Giriş: Okülerjik kriz, genellikle antipsikotik ilaçlar ile ilişkili gözlerin istemsiz ve yukarıya
doğru deviasyonu ile karakterize akut distonik bir reaksiyondur. Mekanizmasında
dopaminerjik-nigrostriatal yolaktaki dengenin bozulması rol oynar. Güncel veriler okulerjik
krize nadiren de olsa seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSGİ) ilaçların tetikleyebildiğine
ilişkin bilgiler sağlamaktadır. SSGİlere bağlı ekstrapiramidal yan etkiler nadir görülse de,
klinik seyir açısından önem taşır. Bu olgu sunumunda, dissosiyatif özellikli depresyon tanısı ile
takip edilen genç bir hastada fluvoksamin kullanımına bağlı gelişen okülerjik kriz ve tedavi
yaklaşımı paylaşılmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 18 yaşında kadın hasta, yaklaşık 24 saattir devam eden gözlerde
istemsiz yukarı deviasyon gelişmesi üzerine acil servise başvurdu. Nörolojik muayenede
zorunlu yukarı bakış pozisyonu dışında patoloji saptanmadı. Dişli çark belirtisi, rijidite
saptanmadı. Vital bulguları stabildi. Okülerjik kriz tanısı konuldu. 2 hafta önce dış merkezde
fluvoksamin 100 mg/gün tedavi başlanan hastada ek ilaç kullanımı olmaması sebebiyle
okulerjik krize sebep olan ajanın fluvoksamin olduğu düşünülüp, fluvoksamin kesildi.
Okulerjik krizin tedavisi amacıyla biperiden 2,5 mg intramüsküler enjeksiyon uygulandı ve
hastanın şikâyetleri kısa sürede tamamen düzeldi. Psikiyatrik tedavi düzenlemesi kapsamında
venlafaksin 75 mg başlandı. Takiplerinde ek nörolojik semptom gelişmedi. Bu vakada kişiden
bilgilerinin kullanılmasına dair ayrıntılı yazılı ve sözlü onam alınmıştır.
Sonuçlar: Okulerjik kriz, özellikle dopamin reseptör blokajı yapan ilaçların bilinen bir yan
etkisidir. SSGİ grubu ilaçlara bağlı olarak nadir de olsa görülebilir. Literatürde fluvoksamin,
fluoksetin ve sertralin ile ilişkili vakalar bildirilmiştir. Mekanizması net olmamakla birlikte,
serotonin düzeyindeki artışın dopamin salınımını inhibe ederek ekstrapiramidal semptomlara
yol açabileceği düşünülmektedir. Tartışma ve Sonuç: Tedavide ilk basamak, sorumlu ilacın kesilmesidir. Akut dönemde
antikolinerjik ilaçların faydaları olduğu saptanmıştır. Olgumuzda da biperiden uygulaması ile
hızlı düzelme sağlanmıştır. İlaç kesimi sonrası takiplerde tekrarlayan okulerjik kriz tablosu
görülmemiştir. Bu olgu, SSGİ tedavisi sırasında ortaya çıkan nörolojik semptomlarda ilaç yan
etkilerinin akılda tutulması gerektiğini ve hızlı müdahale gereksiniminin önemini
göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Fluvoksamin, Okülerjik kriz, İlaç yan etkisi
Giriş: Deliryöz mani; delirium, psikoz ve mani semptomlarının akut başlangıcıyla karakterize
nadir bir nöropsikiyatrik tablodur. Bipolar bozuklukta lityum, hem epizot tedavisinde hem
idamede etkin bir ajandır. Uzun süreli kullanımda pek çok farklı renal yan etki görülebilir.
Lityum kesilmesi sonrası mani riski bilinse de deliryöz mani gelişimine dair veriler sınırlıdır.
Bu sunumda,lityum tedavisi sonrası GFR düşüklüğü nedeniyle lityum kesilmesi sonrası gelişen
deliryöz mani olgusu tartışılmaktadır. Sunum için onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli altı yaşında erkek hasta, bir aydır devam eden aşırı para
harcama, konuşma miktarı ve hareketlilikte artış, anlamsız konuşmalar gibi yakınmalarla
servise yatırıldı. 1991 yılından bu yana bipolar bozukluk tanısıyla lityum 900mg/gün ve
olanzapin 2.5mg/gün tedavisiyle remisyon halinde takip edilen hastanın rutin kontrolünde
GFR:50mL/dk, kreatinin:1.59mg/dL saptandı. Bu nedenle lityum kesilerek valproat tedavisine
geçilmesi planlandı ancak hasta valproata başlamadı. Lityumu bıraktıktan birkaç hafta sonra
irritabilite, konuşma hızında ve miktarında artış, uykuda azalma ve çağrışım bozukluğu
gelişti.Yatış muayenesinde raydan çıkma, irritabl duygulanım,amaca yönelik hareketlerde artış,
grandiyöz sanrılar, dezorganize davranışlar ve gün içinde dalgalanan yer-zaman oryantasyon
bozukluğu gözlendi. Diğer tıbbi durumlara bağlı deliryum dışlandı. Diazepam 15 mg/gün,
valproat 1000 mg/gün, ketiapin 800 mg/gün ve zuklopentiksol dekanoat 200 mg/2 hafta
başlanmasına rağmen yanıt alınamadı. Deliryöz tablonun devam etmesi üzerine valproat
kesilerek 11 seans Elektrokonvülsif Terapi(EKT) uygulandı. Tedavi sonrası belirgin klinik
düzelme sağlanan hasta; ketiapin 800 mg/gün, zuklopentiksol dekanoat 200 mg/2 hafta ile kısmi
remisyon halinde taburcu edildi. Ayaktan takiplerde valproat 1000 mg/gün kademeli olarak
eklendi ve hasta eşik altı belirtilerle takip edilmektedir.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Lityum, bipolar bozukluğun idame tedavisinde en güçlü koruyucu
ajanlardan biridir. Ani kesilmesi, özellikle uzun süreli kullanımlarda, nüks riskini artırır.
