61. Ulusal Psikiyatri Kongresi Bildiri Özetleri

Seçilenler için eylemler


PDF'leri İndir

Fluvoksamine Bağlı Gelişen Okülerjik Kriz: Bir Olgu Sunumu

Abdullah Furkan ÖZER, Mehmet ASOĞLU

Sayfa 439


Giriş: Okülerjik kriz, genellikle antipsikotik ilaçlar ile ilişkili gözlerin istemsiz ve yukarıya doğru deviasyonu ile karakterize akut distonik bir reaksiyondur. Mekanizmasında dopaminerjik-nigrostriatal yolaktaki dengenin bozulması rol oynar. Güncel veriler okulerjik krize nadiren de olsa seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSGİ) ilaçların tetikleyebildiğine ilişkin bilgiler sağlamaktadır. SSGİ’lere bağlı ekstrapiramidal yan etkiler nadir görülse de, klinik seyir açısından önem taşır. Bu olgu sunumunda, dissosiyatif özellikli depresyon tanısı ile takip edilen genç bir hastada fluvoksamin kullanımına bağlı gelişen okülerjik kriz ve tedavi yaklaşımı paylaşılmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 18 yaşında kadın hasta, yaklaşık 24 saattir devam eden gözlerde istemsiz yukarı deviasyon gelişmesi üzerine acil servise başvurdu. Nörolojik muayenede zorunlu yukarı bakış pozisyonu dışında patoloji saptanmadı. Dişli çark belirtisi, rijidite saptanmadı. Vital bulguları stabildi. Okülerjik kriz tanısı konuldu. 2 hafta önce dış merkezde fluvoksamin 100 mg/gün tedavi başlanan hastada ek ilaç kullanımı olmaması sebebiyle okulerjik krize sebep olan ajanın fluvoksamin olduğu düşünülüp, fluvoksamin kesildi. Okulerjik krizin tedavisi amacıyla biperiden 2,5 mg intramüsküler enjeksiyon uygulandı ve hastanın şikâyetleri kısa sürede tamamen düzeldi. Psikiyatrik tedavi düzenlemesi kapsamında venlafaksin 75 mg başlandı. Takiplerinde ek nörolojik semptom gelişmedi. Bu vakada kişiden bilgilerinin kullanılmasına dair ayrıntılı yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Sonuçlar: Okulerjik kriz, özellikle dopamin reseptör blokajı yapan ilaçların bilinen bir yan etkisidir. SSGİ grubu ilaçlara bağlı olarak nadir de olsa görülebilir. Literatürde fluvoksamin, fluoksetin ve sertralin ile ilişkili vakalar bildirilmiştir. Mekanizması net olmamakla birlikte, serotonin düzeyindeki artışın dopamin salınımını inhibe ederek ekstrapiramidal semptomlara yol açabileceği düşünülmektedir.
Tartışma ve Sonuç: Tedavide ilk basamak, sorumlu ilacın kesilmesidir. Akut dönemde antikolinerjik ilaçların faydaları olduğu saptanmıştır. Olgumuzda da biperiden uygulaması ile hızlı düzelme sağlanmıştır. İlaç kesimi sonrası takiplerde tekrarlayan okulerjik kriz tablosu görülmemiştir. Bu olgu, SSGİ tedavisi sırasında ortaya çıkan nörolojik semptomlarda ilaç yan etkilerinin akılda tutulması gerektiğini ve hızlı müdahale gereksiniminin önemini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Fluvoksamin, Okülerjik kriz, İlaç yan etkisi


Lityum Tedavisinin Kesilmesinin Ardından Gelişen Deliryöz Mani: Bir Olgu Sunumu

Meliha Ceren ERKUL NAGHIZADE, Ceylin Köksal, Mustafa Uğurlu, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış

