayı ilgili
branşlarla multidisipliner olarak değerlendirmek hastaların tedaviye erken erişiminde önem
taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Mental retardasyon, stigmatizasyon, intrakraniyal kitle
İrem Nur Demirel, Hakan Emre Babacan, Ömer Faruk Uygur
Sayfa 413
Sunum önizlemesi
Giriş: Tedaviye dirençli depresyon (TDD) olgularında uyku bozuklukları ve bilişsel işlev kaybı
yaygındır ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Hızlandırılmış transkraniyal manyetik
uyarım (TMU) tedavisi, bu alanlarda hızlı iyileşme potansiyeli taşıyan yeni bir yaklaşımdır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Kırk altı yaşında kadın hasta, polikliniğimize yaklaşık 1 yıldır
hemen her gün süren mutsuzluk, hayattan zevk alamama, uyku kalitesinde düşme, zihninin
yeterince çalışmadığını düşünme ve işlevsellikte düşme şikayetleriyle başvurdu. Özgeçmişinde
fluoksetin, paroksetin, venlafaksin ve duloksetin gibi tedavilerden yeterli yanıt alınamadığı
öğrenildi. Hasta bize başvurduğunda vortioksetin 20mg/gün kullanıyordu. Maudsley Tedavi
Direnci Ölçeklemesine göre hastanın tedavi direnç skoru 9du. İlaç tedavisinde herhangi bir
değişiklik yapılmaksızın hızlandırılmış TMU tedavisi planlandı; Sol dorsolateral prefrontal
korteks(DLPFK) hedeflenerek, 1800 atımlık intermittent theta burst stimulation(iTBS)
protokolü günde 5 seans, 10 gün, 30 dakika aralıklarla, toplamda 50 seans ve 90.000 atım iTBS
tedavisi uygulandı. Tedavi süresince yan etki gözlenmedi.Tedavi öncesinde montgomery
asberg depresyon ölçeği(MADÖ) puanı 32, hamilton depresyon değerlendirme ölçeği(HDDÖ)
puanı 25 olarak belirlendi. Tedavi sonrasında MADÖ 5e, HAM-D 3e geriledi. MADÖ ve
HDDÖ intihar puanları sırasıyla 2 ve 3ten 0a geriledi. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puanı
16dan 0a, uykusuzluk şiddeti indeksi 8den 0a geriledi. Montreal bilişsel değerlendirme
skoru 17den 22ye yükseldi. Yaşam kalitesi ölçeği puanı 48den 7ye düşüş gösterdi. Olgunun
kendisinden olgu sunumu için yazılı ve sözlü onam alınmıştır.
Sonuçlar: Bu olgu, hızlandırılmış TMU protokolünün sadece depresif belirtiler üzerinde değil,
uyku sorunları ve bilişsel işlevsellik üzerinde de etkili olabileceğini göstermektedir. Tedavi
süresince yan etki gelişmemesi yöntemin güvenilirliğini desteklemektedir. Tartışma ve Sonuç: Özellikle uykusuzluk, düşük yaşam kalitesi ve bilişsel sorunları olan TDD
hastalarında hızlandırılmış TMU hızlı etkili, ilaçsız bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bu
etkinin uzun dönem takiplerde devam edip etmeyeceği tartışmalıdır ve daha geniş hasta
gruplarında kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Tedaviye dirençli depresyon, Uyku kalitesi, TMU, Bilişsel fonksiyonlar,
Yaşam kalitesi
Giriş: Charles-Bonnet Sendromu (CBS), görme alanı veya görme işlevi etkilenmiş bireylerde,
içgörünün korunduğu görsel halüsinasyonlarla karakterize bir durumdur. Bu olgu; CBSnin
tanınmasının ve hastaların tedavi süreçlerinde psikiyatrik ve nörolojik yaklaşımların
entegrasyonunun önemini, doğru tanı konmasının hastaların yaşam kalitesini iyileştirici
etkilerini vurgulamayı amaçlamıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 74 yaşında kadın hasta, bir hafta önce başlayan ve içgörünün
korunduğu görsel halüsinasyonlar nedeniyle değerlendirildi. Hasta; zaman zaman ağzından ve
burnundan örümcekler ile yılanların çıktığını, yerde küçük insanlar ve duvarlarda su akıntısına
benzer desenler gördüğünü belirtti. Psikiyatrik öyküsü olmayan hastada, bilinç açık, bilişsel
işlevler doğaldı; işitsel ya da takipsel belirtiler gözlenmedi. Nörolojik görme alanı
muayenesinde makula korunumlu bilateral homonim hemianopsi mevcuttu. Görme kaybının
altında yatan nedenin değerlendirilmesi amacıyla yapılan kranial MRG'de, bilateral posterior
serebral arter enfarktına bağlı subakut iskemik lezyonlarla uyumlu difüzyon kısıtlılığı saptandı.
Sonuçlar: Ayırıcı tanıda deliryum, demans ve primer psikotik bozukluklar dışlanarak, görme
yollarının kortikal düzeyde etkilenmesine bağlı gelişen CBS ön tanısıyla düşük doz ketiapin
tedavisi başlandı. Ön tanı doğrultusunda göz hastalıkları kliniğinde yapılan görme alanı
muayenesi sonucunda kortikal görme kaybı ile uyumlu rapor alınmasıyla tanı CBS olarak
doğrulandı. Takipte halüsinasyonların belirgin şekilde gerilediği gözlemlendi. Tartışma ve Sonuç: Charles-Bonnet Sendromu, özellikle görsel sistemin periferik veya santral
düzeyde etkilenmesi sonucu ortaya çıkan ve hastanın içgörüsünün korunduğu, nonpsikotik
görsel halüsinasyonlarla seyreden nadir bir klinik tablodur. Görsel halüsinasyonlar genellikle
detaylı, karmaşık ve tekrarlayıcıdır; bu nedenle sıklıkla psikotik bozukluklarla karıştırılabilir.
Ancak içgörü varlığı, işitsel halüsinasyonların eşlik etmemesi, bilişsel işlevlerin korunması ve
eşlik eden başka psikotik belirti olmaması ayırıcı tanıda belirleyici olmaktadır. Sunulan vakada
olduğu gibi, serebral enfarkt sonrası gelişen kortikal görme bozukluğu Charles-Bonnet
Sendromunu tetikleyebilir. Klinisyenlerin, özellikle nöroloji ve psikiyatri acillerinde
karşılaşılabilecek bu sendroma yönelik farkındalıklarının artması; gereksiz antipsikotik
kullanımı, hastanın yanlış etiketlenmesi ve sosyal işlevselliğinin olumsuz etkilenmesini
önleyecektir. Bu bağlamda, CBSnin tanınması yalnızca doğru tedavi yaklaşımı için değil, aynı
zamanda hasta ve ailesinin bilgilendirilerek endişelerinin giderilmesi açısından da önemlidir. Anahtar Kelimeler: Charles-Bonnet Sendromu, görsel halüsinasyon, oksipital enfarkt,
kortikal görme kaybı
Hümeyra Yüce Kılıç, Doç. Dr. Ömer Faruk Uygur, Hakan Emre Babacan
Sayfa 416
Sunum önizlemesi
Giriş: Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS), tedaviye dirençli depresyonda (TDD) etkili
bir yöntemdir; ancak farklı protokoller arasındaki etkinlik karşılaştırmaları sınırlıdır. Bu olgu
sunumunda, TDDli bir hastada standart ve hızlandırılmış TMS protokollerinin depresyon ve
intihar düşüncelerine etkisi karşılaştırılmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli beş yaşında kadın hasta mutsuzluk, anhedoni, isteksizlik ve
intihar düşünceleri ile kliniğimize başvurdu. İkiden fazla farklı antidepresan ve antipsikotik
güçlendirme tedavisini yeterli doz ve sürede kullanmasına rağmen şikayetlerinin yeterince
geçmediği öyküsü alınan hasta TDD olarak kabul edildi. Hastanın son kullandığı tedavi
venlafaksin 225mg/gün, olanzapin 5mg/gün ve aripiprazol 10mg/gündü. Hastaya hızlandırılmış
bilateral TMS (sol DLPFK iTBS 5 Hz, 1800 atım, %90 + sağ DLPFK cTBS 5 Hz, 600 atım,
%80) 10 gün boyunca günde 5 seans olmak üzere toplam 50 seans uygulandı. Tedavi sonrası
Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ) puanı 26dan 11e, Montgomery-asberg
Depresyon Ölçeği (MADÖ) puanı 47den 27ye geriledi. HDDÖ 3. madde 3ten 1e, MADÖ
10. madde 6dan 2ye geriledi. Bir yıl sonra tekrar depresif belirtilerle başvuran ve aynı ilaç
tedavisini alan hastaya bu yatışında standart TMS (sol DLPFK, 10 Hz, 3000 atım) 10 gün
boyunca günde 2 seans toplam 20 seans uygulandı. Tedavi sonrası HDDÖ puanı 28dan 27ye,
MADÖ puanı 47den 45e geriledi. İntihar düşünce puanlarında değişiklik izlenmedi. Hastanın
geçmiş yatışı ve tekrarlayan depresif epizotları göz önünde bulundurularak hastaya lityum 600
mg/gün başlandı ve tekrar hızlandırılmış TMS protokolü uygulandı. Hızlandırılmış TMS ile
birlikte hastada hızlı bir yanıt gözlendi ve tedavi sonrasında MADÖ puanı 45ten 14e, HDDÖ
puanı 27den 8e geriledi. İntihar düşünce puanları ise 0a geriledi. Olgu sunumu için hastadan
yazılı ve sözlü onam alınmıştır.