Literatürde deliryöz maninin genellikle ileri yaş, serebral yapısal bozukluklar veya metabolik
stresörlerle ilişkili olduğu bildirilse de vakamızda temel tetikleyici faktörün ani lityum
kesilmesi olduğu düşünülmektedir. Bu vaka, lityum tedavisinin kesilmesinin dikkatle planlanması, olası nüks veya atipik tablo riskinin göz önünde bulundurulması gerektiğini
vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: lityum, deliryöz mani, bipolar bozukluk
Aybüke Nihal Dik, Gülsüm Zuhal Kamış, Esra Kabadayı Şahin, Mustafa Uğurlu
Sayfa 442
Sunum önizlemesi
planlanması, olası nüks veya atipik tablo riskinin göz önünde bulundurulması gerektiğini
vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: lityum, deliryöz mani, bipolar bozukluk
Christopher Deniz Polat, Yasin Kavla, Ömer Faruk Demirel
Sayfa 443
Sunum önizlemesi
Giriş: Karbamazepin; antikonvülsan, analjezik ve duygudurum dengeleyici özelliklere sahip
olan, bipolar bozukluğun (BB) tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ajandır. Özellikle
tedavinin ilk haftalarında görülebilen döküntüler başta olmak üzere çeşitli dermatolojik yan
etkiler bildirilmiştir. Bu yan etkiler döküntü düzeyinde olabileceği gibi, StevensJohnson
sendromu gibi yaşamı tehdit eden tablolar da gelişebilmektedir. Bu olgu sunumunda, BB
tanısıyla tedavi edilen bir hastada karbamazepin kullanımına bağlı gelişen cilt döküntüsü, olası
patofizyolojik mekanizmalar ve klinik yönetim süreci ele alınacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında kadın hasta, mutsuzluk, hayattan keyif alamama ve
uykusuzluk şikayetleri ile psikiyatri polikliniğine başvurdu. Şikayetlerinin ergenlik döneminin
sonlarında depresif belirtilerle başladığı, ilk başvurusunun bir buçuk yıl önce öfke patlamaları,
konuşma hızı ve miktarında artma, kollarını tırnaklarıyla çizerek kendine zarar verme
yakınmaları ile olduğu, bu dönemde BB-tip-II tanısı aldığı öğrenildi. Daha önce servis yatışı
olmadığı, son olarak fluoksetin 40 mg/gün, karbamazepin 400 mg/gün ve klonazepam 2 mg/gün
tedavisinde iken ilaçlarını on gün önce kendi isteğiyle kestiği belirtildi. Hasta, BB depresif
nöbet ön tanısı ile yatırıldı, karbamazepin 600 mg/gün ve risperidon 3 mg/gün tedavisi başlandı.
6. günde aynı tedavi ile taburcu edildi. Tedavinin 20. gününde hastada vücutta yaygın kaşıntı
ve eritemli makülopapüler cilt lezyonları geliştiği gözlendi. Karbamazepin tedavisi kesildi ve
semptomatik dermatolojik destek tedavisi başlandı. 28. günde yapılan kontrolde cilt
bulgularının tamamen gerilediği saptandı. Tedaviye risperidon 3 mg/gün ile devam edildi. Olgu
sunumu için hastadan yazılı onam alınmıştır.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: Karbamazepin kullanımı ile ilişkili cilt döküntüleri sıklıkla tedavinin ilk 8
haftasında ortaya çıkmaktadır. Bu döküntüler hafif, kendini sınırlayan makülopapüler
lezyonlardan, nadiren de olsa hayatı tehdit eden Stevens-Johnson sendromu veya toksik
epidermal nekrolize kadar uzanan bir spektrumda görülebilir. Karbamazepinle ilişkili cilt
reaksiyonlarının mekanizmasında immün aracılı hipersensitivite yanıtının rol oynadığı
düşünülmektedir. Olgumuzda döküntünün tedavinin üçüncü haftasında ortaya çıkması,
karbamazepin kesilmesiyle lezyonların tamamen düzelmesi bu yan etkiyi desteklemektedir. Bu
nedenle karbamazepin tedavisine başlanan hastalar, özellikle ilk haftalarda dermatolojik yan
etkiler açısından yakından izlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, Cilt döküntüsü, İlaç yan etkisi, Karbamazepin
Lütfiye Çelik, Efruz Pirdoğan Aydın, Ömer Akil Özer
Sayfa 444
Sunum önizlemesi
Giriş: Otizm spektrum bozukluğu (OSB), erken çocuklukta başlayan sosyal iletişim eksiklikleri
ve kısıtlı/tekrarlayıcı davranışlarla seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı olgularda
çocuklukta stabil seyretse de erişkin dönemde belirgin işlevsel gerileme görülebilir. Tekrarlayan
davranışlar hem OSB'de hem de obsesif-kompulsif bozuklukta (OKB) gözlenebilir; ayırıcı tanı
klinik açıdan güçlükler içerir. Katatoni ise motor, davranışsal ve bilişsel belirtilerle seyreden,
OSBde nadir ancak ciddi sonuçları olabilen bir tablodur. Bu olgu sunumu, hareketlerde takılıp
kalma şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, çevreye yanıtsızlık ile başvuran OKB tanılı hastada,
OSB ve katatoni komorbiditesinin klinik özellikleri ve tedavi sürecini içermektedir. Yöntemler / Olgu Sunumu: 30 yaşında erkek hasta, ilk psikiyatri başvurusu lise döneminde
okul reddi ve kendisinden dışkı kokusu geldiğini düşünmesiyle olup aripiprazol tedavisiyle
iyileşme göstermiştir. Üniversitede, eylemlere başlarken istemsizce takılıp kalma, salınma
şeklinde tekrarlayan hareketleri nedeniyle mükerrer psikiyatri başvuruları olup OKB tanısı ile
haloperidol, essitalopram, anafranil, bupropion XL, buspiron, klomipramin ve olanzapin
tedavilerinden kısmi fayda gördüğü, 8 ay önce takip ve tedaviyi tamamen bıraktığı
öğrenilmiştir. Bu süreçte evden çıkmamış, gününün çoğunu alan yıkama-emin olma
kompulsiyonlarıyla tuvalet ve banyo ritüelleri, altına kaçırma ve kovaya dışkılama gelişmiş,
sıvı-gıda alımı azalmış, donakalma, çevreye yanıtsızlık belirginleşmiştir. Yatışında
benzodiazepin başlanmasıyla hareketlerde takılma %80 azalmış. EEG: düşük amplitüdlü hızlı
ritimler, gözlerden zihin okuma ve ayrılık anksiyetesi ölçeğinde düşük puan gözlenmiştir.
Takibinde paroksetin60mg/g, valproat1000mg/g ve amisülpirid200mg/g tedavisi ve
psikoeğitim ile günlük aktivitelerde artış ve özbakımda iyileşme sağlanmıştır.
Sonuçlar: Bu olgu, erişkin yaşta OSB, OKB ve katatoni birlikteliğinin tanı, ayırıcı tanı ve
tedavi zorluklarını göstermesi açısından özgündür. Tartışma ve Sonuç: Erişkin yaşta OSB tanısı sıklıkla gecikmekte eşlik eden OKB, tekrarlayıcı
davranışların niteliğini ayırt etmeyi zorlaştırmaktadır. OKB kompulsiyonları genellikle ego
distonik ve kaygı azaltıcı nitelikteyken, OSB'deki tekrarlayıcı motor davranışlar ego-sintonik
ve duyusal rahatlamayla ilişkili olabilir. Katatoni, OSB olgularında %1218 oranında görülür
ve sıklıkla ergenlik sonrası ortaya çıkmaktadır. Benzodiazepinler ilk basamak tedavidir; yanıt
genellikle hızlıdır. Sistematik değerlendirme, multidisipliner yaklaşım ile işlevsellikte anlamlı
iyileşme sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Katatoni, Obsesif-kompulsif bozukluk, Otizm spektrum bozukluğu
Nuri Atasoy, Betül Neva Satılmış, Mustafa Uğurlu, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış, Serdar Süleyman Can, Erol Göka
Sayfa 445
Sunum önizlemesi
Giriş: Gómez-López-Hernández Sendromu (GLHS), serebellar hipoplazi, pariyetal alopesi ve
trigeminal anesteziyle karakterize, nadir görülen genetik bir nörokutanöz sendromdur.
Psikiyatrik belirtilerin eşlik ettiği vakalar literatürde sınırlıdır. Özellikle GLHS ve psikoz
birlikteliğinde antipsikotik tedaviye bağlı gelişen ciddi komplikasyonlar nadiren rapor
edilmiştir. Bu olgu sunumu, GLHS tanılı ve eş zamanlı şizofreni tanısı olan bir hastada
antipsikotik kullanımı sırasında ortaya çıkan hiponatremi ataklarının yönetimini ve klinik
zorluklarını tartışmayı amaçlamaktadır. Sunum için hastadan onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz beş yaşındaki erkek, psikotik belirtileri 2009 yılında
başlamıştır; uykusuzluk, şüphecilik, yüksek mevki düşüncesi ve kötülük göreceğine dair
sanrılar ön plandaymış.Psikotik bozukluk tanısıyla yatışı olmuş askerlikten muaf tutulmuştur.
Daha sonra şizofreni tanısı konmuş ve 4 yıl boyunca Paliperidon tedavisi almıştır. 2014ten
itibaren farklı antipsikotiklerle (Risperidon, Olanzapin, Ketiapin, Haloperidol) takip edilmiş,
remisyon sağlanamamıştır. Sonrasında hastanın mükerrer yatışları olmuştur. 2014te yapılan
nörolojik değerlendirmede Gómez-López-Hernández Sendromu (GLHS) tanısı konmuştur.