Sonuçlar: Bu olguda hızlandırılmış TMS protokolü depresif belirtilerde ve intihar
düşüncelerinde belirgin azalma sağlarken, standart TMS anlamlı klinik iyileşme
göstermemiştir. Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, hızlandırılmış TMS'nin seans yoğunluğu ve sağ DLPFK ek
uygulamanın daha kısa sürede belirgin klinik yanıt sağladığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hızlandırılmış TMS, intihar düşünceleri, tedaviye dirençli depresyon
Giriş: Nörofibromatozis tip 2 (NF2), birçok psikiyatrik bozukluğa yol açabilen nadir genetik
bir hastalıktır. Yapılan çalışmalarda, nörofibromatozisli yetişkin hastaların %46,5inde en az bir
psikiyatrik komorbidite saptanmış olup en sık duygudurum ve anksiyete bozuklukları
bildirilmiştir. Psikotik bozukluklar ise nadiren rapor edilmiştir. Literatürde NF2 ile psikoz
birlikteliğine ilişkin sınırlı sayıda olgu mevcuttur. Bu vaka sunumunda, NF2 tanılı bir hastada
gelişen psikozun klinik özellikleri ele alınmıştır. Sunum için hastadan onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 29 yaşında erkek hasta,son dört aydır artan zarar göreceğine dair
şüphecilik, takip edildiğini düşünme, konuşmalarının kaydedildiğine inanma, huzursuzluk ve
uykusuzluk şikayetleri ile psikiyatri servisine yatırılmıştır. On dört yaşında NF2 tanısı alan
hasta, 2011 ve 2014 yıllarında menenjiom nedeniyle opere edilmiş ve ventrikülo-peritoneal şant
takılmıştır. Menenjiom nedeniyle sağ kulakta işitme kaybı, sağ gözde görme kaybı ve glokom
tanıları mevcuttur. Psikotik belirtileri ilk olarak 2021 yılında, babasının vefatı sonrasında
başlamış; bu dönemde şüphecilik, irritabilite ve uykusuzluk şikayetlerine rağmen psikiyatri
başvurusu olmamıştır. Benzer şikayetlerle bir yıl önce psikiyatriste başvuran hastaya Psikotik
Bozukluk tanısıyla essitalopram 20 mg/gün ve aripiprazol 5 mg/gün başlanmıştır. Düzenli
kullanımına rağmen şikayetlerinde belirgin gerileme olmayınca, yatışı yapılmış olanzapin 20
mg/gün ve diazepam 10 mg/gün başlanmış, kısmi yanıtla taburcu edilmiştir. Ayaktan
takiplerinde iki ay önce tedavisine risperidon 2 mg/gün eklenmiş olmasına karşın paranoid
hezeyanları kısmen devam eden hastanın takipleri devam etmektedir.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: NF2ye eşlik eden psikoz, literatürde sınırlı sayıda bildirilen nadir bir
klinik tablodur. Mevcut olgumuz, literatürde bildirilen nadir vakalarla uyumlu olup, NF2nin
yapısal beyin lezyonları ve santral sinir sistemi etkilenmesinin psikotik semptom gelişiminde
rol oynayabileceğini ve tedavi yanıtını olumsuz etkileyebileceğini düşündürmektedir. Bu olgu
özellikle tedaviye yanıtının yetersiz olduğu durumlarda, organik etiyoloji olasılığının
değerlendirilmesi, ayrıntılı nörolojik inceleme yapılması ve tedavinin multidisipliner ekip
yaklaşımı ile planlamasının önemini vurgulamaktadır. Benzer vakaların bildirilmesi, NF2 ile
psikiyatrik bozukluklar arasındaki ilişkinin ve tedavi stratejilerinin daha iyi ele alınmasına katkı
sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Nörofibromatozis, Psikotik Bozukluk
Mehmet Uluçay, Saleh Hasanlı, Dilara Çetin, Aila Gareayaghi
Sayfa 418
Sunum önizlemesi
Giriş: Lorlatinib ALK/ROS1+ küçük hücreli dışı akciğer kanseri vakalarında öne çıkan üçüncü
nesil tirozin kinaz inhibitörüdür. Merkezi sinir sistemine yüksek geçişi sebebiyle beyin
metastazlarında tercih edilmektedir. Bu özelliği dolayısıyla nöropsikiyatrik yan etkilere yol
açabilmektedir. Bu vakamızda lorlatinib kullanımı sonrası gelişen psikotik özellikli mani
olgusunu paylaşmayı amaçladık. Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında, erkek, lise mezunu, malulen emekli. Bilinen evre 4
akciğer adenokanseri, 3 kez geçirilmiş SVO, PE ve DVT öyküsü mevcut. Son 1,5 yıldır depresif
şikayetleri sebebiyle antidepresan ve antipsikotik tedavi düzenlenmiş, tedavi uyumu
düzensizmiş. Soygeçmişinde baba bipolar bozukluk ile takipliymiş. 6 aydır evre 4 akciğer
adenokanseri ile izlenen hasta, birinci sıra tedavi krizotinib'le progrese olmasının ardından
lorlatinib tedavisi başlanmış. Tedavi başlangıcından iki hafta sonra hareketlilik, uyku
ihtiyacında azalma, amaca yönelik hareketlerde, konuşmada, para harcamada, libidoda artış,
grandiyöz, persekütif, erotomanik sanrılar gelişmesi üzerine acil servisimize başvuran ve ilk
atak psikotik özellikli mani olarak değerlendirilen hastanın serviste yatarak tedavisi planlandı.
Yapılan beyin bilgisayarlı tomografi tetkikinde patoloji saptanmadı, nörolojik muayenesi
olağandı. Hastanın geliş Young mani skoru 36 idi. Hastanın yatış sürecinde lorlatinib
tedavisinin sonlandırılması planlandı, olanzapin 10 mg/gün tedavisi başlandı, tedricen 20
mg/güne kadar artırıldı. Hastanın şikayetlerinde kısmi gerileme olması ve tedavi uyumsuzluğu
sebebi ile uygulanan haloperidol 10 mg IM enjeksiyon, biperiden 5 mg IM enjeksiyon
tedavisinden fayda görmesi üzerine tedavisine haloperidol 10 mg/gün tb eklendi. Young mani
skoru ve şikayetleri gerileyen hasta, yatışının 14. gününde olanzapin 20 mg/gün ve haloperidol
10 mg/gün tb tedavisiyle taburcu edildi. Takiplerinde şikayetlerinin geçmesi ve Young mani
skorunun 3-5 aralığında seyretmesi üzerine hastanın haloperidol 10 mg/gün tb tedavisi
sonlandırıldı ve olanzapin 20 mg/gün tedavisinin devamı planlandı.