2021den sonra Olanzapin ve Ketiapin kullanımı sırasında tekrarlayan hiponatremi atakları
ortaya çıkmış, sodyum değerleri 109-129 mmol/L arasında dalgalanmıştır. Hiponatremi nöbet
ve bilinç bozukluklarına yol açmıştır. Antipsikotikler kesilip, düşük doz ketiapine geçilmiş ve
sodyum takviyesi uygulanmıştır; ancak psikotik semptomlar devam etmesiyle hastanemize
yatışı yapılmıştır. Olanzapin 20 mg ve diazepam 5 mg ile taburcu edildiği, klinik iyilik halinin
olanzapin 10 mg ile sağlandığı gözlenmiştir. Hiponatreminin GLHSye bağlı hipotalamik
disfonksiyon ve antipsikotiklerin antidiüretik hormon (ADH) etkilerinin birleşimiyle ortaya
çıktığı düşünülmektedir.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: GLHSnin psikiyatrik komplikasyonları nadir olmakla birlikte, psikotik
bozuklukların eşlik ettiği vakalar bildirilmiştir. Antipsikotiklerin ADH salgısını artırarak
hiponatremiye yol açması iyi bilinmektedir; GLHSdeki hipotalamik ve serebellar hasarlar bu
durumu şiddetlendirebilir. Benzer vakalarda antipsikotiklere bağlı hiponatremi atakları rapor
edilmiştir. GLHSli hastalarda davranışsal sorunlar ve iletişim güçlükleri multidisipliner tedavi
yaklaşımını gerektirir. Bu olgu, GLHSli psikoz hastalarında elektrolit takibi ve antipsikotik
seçiminde titizlik gerektiğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Gomez Lopez Hernandez, Hiponatremi, Şizofreni
Giriş: Katatoni tedavisinde benzodiazepinlerin ve elektrokonvulziv tedavinin (EKT) etkili
olduğu nöropsikiyatrik sendromdur. EKT ve benzodiyazepin tedavisinin mümkün olmadığı
veya yeterli etkinlik görülmediği vakalarda alternatif tedavi seçenekleri gündeme gelmektedir.
Bu olgu sunumunda, katatoni ile seyreden psikoz özellikli depresyon tanısı alan bir hastanın
tedavisinde aripiprazol kullanımının katatoni semptomlarında hızlı düzelme sağlaması ele
alınacaktır. Hastadan olgu sunumu için yazılı onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 58 yaşında, dul, erkek, ilkokul mezunu, 2 çocuğu olan, işçi olarak
çalışan hasta.İlk ruhsal yakınmaları 38 yıl önce başlayan, depresyon tanısı ile bir kez yatış ve
çoklu poliklinik başvuruları olan hasta sertralin ve olanzapin tedavilerinden fayda görmüş. Son
dönem yakınmaları hastane yatışından yaklaşık 1.5 ay önce stresör ile tetiklenmiş. Hareketlerde
yavaşlama, konuşmama, iştah azalması, uykuda artış, kendisi hakkında konuşulduğunu
düşünme, kendisine zarar verileceğini düşünme, sinirlilik şikayetleri üzerine psikotik özellikli
depresyon tanısı ile sertralin ve olanzapin tedavisi başlanmış ancak fayda görmemesi nedeniyle
servisimize yatışı yapılmıştır. Yatışı sırasında katatoni belirtilerinin eşlik etmesi nedeniyle
sertralin 200 mg/gün, olanzapin 10 mg/gün, lorazepam 5 mg/gün tedavisi başlandı ve
takiplerinde Lorazepam 10 mg/gün doza çıkıldı.
Sonuçlar: Tedaviden fayda görmemesi, EKTye ulaşımın olmaması nedeniyle literatürde
olumlu etkisine dair vaka bildirimleri olması sebebiyle olanzapin kesilerek aripiprazol 5mg/gün
başlandı, 10 mg/güne titre edildi. 2. haftada depresyon şiddetinde %50 azalma, Bush-Francis
Katatoni değerlendirme ölçek skorunda 18den 3 puana gerileme izlendi. Psikomotor aktivite
ve işlevselliği belirgin olarak arttı. 6.ay kontrolünde tam remisyonda olarak izlemi sürdürüldü. Tartışma ve Sonuç: Antipsikotik ilaçlar, etkinliklerinin sınırlı olması ve katatonik tabloyu
kötüleştirme riskleri nedeniyle katatoni tedavisinde birinci basamakta önerilmemektedir. Ancak
son yıllarda ikinci kuşak antipsikotiklerin katatoni semptomlarını hafiflettiğine dair olgu
bildirimleri mevcuttur. Sunulan olguda, aripiprazol ile psikotik özellikli depresyon zemininde
gelişen katatoni tablosu iyileşmiştir. Aripiprazolün katatoni üzerine etkisi net olarak
bilinmemekle birlikte rutin tedaviye dirençli ve duygudurum eşlikli olgularda potansiyel bir
tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Daha kesin kanıtlar için bu alanda yapılacak kontrollü
ve geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: katatoni, aripiprazol, benzodiyazepin, depresyon
Giriş: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) erişkinlikte tanı konulması zor olan, yaşam boyu
devam eden nörogelişimsel bir bozukluktur. Yetişkinlerde OSB teşhisini koymak, gelişimsel
öykünün hatırlanmasındaki güçlükler, bireylerin sosyal iletişimde yaşadıkları zorluklarla
başetmek için geliştirdikleri stratejiler ve OSBnin diğer psikiyatrik durumlarla örtüşmesi
nedeniyle güç olabilir. Burada, uzun süre Atipik psikoz ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
tanılarıyla antipsikotik tedavi altında takip edilen, ancak ayrıntılı değerlendirme sonrası OSB
tanısı konulan bir erişkin olgu sunulmaktadır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 26 yaş erkek hasta, hareketlenmede artış, belediye meclis üyesi
olmak için aniden işinden istifa etme, saldırgan davranışlar nedeniyle yakınları tarafından acil
servise getirilmiş. Alınan anemnezinden geçmişte OKB tanısıyla takip edildiği risperidon,
amisülprid, sülprid, aripiprazol, klomipramin, sertralin kullanımı olduğu öğrenildi. Hasta atipik
psikoz ön tanısı ile servisimize yatırıldı. Ruhsal durum muayenesinde hasta huzursuz
görünümdeydi, göz teması kısıtlı, mimik ve jestler belirgin olarak yoksundu. Konuşması yüksek
ses tonunda, aprozodik ve monotondu. Duygudurum anksiyeteli, duygulanım kısıtlıydı.
Düşünce akışı yer yer kesintili ve verbijerasyonlar mevcuttu; düşünce içeriği kısıtlıydı.
Soyutlama becerisi kısmen bozuktu, algı muayenesinde patoloji saptanmadı. Yönelimi tamdı,
dikkat ve kısa süreli bellek hafif derecede bozulmuştu, içgörüsü kısmiydi. Yargılaması kısmen
korunmuştu. Hastanın gelişimsel öyküsü derinleştirildiğinde, çocukluk döneminde belirli ilgi
alanlarına yoğunlaşma, değişime direnç gösterme davranışlarının, sosyal durumlara uygun
olmayan söylemlerinin mevcut olduğu, ergenlik döneminde akademik başarıda düşme, kendi
kendine konuşma ve tik benzeri hareketlerinin başladığı öğrenildi.
Sonuçlar: Bu bilgiler doğrultusunda hastanın tanısı OSB olarak güncellendi. Hastadan sözel
onam alınmıştır. Tartışma ve Sonuç: Güncel şizofreni tanımındaki temel belirti boyutları -sosyallikte ve
işlevsellikte düşüklük, davranışta ve sözel iletişimde tuhaflık veya anlaşılmazlık- bazı
durumlarda OSBnin görünümü olarak ortaya çıkabilir. Bu benzerlik, OSBli bireylerin psikoz
ile karıştırılmasına yol açabilir. Ayrıca OSB'de görülen kısıtlı ilgi alanları, tekrarlayan
davranışlar, değişime direnç, aynılıkta ısrar OKB belirtileri ile benzerlik gösterir. Sonuç olarak,
yetişkinlerde ayırıcı tanıda OSB sistematik olarak değerlendirilmelidir. OKB ve psikoz
belirtilerini otizmden ayırt etmek, gereksiz farmakoterapi yükünü azaltmanın yanında optimum
tedavi için kritik öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Erişkin Otizm Spektrum Bozukluğu, Psikoz, Obsesif Kompulsif
Bozukluk, Ayırıcı Tanı
Selin Önder, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can
Sayfa 449
Sunum önizlemesi
Giriş: Karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi, akut dönemde nörolojik etkilerin yanı sıra aylar
veya yıllar sonra gelişebilen nöropsikiyatrik bozukluklara yol açabilir. Geç dönem tablolar
bilişsel gerileme, duygudurum bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi geniş bir yelpazede
seyredebilir. CO zehirlenmesi sonrası psikotik bozukluk nadir görülür. Bu olgu, CO
maruziyetinden yıllar sonra ortaya çıkan geç başlangıçlı psikotik belirtilere dikkat çekmek
amacıyla sunulmuştur. Sunum için hastadan onam alınmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz yaşında, bekar ve lise mezunu erkek hasta; nöroloji
kliniğince konulan frontotemporal demans tanısının ardından memantin kullanımına
başlandıktan sonra gelişen, bir aydır süren sinirlilik, uyku miktarında azalma, anlamsız sesler
çıkarma ve şeytanla arkadaş olduğunu söyleme şikayetleriyle kliniğimize yatırıldı.İlk
psikiyatrik belirtilerinin 2014 yılında içe kapanma ve konuşmada azalma ile başladığı, dış
merkezde yatış öyküsü olduğu, katatoni ve depresyon tanılarıyla takip edildiği, 17 seans EKT
uygulandığı ve aynı yıl frontotemporal demans tanısı aldığı öğrenildi. Ayrıntılı anamnezde, 10
yaşındayken CO zehirlenmesi geçirdiği ve belirtilerin yaklaşık 10 yıl sonra başladığı saptandı.
Aynı maruziyeti yaşayan kuzeninde de psikotik bozukluk tanısı aldığı ve ailede başka
psikiyatrik öykünün olmadığı öğrenildi. Beyin PETte sol temporal lob anterior kesimde rölatif
hipometabolizma, prefrontal ve medial frontal kortikal alanlarda hipometabolizma ve bazal
gangliada 18-FDG tutulumu mevcut şeklinde raporlandı. EEGde yaygın orta derecede frekans
yavaşlaması saptandı. Valproat 1000 mg/gün, klozapin 250 mg/gün ve venlafaksin 150 mg/gün
tedavisi başlanan hastada kısmi düzelme sağlandı ve mevcut tedavisiyle takip edilmektedir.