Sonuçlar: Lorlatinibin MSS'ye yüksek geçiş oranı nöropsikiyatrik yan etkilerinin sebebi
olarak görülmektedir. Vakanın soygeçmişi, psikiyatrik özgeçmişi hastalığın gelişiminde risk
faktörü olarak görülebilir, ancak literatürde psikiyatrik özgeçmişle lorlatinibin nöropsikiyatrik
yan etkileri arasında korelasyon gösterilmemiştir. Tartışma ve Sonuç: Lorlatinib benzeri yan etkileri olan ajanlarda vakanın yönetimi
multidisipliner yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Lorlatinib, ALK pozitif akciğer kanseri, Psikotik özellikli manik epizod,
ilaçla tetiklenen bipolar bozukluk.
Merve Çiğdem Gülgen, Can İbiş, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can
Sayfa 419
Sunum önizlemesi
Giriş: Fasioskapulohumeral musküler distrofi (FSHD) genetik kökenli, progresif kas
zayıflığıyla seyreden nadir bir hastalıktır. Psikotik bozukluklarla birlikteliği literatürde çok
sınırlı olup, genellikle olgu düzeyinde raporlanmıştır. Bu olgu, FSHD tanılı genç bir hastada
ortaya çıkan akut psikotik tablonun klinik özelliklerini ve tedavi seyrini sunmayı
amaçlamaktadır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi üç yaşında, lise mezunu erkek hasta doğum sonrası FSHD
tanısı ile takip edilmektedir. Daha önce psikiyatrik yakınması olmayan hasta, başvurusundan
iki ay önce FSHD tanılı kız kardeşinin evliliği sonrası aileyle iletişimi kesme, abur cubur
tüketiminde artış, geceleri araçla amaçsız dolaşma, eşyalara zarar verme, annesinin kopyası ile
değiştirildiğine ilişkin paranoid düşünceler ,çocukluğunda tanınan bir siyaset adamı tarafından
köşke götürüldüğünü, satranç ustası Magnus Carlsen ile satranç oynadığını, bu kişi tarafından
takip edildiği şeklinde paranoid ve grandiyöz sanrılarının olması nedeniyle psikiyatri kliniğine
başvurması üzerine yatışı yapıldı. Özgeçmişinde madde/alkol kullanım öyküsü olmayan
hastanın ruhsal durum muayenesinde büyüklük ve paranoid sanrılar, düşünce akışında
hızlanma, çağrışımlarda dağınıklık ve psikomotor huzursuzluk saptandı ve tedavisi olanzapin
10 mg/gün olarak düzenlendi. Takiplerinde AST ve ALT değerlerinde yükselme olması
sebebiyle tedavisi paliperidon 9 mg/gün ve klonazepam 1mg/gün olarak değiştirildi. Hastanın
takiplerinde sanrılarının kısmen gerilediği, agresyonun azaldığı gözlendi. Ekstrapiramidal
sistem (EPS) muayenesinde herhangi bir yan etki görülmedi. Halen paliperidon 9 mg/gün
tedavisi kullanan ve ayaktan kısmi remisyon ile takip edilen hastanın yan etki şikayeti yoktu.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: FSHDde psikotik bozukluk nadir olup, literatürde yalnızca birkaç vaka
bildirilmiştir. Genetik olarak doğrulanmış FSHD sendromlu bir ailede 3 nesilde iki erkekte
şizofreni görülmüştür.Diğer bir araştırmada 30 FSHD'li hastanın sağlıklı kontrollerle yapılan
nörogörüntüleme çalışmalarında gri cevher hacminde azalma gibi santral sinir sisteminde
yapısal değişiklikler bildirilmiş, bu değişikliklerin psikotik belirtilere yatkınlığı artırabileceği
öne sürülmüştür. Olgumuzda paranoid ve büyüklük sanrılarıyla seyreden psikotik tablo,
paliperidon tedavisine belirgin yanıt vermiştir. Sınırlı veri nedeniyle, FSHD-psikoz ilişkisini
açıklığa kavuşturacak genotip-fenotip ve nörogörüntüleme odaklı çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Fasioskapulohumeral Musküler Distrofi, Akut Psikoz
Rana Polat, İpek Altunay, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can
Sayfa 420
Sunum önizlemesi
Giriş: Frontotemporal demans(FTD), davranışsal ve psikiyatrik belirtilerin ön planda
olduğu,tedavisi güç bir nörodejeneratif hastalıktır.Farmakolojik tedaviler çoğu zaman sınırlı
etki gösterir.Literatürde bilişsel yan etkileri nedeniye demans tablosunda elektrokonvülsif
terapinin (EKT) kullanımı kısıtlıdır.FTD ve eşlik eden psikiyatrik bozukluklarda EKTnin
klinik yararına ilişkin bulgular paylaşılmaktadır.Sunum için onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Kırk üç yaşında kadın; uykusuzluk, huzursuzluk, paslı çivilerden
korkma, içe kapanma, varsanılar, kendi kendine konuşma şikayetleriyle servise
yatırılmıştır.Şikayetleri 2001de depresif belirtilerle başlamış, sonrasında sürekli olan psikotik
belirtilere eşlik eden manik ve depresif epizodlarla Şizoaffektif Bozukluk tanısıyla mükerrer
yatışları olmuştur. 2018den sonra belirtileri remisyona girmemiş ve bilişsel işlevlerde progresif
bozulma olmuştur. 2023te yatırılarak takip edilen hastanın beyin MRG, beyin PET, BOS
analizi, EEG tetkikleri yapılmış yaygın atrofi ve frontotemporal hipometabolizma saptanmış,
psikometrik incelemelerinde kısa süreli bellek ve dikkat bozukluğu bulunmuştur.Nöroloji
tarafından demans öntanısı ile takiplere başlanmıştır.Antipsikotiklere olan yan etki duyarlılığı
nedeniyle pek çok farklı antipsikotik tedavisi uygulanmış ancak ketiapinle
sedasyon,aripiprazolle tremor, amisülpiridle prolaktin artışı, olanzapinle kilo artışı,klozapinle
karaciğer fonksiyonlarında bozulma, paliperidon,valproatla parkinsonizm gelişmiştir. 2025te
psikotik şikayetlerinin artmasıyla yatışı yapılmış, Şizoaffektif Bozukluk ve FTD tanısıyla
Lamotrijin
200
mg/gün,Klozapin
200
mg/gün,Diazepam
7.5mg/gün,Biperiden
3mg/gün,Donepezil/Memantin 5/5 mg/gün başlanmıştır. Takiplerinde doz artışı sonrası
ajitasyon, tremor, uykusuzluk olması nedeniyle Donepezil/Memantin kesilmiş, psikotik
belirtilerin artmasıyla tekrar yatırılmıştır. 12 seans EKT sonrası belirtilerde, işlevsellikte, sosyal
katılımda belirgin düzelme izlenmiş, bilişsel yan etki gözlenmemiştir. İdame EKT ve Klozapin
200 mg ile takip edilmektedir.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Farmakolojik tedavilere yanıt vermeyen psikotik belirtiler üzerine eklenen
FTDli olguda;EKT ile bilişsel yan etki olmaksızın semptom kontrolü sağlanmış, idame EKT
ve klozapinle kontrol sürdürülmüştür. Literatüre bakıldığında kısıtlı sayıda çalışmada FTDli
hastaların psikiyatrik semptomlarının iyileşmesinde EKTnin faydası gözlenmiştir.Bilişsel yanetkileri nedeniyle demansta EKT kullanımı kısıtlı olsa da,seçilmiş vakalarda uygulanabilirliği
klinik açıdan önemlidir. Anahtar Kelimeler: Frontotemporal Demans, Elektrokonvülsif Terapi, Şizoaffektif Bozukluk
Giriş: Konjenital adrenal hiperplazi(KAH), adrenal kortekste kortizol sentezinde görev alan
enzimlerden birinin genetik eksikliği sonucu gelişen, otozomal resesif geçişli bir endokrin
bozukluktur. KAHnin nadir görülen formlarından biri olan 11?-hidroksilaz eksikliği(11
OHD),deoksikortikosteron birikimine bağlı hipertansiyon, virilizasyon ve hipokalemiyle
karakterizedir. Bu alt tipte hormonal ve gelişimsel etkilerin yanı sıra; hastalarda anksiyete
bozuklukları, depresyon, davranış sorunları ve beden algısı bozukluğu gibi çeşitli psikiyatrik
tabloların görülme riskini arttırabilmektedir. Bu olgu sunumunda amacımız, 11-OHD bağlı
KAH tanısı almış bir hastanın klinik ve psikiyatrik özelliklerini değerlendirmektir. Sunum için
onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi bir yaşında,kadın, doğumunda 11-OHD tanısı alan ilerleyen
yıllarda çoklu kliterovajinoplasti operasyonları yapılan hasta 3 aydır devam eden
mutsuzluk,isteksizlik, kendine zarar verici davranışlarda bulunma, aynada kendini beğenmeme,
ölüm düşünceleri şeklinde belirtileri nedeniyle servisimize yatırıldı.Hastanın ilk psikiyatrik
şikayetlerinin 2021 yılında depresif şikayetlerle başladığı,depresif bozukluk tanısıyla psikiyatri
takiplerinin olduğu, sertralin, ketiapin, aripiprazol, essitalopram,karbamazepin, fluoksetin
tedavilerini kullandığı, tedaviyle iyilik halinin kısmen sağlandığı, son tedavisinin essitalopram
20mg/g, fluoksetin 20mg/g, aripiprazol 30mg/g, karbamazepin 800mg/g, buspiron 15mg/g
şeklinde düzenlendiği öğrenildi.Yatışındaki muayenesinde kollarında mor strialar, obezitesi
mevcut olup, özbakımı azalmış, duygulanımı depresif, anerji ve anhedonisi, düşünce içeriğinde
bedenine yönelik olumsuz düşünceler ve suicidal fikirleri mevcuttu.Takiplerinde mutsuzluk,
isteksizlik, kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin gerilemesi üzerine depresif bozukluk
tanısıyla venlafaksin 75mg/g, karbamazepin 800mg/g tedavisi ile taburcu edildi, endokrinoloji
tarafından hidrokortizon 25mg, deksametazon 0.5mg tedavisi düzenlendi. Poliklinik
takiplerinde self-mutilatif davranışlarının ve depresif şikayetlerinin devam etmesi üzerine
tedavisi venlafaksin 150mg/g, karbamazepin 1000 mg/g, ketiapin 400 mg/g şeklinde
düzenlenerek psikoterapi görüşmelerine alındı.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: 11-OHD,hormonal bozuklukların yanı sıra psikiyatrik bozukluklar
açısından da riskli bir bozukluktur. Literatürde KAHlı bireylerde depresyon, anksiyete,
kendine zarar verme ve intihar düşüncelerinin sık olduğu bildirilmektedir. Olgumuzda
farmakolojik tedaviye kısmi yanıt alınmış, dirençli depresif belirtiler ve tekrarlayan kendine zarar verme davranışları izlenmiştir. Bu hastalarda düzenli psikiyatrik tarama, psikososyal
destek ve endokrin kontrol tedavi başarısını artırabilir. Anahtar Kelimeler: Konjenital Adrenal Hiperplazi, 11 Beta Hidroksilaz Eksikliği, Depresif
Bozukluk
Giriş: Katatoni başlarda sadece şizofreni ile ilişkilendirilmişse de diğer hastalıklarda karşımıza
çıkabilir.Katatoninin etyopatofizyolojisi çok net anlaşılamamış ciddi duygusal ve fiziksel
baskılara ilkel yanıt olduğu iddia edilmiştir .Katatonik depresyon nadirdir ama yaşamsal tehlike
oluşturduğundan en ağır alt tip kabul edilmektedir . Klinikte stupor ,mutizm ,negativizm ,
balmumu esnekliği ,basmakalıp davranışlar , ekolali ,postür alma, mannerizm , grimas
belirtilerinden en az üçü baskındır. Dehidratasyon ,emboli ve pnömoni görülebilir Yöntemler / Olgu Sunumu: 20 yaşında erkek yemek yememe , konuşmama şikayetleriyle
psikiyatri polikliniğine getirildi. İki hafta önce sosyal medyadaki yorumundan dolayı ifadesinin
alındığı, sonrasında evden çıkmama öz bakımda azalma belirtildi.Öncesinde sosyal kaygı
belirtileriyle sertralin ve essitalopram başlanmış tedaviyi yarıda bırakmış , psikotrop kullanımı
yoktu. Anne ve babasının ayrı , annesi ve kız kardeşiyle yaşıyor, hayvancılıkla uğraşıyor.
Ortaokul mezunu , okul başarısının ortalama , arkadaşlarıyla ilişkilerinin iyi , oyunlarda pasif.
İlk görüşmede sorulara yanıt vermedi, göz teması kurmadı. Düşünce içeriği başta
değerlendirilmeyen hastanın yatış sürecinde depresif ,suçluluk ve günahkarlık düşüncelerinin
ve perseküsyon hezeyanları vardı. Yatışının ikinci gününde mutizm, oral alımın kesilmesi, ağrılı
uyarana yanıt vermeme gibi katatoniyle uyumlu belirtiler gözlendi. Tuvalet ihtiyacını fark
etmeme, spontan hareketlerin azalması ve küntleşmenin başlamasıyla nörolojiye konsülte
edildi. Nörolojik değerlendirme görüntüleme, LP, EEG normaldi. Katatoniyle başlayan psikotik
depresyon ön tanısıyla yoğun bakımda takip edildi. Olanzapin ve essitalopram başlandı.
Yatışının 5. gününde baş sallama ile yanıt vermeye başladı. Oral alımın başlamasıyla servise
alındı. İletişimi sınırlı , komutları geç anladığı, afektte küntleşme ve düşünce akışında bloklar
görüldü. İlahi ve kendisi hakkında olumsuz konuşan sesler duyduğunu belirtti. BPRS skoru 56,
PANSS skoru 100 olarak puanlandı. İlerleyen günlerde olanzapin ve essitalopram dozu
arttırıldı. İletişimi, özbakımı arttı ve varsanıları sona erdi, psikometrik tetkiklerde düşüş
görüldü. Yatışının 31. gününde taburcu edildi.
Sonuçlar: Kişilik özelliklerine stresör eklenmesiyle katatoninin ortaya çıktığını görüyoruz Tartışma ve Sonuç: Ayırıcı tanılarda organik nedenler ekarte edilmelidir .Bipolar bozukluk ,
şizofreni ,NMS akılda tutulmalıdır . Katatoni birçok tıbbi durumla ilişkilidir . Anahtar Kelimeler: Katatoni ile giden psikotik depresyon
Yusuf Taha Toprak, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Erol Göka
Sayfa 425
Sunum önizlemesi
Giriş: Aripiprazol, D2 ve 5-HT1A reseptörlerinin güçlü bir parsiyel agonistik etkisi olan ve
diğer antipsikotiklere kıyasla daha düşük metabolik yan etkileri nedeniyle şizofreni, bipolar
bozukluk ve diğer psikiyatrik hastalıkların tedavisinde güvenle kullanılan ikinci nesil bir
antipsikotiktir.İkinci nesil antipsikotiklerin en sık görülen kardiyovasküler yan etkilerinden
birinin postüral hipotansiyon olduğu bildirilmiştir. Ancak, antipsikotiklere bağlı akut
hipertansiyon gelişimi hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu olgu sunumunda aripiprazol
kaynaklı sekonder hipertansiyon olgusu bildirilmektedir. Hastadan sunum için onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 44 yaşında, altı ay önce başlayan şüphecilik, anlamsız sözler
söyleme yakınmaları olan erkek hasta Organik Olmayan Psikoz tanısıyla mahkeme kararıyla
istemsiz olarak psikiyatri servisine yatışı yapıldı. Daha öncesinde bir kere psikiyatri yatışının
olduğu ve Zuklopentiksol 10damla/gün tedavisi önerildiği öğrenildi. Bilinen ek hastalığı
olmayan hastaya Aripiprazol 10mg/gün tedavisi başlandı, iki hafta içerisinde tedricen
30mg/güne yükseltildi ve sonrasında Aripiprazol uzun salınımlı enjeksiyon 400 mg/ay
uygulandı. Hastanın psikotik belirtileri gerilemekle beraber yatış takiplerinde taşikardisinin
olduğu (ortalama:110-120 atım/dk) ve hipertansif seyrettiği (ortalama:150/100mmHg) görüldü.