Sonuçlar: CO zehirlenmesi sonrası geç başlangıçlı psikotik bozukluk nadir olmakla birlikte,
maruziyetten yıllar sonra dahi ortaya çıkabilir. Olgumuzda, CO zehirlenmesini takiben uzun bir
latent dönemden sonra gelişen psikotik belirtiler, toksinin beyindeki kalıcı yapısal ve metabolik
etkilerinin rolünü düşündürmektedir. PET bulguları, temporal ve frontal bölgelerdeki
hipometabolizmanın psikotik semptomatoloji ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Bu vaka, CO zehirlenmesi öyküsü olan hastalarda uzun dönem
nöropsikiyatrik takip gerekliliğini vurgulamaktadır. Erken tanı ve uygun tedavi, semptomların
şiddetini ve işlev kaybını azaltmada etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, psikotik bozukluk
Giriş: Bipolar bozukluk (BB), yineleyen depresif, manik, hipomanik ve karma epizotlarla
seyreden ciddi, kronik bir duygudurum bozukluğudur (1,2). Gebelik ve postpartum dönem;
hormonal, fizyolojik, psikososyal değişiklikler nedeniyle BBli kadınlarda nüks açısından
yüksek risk taşır (35). Postpartum dönemde gelişen manik veya psikotik epizotlar, hastalığın
klinik seyrini ve tedavi planını önemli ölçüde etkiler (6,7). Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz altı yaşında, dört doğum öyküsü olan kadın, son doğumdan
birkaç gün sonra başlayan taşkınlık, konuşma hızında artış, fikir uçuşmaları, uykusuzluk,
irritabilite şikayetleri ile başvurdu. Muayenede eleve duygudurum, konuşma hızında artış,
dikkat eksikliği, perseküsyon, grandiyöz sanrılar saptandı. Psikotik özellikli manik epizot
tanısıyla yatırıldı. Anamnezinde, önceki 3 doğum sonrası 2040 gün süren manik epizotlar
yaşadığı, psikotik belirti bulunmadığı, psikiyatrik başvuru yapılmadığı, yaşam boyu depresif
dönem geçirmediği öğrenildi.
Sonuçlar: Young Mani Değerlendirme Ölçeği (YMDÖ) puanı 42 idi. Olanzapin 10 mg/gün,
lityum 600 mg/gün başlandı; olanzapin 15 mg/güne, lityum kan düzeyi 0,36 mmol/L ölçülmesi
üzerine 900 mg/güne çıkarıldı. Gereğinde diazepam ile ajitasyon kontrolü sağlandı. Altı
haftalık izlem sonunda duygudurumu ötimik hale gelen hastanın YMDÖ puanı 7ye düştü, tam
iyilik hâli ile taburcu edildi. Tartışma ve Sonuç: Postpartum psikoz/mani insidansı 1000 doğumda 0,250,6, nüks oranı
%3142dir (8). Bu olguda epizotların yalnızca postpartum dönemde ortaya çıkması ve son
epizotta psikotik belirtilerin eklenmesi, BBde postpartum dönemin yüksek riskini, klinik
tablonun zamanla ağırlaşabileceğini göstermektedir. Olası mekanizmalar; doğum sonrası
östrojen-progesteron düşüşü, tiroid fonksiyon değişiklikleri, kortizol salınım bozukluğu,
immünolojik ve sirkadiyen ritim değişiklikleri, psikososyal stresörlerdir (9,10). Tedaviye hızlı
başlanması prognoz için kritiktir. Lityum akut tedavi ve nüks önlemede güçlü kanıta sahiptir
(5,7). Atipik antipsikotikler psikotik semptom, ajitasyon kontrolünde etkilidir (1,6,8).
Kombinasyon tedavisi, özellikle şiddetli olgularda semptomların daha hızlı gerilemesini
sağlayabilir (6-8,11). Bu olgu, sadece postpartum dönemlerde manik atak yaşayan ve
kombinasyon tedavisiyle hızlı yanıt alınan bir klinik tabloyu göstermektedir. Farmakolojik
müdahalenin gecikmeden başlanması hayati önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Postpartum, Manik epizot, Bipolar bozukluk, Antipsikotik
Giriş: Konuşma gecikmesi ve artikülasyon bozuklukları, genetik ve çevresel etkenlerin
karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıkan nörogelişimsel bozukluklardır. Kromozom 16nın kısa
kolundaki 16p13.11 bölgesinde görülen mikroduplikasyonlar, değişken fenotipler ve eksik
penetrans ile seyreden nadir varyantlardandır. Literatürde bu varyant, dil ve konuşma
bozuklukları, gelişimsel gecikme, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm
spektrum bozukluğu ile ilişkilendirilmiştir. Yöntemler / Olgu Sunumu: Yedi yaş altı aylık erkek olgu, konuşma gecikmesi ve öğrenme
güçlüğü nedeniyle değerlendirilmiştir. İlk kelimesini dört yaşında söylemiş, belirgin
artikülasyon bozukluğu mevcuttur. WISC-R testinde sözel IQ 84, performans IQ 94, tam ölçek
IQ 88 bulunmuştur. Okuma-yazmada harf karıştırma ve toplama işlemlerinde güçlük
gözlenmiş; özgül öğrenme güçlüğü açısından izleme alınmıştır. Dil terapisi desteği almaktadır.
Aile öyküsünde ablada artikülasyon bozukluğu, babada geç konuşma, annede bipolar bozukluk
tanısı vardır.Genetik Bulgular:SNP array analizinde kromozom 16 kısa kolunda (16p13.11
p13.3) yaklaşık 2,36 Mb büyüklüğünde mikroduplikasyon saptanmıştır. Bölge, ABCC1, LIPA,
NIPA1, NTAN1, PDPK1 gibi nörogelişimle ilişkili olabilecek 16 OMIM tanımlı geni
içermektedir.
Sonuçlar: 16p13.11 mikroduplikasyonları değişken ekspresyon ve düşük penetrans
gösterebilir. Aynı aile içinde fenotipik olarak etkilenmiş ve etkilenmemiş bireyler bulunabilir.
Olgumuzda, aile öyküsündeki dil gelişim sorunları mikroduplikasyonun kalıtsal olabileceğini
düşündürmektedir. Literatürde bu varyant, konuşma gecikmesi ve öğrenme güçlüğü gibi
fenotiplerle tutarlıdır. Tartışma ve Sonuç: Dil ve konuşma gecikmesi olan çocuklarda genetik analiz, etiyolojinin
aydınlatılması ve tedavi planlaması açısından önemlidir. Bu olgu, 16p13.11-p13.3
mikroduplikasyonunun dil ve konuşma bozukluğu fenotipine olası katkısını göstermekte ve
benzer vakalarda genetik değerlendirmenin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: 16p13.11 mikpoduplikasyonu, artikülasyon bozukluğu,
nörogelişimsel bozukluk
Giriş: CACNA1A gen mutasyonları; epilepsi, gelişimsel gecikme ve otizm spektrum
bozukluğu (OSB) ile ilişkilidir. Bu olguda CACNA1A mutasyonuna sahip, hipomelanotik
makül ve erken başlangıçlı epilepsi bulguları ile tüberoskleroz kompleksi (TSC) ön tanısı
düşünülen bir çocuğun klinik özellikleri sunulmaktadır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Üç yaş dört aylık erkek hasta, doğum sonrası ikinci günde
başlayan epileptik nöbetler ve takip eden süreçte tekrarlayan nöbetler nedeniyle izlenmiştir.
Gelişimsel değerlendirmede dil ve sosyal iletişim alanlarında belirgin gecikme, motor alanlarda
yaşa uygunluk saptanmıştır. Klinik gözlemde göz teması azlığı, taklit becerilerinde yetersizlik,
sembolik oyun kısıtlılığı ve yüksek sese duyarlılık izlenmiştir. Fizik muayenede karın
bölgesinde hipopigmente makül saptanmış, bu bulgu ve epilepsi öyküsü nedeniyle TSC ön
tanısı konulmuştur. Genetik test süreci devam etmekte olup TSC1/TSC2 mutasyonları açısından
analiz planlanmıştır. Ancak hedefe yönelik panelde CACNA1A geninde patojenik varyant
saptanmıştır.
Sonuçlar: TSC tanısı, klinik majör/minör kriterler ve/veya TSC1/TSC2 gen mutasyonu ile
konur. Bu olguda tek majör kriter olan hipomelanotik makül ve erken başlangıçlı epilepsi, TSC
ön tanısını desteklemektedir. CACNA1A mutasyonları, voltaj bağımlı kalsiyum kanallarında
fonksiyon bozukluğu yaratarak sinaptik iletimi ve nöronal gelişimi etkiler; bu durum epilepsiye
yatkınlığı artırırken, dil ve sosyal etkileşim alanlarında bozulma ile OSB fenotipine katkıda
bulunabilir. Literatürde CACNA1A mutasyonu ile OSB birlikteliği sınırlı sayıda bildirilmiş
olup, eşlik eden TSC ön tanısı ile birlikte görülmesi nadirdir. Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, CACNA1A mutasyonunun otizm fenotipine katkısını ve TSC ön
tanısının klinik gözlemle nasıl şekillenebileceğini göstermektedir. Erken yaşta genetik
değerlendirme, hem tanısal netlik hem de izlem ve tedavi planlamasında kritik öneme sahiptir.
Eşlik eden genetik varyantların saptanması, olguların fenotipik çeşitliliğini anlamada ve
multidisipliner yönetim planlarının oluşturulmasında yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, epilepsi, CACNA1A mutasyonu,
Tüberoskleroz kompleksi
Selen Özdağlı, Filiz Kulacaoğlu Öztürk, Pınar Çetinay Aydın
Sayfa 453
Sunum önizlemesi
Giriş: Meksika Biberi etken maddesi kapsaisin olan bitkisel bir üründür. Beslenme yoluyla
kapsaisin tüketimi tokluk hissini etkiler ve termojenik bir etkiye sahip olup kilo vermede
etkilidir ve bu amaçla kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bu olgu sunumunda hasta ve yakınından
sözel onam alınarak Meksika biberi tüketimi ile ortaya çıkan manik atağı yaşayan bir olgu
anlatılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 49 yaşında, evli, üç çocuğu olan, ilkokul mezunu, taksi şoförü
olarak çalışan erkek hasta; üç ay önce zayıflamak amacıyla aktardan temin ettiği beş kutu
Meksika biberi tüketimi sonrası başlayan uykusuzluk , yerinde duramama ,cinsel istek artışı,
mehdi olduğunu söyleme, eşinin kendisini aldattığını söyleme ve saldırganlık şikayetleri ile acil
servisimize başvurdu. Hasta Meksika biberi tüketimi sonrası uykusunun azaldığını ve
enerjisinin arttığını bu sayede daha fazla hareket ederek iki ayda 15 kg verdiğini ifade etti. 2010
ve 2022 yıllarında da benzer şikayetler ile iki yatışı olduğu ve bu yatışları öncesinde de yüksek
miktarda Meksika biberi tüketimi olduğu öğrenildi. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı
öfkelenmeye meyilli, duygudurum irritabl, konuşma miktarı hafif artmış, düşünce içeriğinde
mistik, grandiyöz, kıskançlık sanrıları vardı. Muhakemesi bozulmuş ve içgörüsü yoktu. Hasta
DSM- 5' e göre ön planda madde ile ilişkili bipolar bozukluk- manik epizod olarak
değerlendirildi ve tedavisi haloperidol 20 mg/g, biperiden 10 mg/g intramüsküler olarak
başlandı. Klinik izleminde semptomların gerilemesi ile risperidon 6 mg/gün tedavisine
geçilerek hasta taburcu edildi.