Dahiliye bölümünün önerisiyle hastanın hipertansiyon tedavisi için amlodipin 10mg/gün
başlandı. Hastanın ayaktan takiplerinde hipertansiyon tablosunun gerilememesi ve ek olarak
akatizi şikayetlerinin de eklenmesi üzerine aripiprazol tedavisi kesilerek risperidon tedavisine
geçildi ve tedricen 4 mg/gün dozunda eklendi.Tedavi değişikliği sonrası hipertansiyon ve
akatizi belirtilerinin gerilediği görülen ve normotansif seyreden hastanın amlodipin tedavisi
kesildi.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Sekonder hipertansiyon kliniğinde 5-HT 2A ve ?-1 adrenerjik reseptörlerin
önemli rol oynadığı bilinmektedir. Aripiprazolün kan basıncı üzerinde genellikle nötr bir etkisi
olduğu bildirilmekle birlikte ?-1A adrenerjik reseptör blokajının bazı hastalarda kompansatuar
sempatik aktivasyona yol açması ve D2 parsiyel agonizması ile dopaminerjik tonus artışının
dolaylı yoldan sempatik sistemi aktive etmesi nedeniyle nadir de olsa hipertansiyona sebep
olabileceği düşünülmektedir. Bu tür gelişmelerde yakın izlem, antihipertansif tedavi
düzenlenmesi veya antipsikotik değişikliği hasta güvenliğini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Aripiprazol, Hipertansiyon, Psikotik Bozukluk
Murat Salih Bulut, Arif Ekiciler, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can, Erol Göka
Sayfa 426
Sunum önizlemesi
Giriş: Akut pankreatit, karın ağrısı, yükselmiş amilaz-lipaz ile karakterize, yüksek mortalite ve
morbiditeye sahip bir hastalıktır. Nedenleri arasında safra taşları, alkol, sigara, ilaçlar,
metabolik bozukluklar, enfeksiyonlar ve otoimmün pankreatit yer alır. İlaca bağlı pankreatit,
tüm akut pankreatit vakalarının küçük bir kısmını oluştururken, psikotrop kullanımı bu
tablonun önemli nedenlerinden biridir. Bu olguda, kliniğimizde bipolar bozukluk tanısıyla
yatan ve olanzapin tedavisi altında akut pankreatit gelişen bir hasta sunulmuştur. Sunum için
hastadan onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Yirmi beş yaşında,erkek, son 20 gündür hareketlilik, azalmış uyku
ihtiyacı, sinirlilik, yoğun alkol ve kannabis kullanımı, para harcamada artış,riskli davranışlar ve
şüphecilik şikayetleriyle acil servise başvurdu. İlk başvurusu üç yıl önce depresif şikayetlerle
olmuş, amitriptilin, alprazolam,duloksetin tedavisi önerilmiş, ancak kısa sürede tedaviyi
bırakmıştı. Mevcut şikayetleriyle servise yatırılan hastanın muayenesinde irritabl duygulanım,
çağrışımlarda dağınıklık, persekütuar ve grandiyöz sanrıları vardı.Klinik izleminde psikomotor
eksitasyonu olması sebebiyle zuklopentiksol dekanoat 50mg, olanzapin 20 mg/gün,
klorpromazin 400mg/gün, valproik asit 2500 mg/gün ve diazepam 35mg/gün başlandı;klinik
faydanın kısmi olması üzerine Elektrokonvülsif Terapi(EKT) uygulandı.Servis takibinde
28.günde ateş, karın ağrısı ve kan testlerinde amilaz 135 U/L, lipaz 604 U/L, CRP 277 mg/L,
WBC 12.2 x10^9/L olduğu görüldü. Abdomen BT ile dahiliye tarafından akut pankreatit tanısı
konan hastaya destek tedavi düzenlenerek, olanzapin kesildi, EKT sonlandırıldı, klorpromazin
200 mg/gün ve diazepam 5 mg/gün dozlarına düşürüldü. Bir hafta sonra kliniği iyileşen hasta,
zuklopentiksol dekanoat/15 günde bir, klorpromazin 300 mg/gün ve diazepam 5 mg/gün ile
taburcu edildi.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Psikotroplara bağlı pankreatit gelişimine ilişkin çeşitli yayınlar
yapılmıştır.Olanzapinin
hipertrigliseridemiye
yol
açtığını
gösteren
çalışmalar
mevcuttur.Hipertrigliseridemi akut pankreatit etyolojileri arasında olsa da, bu vakada trigliserid
düzeyi 154mg/dL düzeyini geçmemiştir.Olanzapin kesilince pankreatit bulguları düzelmesi,
diğer etiyolojileri dışlamıştır.Bu nedenle olanzapin kullanımı farklı bir mekanizmayla da
pankreatite neden olabileceği ve özellikle çoklu antipsikotik kullanımının riski artırabileceği
göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Olanzapin, Akut Pankreatit
Giriş: Serebrovasküler olaylar (SVO), nörolojik ve psikiyatrik semptomların gelişmesine yol
açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle orta serebral arter (MCA) infarktları, beynin
frontal ve parietal bölgelerini etkileyerek motor ve kognitif işlevlerde bozulmalara neden
olabilir. Özellikle kaudat çekirdek ve putamen gibi bölgelerin etkilenmesi ile obsesif kompulsif
bozukluk (OKB) semptomlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu vaka sunumunda,
Şubat 2023'te sol MCA infarktı geçiren 61 yaşında kadın bir hastada gelişen OKB semptomları
tartışılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 61 yaşında, kadın, bekar, ilkokul mezunu, geçmişte yemek ve
moda sektöründe çalışmış, şu an çalışmıyor. Kızıyla birlikte yaşıyor. Aile öyküsünde bilinen
psikiyatrik ve nörolojik hastalık öyküsü yok. Hastada bilinen Behçet hastalığı ve hipertansiyon
tanıları mevcut. Şubat 2023te sağ orta serebral arter infarktı geçirmiş. Sol vücut yarısında
hemiparezi sekeli kalmış. Başka herhangi bir tıbbi hastalık veya ek psikiyatrik tanı yoktur.
Sonuçlar: Psikiyatrik yakınmaları Şubat 2023te sağ orta serebral arter infarktı geçirdikten
sonraki dönemde başlamış. İntruziv düşünceler şeklinde obsesyonlar ve sayı sayma şeklinde
kompulsif davranışlar nedeniyle ilk psikiyatri başvurusu Mart 2023te dış merkeze olmuş ve
sertralin 125 mg/gün tedavisi düzenlenmiş. Tedaviden fayda görmeyen hasta, Eylül 2024te
Ankara Etlik Şehir Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvurmuş. Sertralin tedavisini yeterli
dozda ve sürede kullandığı; fayda görmediği değerlendirilerek fluoksetin 20 mg tedavisi
başlanıp poliklinik takiplerinde 40 mg/güne yükseltilmiş. Yakınmaları gerileyen hastanın
tedavisi fluoksetin 40 mg/gün olarak sürdürülmüştür.Bu olgu sunumu, yayımlanmadan önce
hastanın vasisinden yazılı onam alınarak hazırlanmıştır. Tartışma ve Sonuç: OKB, tekrarlayan obsesyonlar ve kompulsiyonlarla karakterize genellikle
beyindeki frontostriatal devrelerin disfonksiyonu ile ilişkilendiriliren ruhsal bozukluktur.