Sonuçlar: Meksika biberi içerdiği kapsaisin ile etkisini gösterir. Kardiyoprotektif, anti
inflamatuar, analjezik, termojenik ve gastrointestinal sistem üzerindeki olumlu etkilerinin yanı
sıra literatürde kronik ağrı sendromları başta olmak üzere Alzheimer demansı, epilepsi,
Parkinson hastalığı, depresyon gibi hastalıklarda alternatif tedavi yöntemi olarak
araştırılmaktadır. Kapsaisin, transient reseptör potansiyel vallinoid 1 reseptörlerine (TRPV1 )
agonist etki gösterir. Bu reseptörler beyinde hipokampus, prefrontal korteks, amigdala,
hipotalamus ve beyin sapında bulunur. Serotonin, glutamat, dopamin gibi nörotransmitterlerin
salınımını arttırır. Bu antidepresan etkileri sunduğumuz hastada mani benzeri bir tablo
gelişmesine neden olmuş olabilir. Tartışma ve Sonuç: Bu olgu sunumu, kapsaisin tüketiminin afektif bozukluklarla ilişkili
olabileceğine dair bir bakış açısı sunmaktadır. Olgumuzdan yola çıkarak psikiyatrik öykü
alırken hastaların diyet, beslenme ve bitkisel takviye kullanımını detaylandırmak klinik
tablonun tedavisi ve nüksünü önlemek açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: kapsaisin, Meksika biberi, manik epizod
Giriş: Katatoni başlarda sadece şizofreni ile ilişkilendirilmişse de diğer hastalıklarda karşımıza çıkabilir.Katatoninin etyopatofizyolojisi çok net anlaşılamamış ciddi duygusal ve fiziksel baskılara ilkel yanıt olduğu iddia edilmiştir. Katatonik depresyon nadirdir ama yaşamsal tehlike oluşturduğundan en ağır alt tip kabul edilmektedir Klinikte stupor ,mutizm ,negativizm , balmumu esnekliği, basmakalıp davranışlar, ekolali, postür alma, mannerizm, grimas belirtilerinden en az üçü baskındır. Dehidratasyon, emboli ve pnömoni görülebilir. Yöntemler / Olgu Sunumu: Hastadan onam alınmıştır. 20 yaşında erkek yemek yememe, konuşmama şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine getirildi. İki hafta önce sosyal medyadaki yorumundan dolayı ifadesinin alındığı, sonrasında evden çıkmama öz bakımda azalma belirtildi. Öncesinde sosyal kaygı belirtileriyle sertralin ve essitalopram başlanmış tedaviyi yarıda bırakmış, psikotrop kullanımı yoktu. Anne ve babasının ayrı, annesi ve kız kardeşiyle yaşıyor, hayvancılıkla uğraşıyor. Ortaokul mezunu, okul başarısının ortalama, arkadaşlarıyla ilişkilerinin iyi, oyunlarda pasif. İlk görüşmede sorulara yanıt vermedi, göz teması kurmadı. Düşünce içeriği başta değerlendirilmeyen hastanın yatış sürecinde depresif, suçluluk ve günahkarlık düşüncelerinin ve perseküsyon hezeyanları vardı. Yatışının ikinci gününde mutizm, oral alımın kesilmesi, ağrılı uyarana yanıt vermeme gibi katatoniyle uyumlu belirtiler gözlendi. Tuvalet ihtiyacını fark etmeme, spontan hareketlerin azalması ve küntleşmenin başlamasıyla nörolojiye konsülte edildi. Nörolojik değerlendirme görüntüleme, LP, EEG normaldi. Katatoniyle başlayan psikotik depresyon ön tanısıyla yoğun bakımda takip edildi. Olanzapin ve essitalopram başlandı. Yatışının 5. gününde baş sallama ile yanıt vermeye başladı. Oral alımın başlamasıyla servise alındı. İletişimi sınırlı, komutları geç anladığı, afektte küntleşme ve düşünce akışında bloklar görüldü. İlahi ve kendisi hakkında olumsuz konuşan sesler duyduğunu belirtti. BPRS skoru 56, PANSS skoru 100 olarak puanlandı. İlerleyen günlerde olanzapin ve essitalopram dozu arttırıldı. İletişimi, özbakımı arttı ve varsanıları sona erdi, psikometrik tetkiklerde düşüş görüldü. Yatışının 31. gününde taburcu edildi.
Sonuçlar: Kişilik özelliklerine stresör eklenmesiyle katatoninin ortaya çıktığını görüyoruz Tartışma ve Sonuç: Ayırıcı tanılarda organik nedenler ekarte edilmelidir. Bipolar bozukluk , şizofreni ,NMS akılda tutulmalıdır . Katatoni birçok tıbbi durumla ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Katatoni, psikotik özellikli depresyon
Yayın Hakkında
Türk Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Psychiatry – Turk Psikiyatri Derg), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği’nin (TSRSD) bilimsel yayınıdır. 1990 yılından bu yana abonelik usulü ile yayımlanmaktadır. Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmaktadır. TPD 1990-2024 arasında Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmıştır. Dergi 2025, 36. Ciltten itibaren sürekli yayın sistemine geçmiştir, buna göre DOI alan her makale cilt, makale ve sayfa numarası ile çevrim içi yayınlanmaktadır. PubMed, Index Medicus, TUBİTAK Tıp, Psych-Info, Türkiye Atıf Dizini’nde yer alan dergi 2005 yılından beri Social Science Citation Index’te (SSCI) dizinlenmektedir