Literatür verileri, post-stroke OKB vakalarının nadiren bildirildiğini, ancak frontal ve striatal
lezyonların özellikle OKB gelişimiyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu olgu, SVO
sonrası OKB gelişiminin mümkün olduğunu ve frontal-bazal ganglion devrelerinin bu süreçte
kritik rol oynadığını desteklemektedir. Erken tanı ve müdahale ile tedavi ve rehabilitasyon
başarısı ve yaşam kalitesini artırmak için izlemde nörolojik ve psikiyatrik semptomların
multidisipliner bir yaklaşım ile eş zamanlı değerlendirilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: obsesif kompülsif bozukluk, orta serebral arter infarktı, nöropsikiyatrik
komplikasyonlar, iskemik inme
Özge Varol, Hasancan Başkurt, Leyla Mammadova, Atila Erol
Sayfa 428
Sunum önizlemesi
Giriş: Lurasidon,1990larda geliştirilmiş,tandospirondan türetilen bir antipsikotiktir.Molekül
yapısında imide grubu korunmuş, aromatik kısmı benzizotiyazol şeklinde tasarlanmıştır.Bu
değişiklikle D2 ve 5-HT2A reseptörlerine bağlanma afinitesini artırırken,H1, M1 ve ?1
adrenerjik reseptörlerine bağlanmasını azaltılmıştır. İlacın 5-HT1A ve 5-HT7 reseptörlerine
afinitesi anksiyolitik, antidepresan ve bilişsel işlevleri iyileştirici etkiler sağlar. Literatürde
genellikle doz bağımsız nötropeni bildirilmiş olsa da,bu çalışmada doz bağımlı lökopeni gelişen
bir şizofreni olgusu sunulmaktadır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz yaşında,bekar,muhasabeci,önlisans mezunu kadın hasta
TRSMden işitsel halüsinasyonlarına bağlı kendine zarar verme davranışlarının artması üzerine
başvurdu.Daha önce bilinen bir psikiyatrik rahatsızlığı olmayan hastanın 2016 yılında Şizofreni
tanısını aldığı, geçmişte 4 kez psikiyatri servisinde yatarak tedavi gördüğü öğrenildi.Psikiyatrik
muayenede görsel ve işitsel halüsinasyonlar ve bu halüsinasyonlara bağlı kendine zarar verici
davranışlar saptandı.Hastalıkla ilgili kısmi içgörüsü olmakla birlikte tedaviye uyumluydu.
Hastaya lurasidon 80 mg,paliperidon 12 mg,sertralin 50 mg,aripiprazol 10 mg kademeli olarak
başlandı.Lurasidon 120 mga kadar kademeli olarak arttırıldığı zaman hastada lökopeni
görülmesi üzerine lurasidon 80 mga düşürüldü.Düzenlenen tedavi sonrasında psikotik
içeriğinde gerileme gözlenen hastada hemogram sonuçları da normal sınırlardaydı.Hasta 16
haftalık takibi boyunca düzenli olarak ilaç kullandı,işlevselliğini geri kazandı.Vakanın sunum
yapılması için hastadan onam alınmıştır.
Sonuçlar: Vakamızda lurasidona bağımlı lökopeni mekanizması incelencek olursa; Lurasidon
veya metabolitleri nötrofil yüzeyine bağlanıp antikor oluşumunu tetikler, kompleman sistemi
aktive olur ve nötrofiller yıkılır.Ayrıca ilacın veya metabolitlerinin granülosit öncül hücrelerine
direkt toksik etkisi sonucu nötrofil üretimi azalır. CYP3A4 metabolizması sırasında oluşan
reaktif ara ürünler oksidatif stres ve apoptoz ile nötrofilleri veya öncül hücreleri hasarlar. Tartışma ve Sonuç: Bu vakada gözlenen hematolojik değişiklikler, lurasidon kullanımına bağlı
lökopeninin doz bağımlı gelişebileceğini düşündürmektedir. Klinik pratiğe yansıyan bu bulgu,
özellikle uzun süreli tedavilerde ve yüksek dozlarda lurasidon reçete edilen hastalarda düzenli
tam kan sayımı ile hematolojik parametrelerin izlenmesinin önemini ortaya koymaktadır. Erken
dönemde fark edilen lökosit düşüklüğü, ciddi komplikasyonların önlenmesi açısından kritik
olabilir. Anahtar Kelimeler: Lurasidon, Şizofreni, Lökopeni
Giriş: Yaşlı bireylerde duyusal kayıplar, özellikle görme kaybı, psikotik yaşantılara zemin
hazırlayabilir(1). Bu sunumda, iki gözde ciddi görme kaybı olan ve ileri yaşta delüzyonel
parazitoz belirtileri ile başvuran bir olgu sunulmaktadır. Bu olgu sunumu ile, ileri yaşlı
bireylerde duyusal kayıpların psikotik yaşantılarla ilişkisini ve delüzyonel parazitoz gibi nadir
tabloların tedavi yaklaşımlarını değerlendirmek amaçlanmış, vaka sunumu için kişiden onam
alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 73 yaşında kadın hasta, iki aydır derisinin altında böceklerin
gezdiğine dair şikayetiyle Dermatoloji Bölümünden yönlendirildi. Yüz ve kafa derisinde
kaşımaya bağlı ortaya çıkan ekskoriyasyonlar mevcuttu. Böcekleri bastırarak patlattığını
ifade ediyordu. Altı ay önce sol meme altında gelişen mantar enfeksiyonunu yüzüne
bulaştırdığına inanıyordu. 2004 ve 2015 yıllarında iki ayrı serebrovasküler olay sonrası gelişen
iki gözünde de ciddi görme kaybı mevcuttu. Psikiyatrik öyküsünde; 2022 yılında depresif
yakınmalarla kısa süreli essitalopram kullanımı mevcuttu. Halihazırda uykusuzluk nedeniyle
ketiyapin 25 mg/ gün kullanmaktaydı. Önceki başvurularında aktif psikotik bulgu izlenmemişti.
Astım dışında bilinen tıbbi hastalığı yoktu. Alkol, madde kullanım öyküsü bulunmamaktaydı.
Mini Mental Skor: 27/30 olarak değerlendirildi, demans lehine belirgin bir bulgu saptanmadı.
Muayenesinde; bilinci açık, koopere, oryanteydi, psikomotor hızı olağan, duygudurumu ötimik,
affekti duygudurumuyla uyumluydu, formal düşünce bozukluğu saptanmadı, somatik sanrıları
mevcuttu. Taktil halüsinasyon tariflenmekteydi. Bellek muayenesi doğal, muhakemesi
yerindeydi. Uykuları iyi, iştahı olağandı.
Sonuçlar: Hastaya risperidon (0.51 mg) başlandı. Bir ay sonra semptomlarda kısmi azalma
tarifleyen hastada artan sedasyon nedeniyle amisulpirid tedavisine geçiş yapıldı. Bir ay 100
mg/gün amisulprid kullanımı sonrası psikotik semptomlarında gerileme sağlandı. Herhangi bir
algı patolojisi tariflemiyordu, sanrıya yönelik davranışlarında belirgin azalma mevcuttu,
böceklerin artık "gitmiş olduğunu" ifade etmekteydi. Ancak ilaca bağlı EPS semptomları
nedeniyle amisülprid tedavisi kesildi. Tartışma ve Sonuç: Delüzyonel parazitoz nadir gözlenen bir tablodur, ileri yaş ve kadın
cinsiyet risk faktörlerindendir, anksiyete, depresyon komorbiditesi sıktır. Birinci basamak
tedavide atipik antipsikotikler tercih edilir(2). Yaşlı bireylerdeki delüzyonel parazitoz
olgularında, altta yatan duyusal kayıpların değerlendirilmesi, tedavi yanıtlarının yakından
izlenmesi ve ilaç yan etkilerinin dikkatle ele alınması gerekir. Anahtar Kelimeler: "deluzyonel parazitoz" "görme kaybı" "taktil halüsinasyon" "somatik
sanrı"
Giriş: Güçlü anti-inflamatuar ve immünosüpresif etkileriyle bilinen kortikosteroidler,
otoimmün bozukluklardan alerjik reaksiyonlara kadar çok çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde
önemlidir. Steroidle tedavi edilen hastaların yaklaşık %5'inde mani, psikoz ve deliryum dahil
olmak üzere bir çok psikiyatrik bozukluk görülebilmektedir. Bu olguda prednizolon kullanımı
sonrası manik atak belirtileri gösteren bir hastanın vaka sunumu yapılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Daha önce psikiyatri başvurusu olmayan 58 yaşında kadın hasta,
30 nisan tarihinde başlayan ve giderek artan hareketlilik, uykusuzluk, özgüvende artış, konuşma
miktarı ve hızında artış, şüphecilik şikayetleri ile hastanemiz polikliniğine başvurdu. 26
Nisandan beri kullandığı prednizolon sonrası şikayetlerinin başladığı öğrenildi. Daha önce
psikiyatrik tanı ve tedavi öyküsü olmadığı, yakınlarından alınan bilgiden daha önce psikiyatrik
hastalık bulgusu olmadığı anlaşıldı. Ayırıcı tanı açısından gerekli tetkikler yapıldı. Ön planda
ilacın yol açtığı mani ve ilişkili bozukluk olduğu düşünülerek hastaya olanzapin ve diazepam
tedavileri başlandı. Prednizolon tedavisi kesildi. Hastanın tedavi başlangıcının ardından
yaklaşık 3 hafta içerisinde semptomları tamamen gerilediği gözlemlendi. 3 aylık takibin
ardından sedasyon ve kilo artışı yan etkisinden dolayı olanzapin kesildi. (Bilimsel bir toplantıda
sunulmak üzere hastadan onam alınmıştır.)
Sonuçlar: Sunulan vaka, oral kortikosteroid kullanımına bağlı gelişebilecek nöropsikiyatrik
semptomlara dikkat çekmeyi , steroid kullanımına ilişkin psikiyatrik hastalıkların klinik
yönetimi konusunda fikir vermeyi amaçlamaktadır. Tartışma ve Sonuç: Olgu, tanısal açıdan değerlendirildiğinde taşkın duygudurum, özgüvende
artış, uykuda azalma, konuşkanlık, amaca yönelik aktivitede artış ile bu belirtilerin organik
etiyolojiden kaynaklanmaması ve ilaç kullanımının hemen ardından başlaması üzerine DSM-V
krtiterlerine göre ilacın yol açtığı ikiuçlu ve ilişkili bozukluk tanısı almıştır. İleri yaşta ortaya
çıkan mani sıklıkla ilaç kullanımı, demans, nörolojik hastalıklar, maligniteler gibi organik
nedenlerden kaynaklanmaktadır. Tartışma kısmında hastada neden herhangi bir organik etyoloji
düşünülmediği ve kortikosteroid kullanımına bağlı ruhsal şikayetler riski açısından doktorlar
olarak neler yapabileceğimiz açıklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: kortikosteroid, manik belirtiler, psikoeğitim, risk değerlendirmesi
Tuba Üğüden, Zeynep Özge Dağoğlu, Yasin Kavla, Ömer Faruk Demirel
Sayfa 432
Sunum önizlemesi
Giriş: Giriş ve Amaç: Katatoni; motor, bilişsel ve affektif işlevleri etkileyen, yaşamı tehdit
edebilen, ancak doğru tanı ve uygun tedavi ile belirgin düzelme sağlanabilen nöropsikiyatrik
bir sendromdur. Katatoni, en sık duygudurum bozukluklarının seyri sırasında ortaya çıkmakta
olup elektrokonvülsif tedavi (EKT) ve lorazepam en etkili tedavi yöntemleri olarak
kullanılmaktadır. Bu olgu sunumunda, ilk atağı katatoni belirtileri ile seyreden bipolar bozukluk
olgusu, klinik seyir ve tedavi yaklaşımı açısından tartışılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Olgu: 18 yaşında kadın hasta, son aylarda artan uyku düzensizliği,
sınav kaygısı ile sınav sabahı başlayan titreme-huzursuzluk ardından üç gün uykusuz kalma
yakınmasıyla acil servise başvurmuştur. Acil serviste açılan damar yolunu kendisine zehir
verildiği düşüncesiyle çıkaran hastanın, paranoid hezeyanlar, agresyon ve ara ara donup
kalmalar nedeniyle psikiyatri servisine yatırıldığı öğrenildi. Hastaya oral alımı reddetmesi
sebebiyle 2 kez haloperidol 5 mg, biperiden 2 mg enjeksiyon uygulandığı, takiplerinde yeme
içme reddi, negativizm, rijidite, görülmesi üzerine alprazolam 1 mg verildiği, başlangıçtaki
belirtilerinin gerilediği öğrenildi. Takibinde alprazolam 2,5 mg/gün tedavisine rağmen yeterli
klinik yanıt alınamayan hasta, EKT gerekliliğiyle servisimize sevk edildi. Yatışında hastanın
bilinci açık ancak oryantasyonu bozuktu, spontan konuşma yoktu, duygulanım aralığı
daralmıştı, jeneralize tremor ve ilaç reddi mevcuttu. Kreatin kinaz düzeyi 2380 U/L, Bush
Francis Katatoni Ölçeği (BFKÖ) skoru 11 olarak saptandı. Alprazolam 4 mg/gün şeklinde
başlandı, BFKÖ skorunda gerileme izlendi ve yatış süresince 7 seans EKT uygulandı. EKT
sonrası göz teması kuran, duygudurumu ötimik, spontan-akıcı konuşması olan ve düşünce
içeriğinde patoloji saptanmayan hasta, bipolar bozukluk tanısı ve lityum 600 mg/gün ve
olanzapin 20 mg/gün tedavisiyle remisyon halinde taburcu edildi. Olgu sunumu için hastadan
yazılı onam alınmıştır.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Tartışma ve Sonuç: Güncel çalışmalar katatoninin başta duygudurum
bozuklukları olmak üzere nörolojik, metabolik ve çeşitli tıbbi durumlara bağlı olarak ortaya
çıkabilen, bağımsız bir sendrom olduğu görüşünü desteklemektedir. Genellikle kronik süreçleri
takiben geliştiği düşünülmekle birlikte, sunulan olguda olduğu gibi ilk duygudurum atağı
sırasında da hızlı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, Elektrokonvülsif tedavi, Katatoni, Lorazepam
Giriş: Geç başlangıçlı psikotik bozukluklar;geç başlangıçlı şizofreni, delüzyonel bozukluk,
nörodejeneratif süreçler ve sekonder beyin hastalıklarına bağlı psikozları kapsar.Etiyolojide
vasküler, metabolik ve iyatrojenik etkenler sorgulanmalıdır.Serebrovasküler olay(SVO) sonrası
gelişen psikoz (post-stroke psychosis,PSP), literatürde %4-6 sıklıkta bildirilmiş ve özellikle
frontal-subkortikal lezyonlarla ilişkilendirilmiştir.PSP olgularında en sık görülen semptom
perseküsyon sanrıları olup; halüsinasyonlar daha az sıklıktadır.Bu vaka sunumunda SVO
sonrası psikotik belirtilerle seyreden bir hastanın tartışılması amaçlanmıştır. Vaka sunumu için
hasta ve ailesinden onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli bir yaşında erkek hasta şüphecilik, takip edildiğine dair
düşünceleri, öfke patlamaları olması nedeniyle ailesi tarafından hastanemiz acil servisine
getirilmiştir. Daha öncesinde psikiyatrik yakınması olmayan hastanın şikayetleri Nisan 2024te
geçirdiği hipertansiyon nedenli iskemik SVO sonrası başlamış.Yaklaşık 2 aydır telefonuna çip
takıldığını düşünme, birilerinin onu takip ettiğine ve zarar vereceğine dair yoğun düşünceleri,
içe kapanma ve agresyon bulguları olması üzerine telefonunu çöpe atıp yurtdışındaki işinden
ayrılarak Türkiyeye dönmüş.Hastanın ruhsal durum muayenesinde künt duygulanım,
savunucu tutum, perseküsyon sanrıları ve sınırlı içgörü izlenmişti. Dış merkezde yapılan beyin
MRGde sol corona radiatada akut infarkt saptandığı görülmüştür.Hastanemizde yapılan
Diffüzyon MRGsi sol ventrikül komşuluğunda silik difüzyon kısıtlayan milimetrik iskemik
olarak görünen şüphe uyandıran görünüm olarak raporlandı.Hastaya paliperidon 9 mg/gün
başlanıp,iki hafta içinde hastanın perseküsyon sanrılarında belirgin gerileme saptanması ve yan
etki görülmemesi üzerine paliperidon palmitat 100 mg/ay im tedavisi düzenlenerek taburcu
edilmiştir.Hasta kısmi remisyonda takip edilmektedir.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: İnme sonrası gelişen psikotik bozukluklar, klinik pratikte nadir görülmekle
birlikte hastanın işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir.Literatürde PSP olgularının genellikle
sağ hemisfer, özellikle de sağ frontal ve temporal bölgelerdeki lezyonlarla ilişkili olduğu
bildirilmekle birlikte, bizim vakamızda sol corona radiata tutulumu dikkat çekmektedir.Bu
durum, frontal-subkortikal devrelerin her iki hemisferdeki bozulmasının da psikotik
semptomlara zemin hazırlayabileceğini düşündürmektedir.Bu vaka, PSPnin klinik farkındalık
gerektiren bir durum olduğunu, özellikle ani başlayan psikotik belirtilerde nörolojik
etiyolojilerin dışlanmasının önemini ve uygun antipsikotik tedavi ile belirgin klinik düzelme
sağlanabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Serebrovasküler olay, Korona radiata, Geç başlangıçlı şizofreni
Giriş: Psikiyatrik tanılı bireylerde ortaya çıkan bedensel yakınmalar, sıklıkla ruhsal
bozuklukluklara atfedilerek tanısal sapmaya yol açabilmektedir. Bu klinik yanılgı, mevcut
psikiyatrik tanının klinisyenin dikkatini organik etiyolojiden uzaklaştırdığı, damgalanma
temelli bir tablodur. Olgumuzda, bipolar bozukluk tanılı bir hastada gelişen pnömoni ve buna
sekonder akut böbrek yetmezliği (ABY) üzerinden, damgalanmanın klinik yaklaşımı nasıl
gölgeleyebildiği tartışıldı. Yöntemler / Olgu Sunumu: Bipolar bozukluk tanılı 28 yaşında kadın, 3-4 gündür süren
halsizlik, iştahsızlık, uykuya meyil, ateş ve öksürük şikayetleriyle acil servise başvurdu. Acil
servisten Bipolar Bozukluk tanılı, ilaçlarını kullanmayan, iletişim ve beslenmede azalma
şikayeti olan hastanın yatış açısından değerlendirilmesi şeklinde psikiyatriye konsülte edildi.
Değerlendirme sonrası hastanın düzenli takiplere geldiği ve ilaçlarını kullandığı öğrenildi.
Hastanın mevcut kliniğinde duygudurum epizodu veya anlamlı psikopatoloji saptanmadı.
Kullandığı ilaçlar lityum 600 mg/gün, olanzapin 10 mg/gün, aripiprazol 400 mg/ay, ketiapin 25
mg/gün olup bir hafta önceki lityum düzeyi 0,66 mmol/L (N:0-1,2) olarak saptanmıştı. Hastada
ön planda enfeksiyon tablosu düşünülerek akciğer grafisi, ilgili laboratuvar ve lityum tetkikleri
istendi. Tetkiklerinde CRP 22,5 mg/dl (N:0-0,5), sodyum 125 mmol/L (N:136-145), potasyum
7,3 mmol/L (N:3,5-5,1), lityum 1,19 mmol/L (N:0-1,2), kreatinin 2,87 mg/dl (0,55-1,02)
saptandı. Akciğer grafisinde ve bilgisiyarlı tomografisinde sağ üst lobda konsolidasyon alanı
izlendi. İlgili branşlar tarafından lober pnömoni ve pnömoniye sekonder ABY düşünülerek,
göğüs hastalıklarınca 11 gün yoğun bakım, 3 gün servis yatışı yapılıp sonrasında taburcu edildi.
Vaka sunumuyla ilgili hastadan aydınlatılmış onam alınmıştır. Sonuçlar: Bu olgu, psikiyatrik tanıya sahip bireylerde damgalanma ve önyargıların klinik karar
süreçlerini etkileyerek organik patolojilerin saptanmasında gecikmeye yol açabileceğini
göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Psikiyatrik tanılı hastalarda semptomların yalnızca ruhsal rahatsızlıklara
atfedilmesi, tanı ve tedavide gecikmeye yol açarak mortalite ve morbiditeyi ciddi ölçüde
artırabilir. Bu nedenle, tüm hastaların önyargılardan arındırılmış bir tutumla, anamnez ve fizik
muayene başta olmak üzere tıbbın temel tanı prensipleri atlanmadan ve multidisipliner bir
yaklaşımla değerlendirilmesi gerekliliğini hatırlatmayı amaçladık. Anahtar Kelimeler: Psikiyatrik rahatsızlıklar, Damgalanma, Bipolar Bozukluk, Ön Yargı
Christopher Deniz Polat, Yasin Kavla, Mehmet Murat Kırpınar, Cana Aksoy Poyraz
Sayfa 437
Sunum önizlemesi
Giriş: Amisülpirid, özellikle negatif belirtilerin baskın olduğu şizofreni hastalarında tercih
edilen atipik antipsikotiklerden biridir. Nadir olarak nöroleptik malign sendrom (NMS) ve NMS
tablosuna eşlik eden kreatin kinaz (KK) yüksekliği ile ilişkilendirilmiştir. KK yüksekliği,
rabdomiyoliz, kardiyak tutulum ve böbrek hasarı gibi ciddi komplikasyonların habercisi
olabileceğinden klinik açıdan önem taşımaktadır. Bu olgu sunumunda, klozapin tedavisine
düşük doz amisülpirid eklenmesi sonrası gelişen belirgin KK yüksekliği vakası üzerinden olası
patofizyolojik mekanizmalar tartışılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında erkek hasta konuşmama ve tuhaf davranışlar nedeniyle
psikiyatri polikliniğine getirildi. Belirtilerinin 10 yıl önce başladığı, bu dönemde aile
bireylerinden zarar görme düşünceleri olduğu, izleyen yıllarda dini içerikli yazılar biriktirme,
konuşmaktan kaçınma, yalnızca yazarak iletişim kurma, özbakımda azalma olduğu bildirildi.
Son bir yıldır yürüyüşünün yengeçvari olduğu, stereotipik baş hareketlerinin olduğu öğrenildi.
Kliniğimize yatırılan hastaya klozapin 25 mg/gün başlandı, 21. günde 350 mg/gün olacak
şekilde kademeli olarak artırıldı. Yeterli klinik yanıt alınamayan hastanın tedavisine 21. günde
oral amisülpirid 400 mg/gün eklendi. 26. günde KK yüksekliği (3129 U/L) saptandı.
Amisülpirid NMS şüphesiyle kesildi. İntravenöz hidrasyon başlandı, miyokardit ekarte edildi.
KK düzeyleri 27. günde 2533 U/L, 28. günde 800 U/L, 29. günde 385 U/L, 30. günde 177
U/Lye geriledi. Tedaviye klozapin ile devam edildi. Hastadan olgu sunumu için yazılı onam
alınmıştır.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Amisülpirid, D2/D3 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlanan bir
antipsikotiktir. Düşük dozlarda presinaptik D2 reseptörlerini bloke ederek dopamin salınımını
artırabilirken, yüksek dozlarda postsinaptik D2 reseptör blokajı ile dopaminerjik iletimi azaltır.
KK yüksekliği, amisülpirid kullanımı sırasında NMS gelişmeksizin de ortaya çıkabilmektedir.
Bu durumun, ilacın kas hücre membran bütünlüğü üzerine doğrudan veya dolaylı etkisi ile
ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Literatürde amisülpirid ile ilişkili KK yüksekliği olguları
nadir olup genellikle dozdan bağımsız olarak bildirilmiştir. Bizim vakamızda düşük doz
amisülpirid (400 mg/gün) kullanımının kısa sürede belirgin KK yüksekliğine yol açtığı
gözlenmiştir. Bu nedenle amisülpirid tedavisi sırasında kas semptomları olmasa bile KK
düzeylerinin izlenmesi olası komplikasyonların erken tanınması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Amisülpirid, şizofreni, kreatin kinaz yüksekliği, nöroleptik malign
sendrom, atipik antipsikotik
Yayın Hakkında
Türk Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Psychiatry – Turk Psikiyatri Derg), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği’nin (TSRSD) bilimsel yayınıdır. 1990 yılından bu yana abonelik usulü ile yayımlanmaktadır. Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmaktadır. TPD 1990-2024 arasında Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmıştır. Dergi 2025, 36. Ciltten itibaren sürekli yayın sistemine geçmiştir, buna göre DOI alan her makale cilt, makale ve sayfa numarası ile çevrim içi yayınlanmaktadır. PubMed, Index Medicus, TUBİTAK Tıp, Psych-Info, Türkiye Atıf Dizini’nde yer alan dergi 2005 yılından beri Social Science Citation Index’te (SSCI) dizinlenmektedir