Sayfa 440


Giriş: Deliryöz mani; delirium, psikoz ve mani semptomlarının akut başlangıcıyla karakterize nadir bir nöropsikiyatrik tablodur. Bipolar bozuklukta lityum, hem epizot tedavisinde hem idamede etkin bir ajandır. Uzun süreli kullanımda pek çok farklı renal yan etki görülebilir. Lityum kesilmesi sonrası mani riski bilinse de deliryöz mani gelişimine dair veriler sınırlıdır. Bu sunumda,lityum tedavisi sonrası GFR düşüklüğü nedeniyle lityum kesilmesi sonrası gelişen deliryöz mani olgusu tartışılmaktadır. Sunum için onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Elli altı yaşında erkek hasta, bir aydır devam eden aşırı para harcama, konuşma miktarı ve hareketlilikte artış, anlamsız konuşmalar gibi yakınmalarla servise yatırıldı. 1991 yılından bu yana bipolar bozukluk tanısıyla lityum 900mg/gün ve olanzapin 2.5mg/gün tedavisiyle remisyon halinde takip edilen hastanın rutin kontrolünde GFR:50mL/dk, kreatinin:1.59mg/dL saptandı. Bu nedenle lityum kesilerek valproat tedavisine geçilmesi planlandı ancak hasta valproata başlamadı. Lityumu bıraktıktan birkaç hafta sonra irritabilite, konuşma hızında ve miktarında artış, uykuda azalma ve çağrışım bozukluğu gelişti.Yatış muayenesinde raydan çıkma, irritabl duygulanım,amaca yönelik hareketlerde artış, grandiyöz sanrılar, dezorganize davranışlar ve gün içinde dalgalanan yer-zaman oryantasyon bozukluğu gözlendi. Diğer tıbbi durumlara bağlı deliryum dışlandı. Diazepam 15 mg/gün, valproat 1000 mg/gün, ketiapin 800 mg/gün ve zuklopentiksol dekanoat 200 mg/2 hafta başlanmasına rağmen yanıt alınamadı. Deliryöz tablonun devam etmesi üzerine valproat kesilerek 11 seans Elektrokonvülsif Terapi(EKT) uygulandı. Tedavi sonrası belirgin klinik düzelme sağlanan hasta; ketiapin 800 mg/gün, zuklopentiksol dekanoat 200 mg/2 hafta ile kısmi remisyon halinde taburcu edildi. Ayaktan takiplerde valproat 1000 mg/gün kademeli olarak eklendi ve hasta eşik altı belirtilerle takip edilmektedir. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Lityum, bipolar bozukluğun idame tedavisinde en güçlü koruyucu ajanlardan biridir. Ani kesilmesi, özellikle uzun süreli kullanımlarda, nüks riskini artırır. Literatürde deliryöz maninin genellikle ileri yaş, serebral yapısal bozukluklar veya metabolik stresörlerle ilişkili olduğu bildirilse de vakamızda temel tetikleyici faktörün ani lityum kesilmesi olduğu düşünülmektedir. Bu vaka, lityum tedavisinin kesilmesinin dikkatle planlanması, olası nüks veya atipik tablo riskinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: lityum, deliryöz mani, bipolar bozukluk



Karbamazepin ile İlişkili Cilt Döküntüsü: Bipolar Bozukluk Tanılı Bir Olgu

Christopher Deniz Polat, Yasin Kavla, Ömer Faruk Demirel

Sayfa 443


Giriş: Karbamazepin; antikonvülsan, analjezik ve duygudurum dengeleyici özelliklere sahip olan, bipolar bozukluğun (BB) tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ajandır. Özellikle tedavinin ilk haftalarında görülebilen döküntüler başta olmak üzere çeşitli dermatolojik yan etkiler bildirilmiştir. Bu yan etkiler döküntü düzeyinde olabileceği gibi, Stevens–Johnson sendromu gibi yaşamı tehdit eden tablolar da gelişebilmektedir. Bu olgu sunumunda, BB tanısıyla tedavi edilen bir hastada karbamazepin kullanımına bağlı gelişen cilt döküntüsü, olası patofizyolojik mekanizmalar ve klinik yönetim süreci ele alınacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 33 yaşında kadın hasta, mutsuzluk, hayattan keyif alamama ve uykusuzluk şikayetleri ile psikiyatri polikliniğine başvurdu. Şikayetlerinin ergenlik döneminin sonlarında depresif belirtilerle başladığı, ilk başvurusunun bir buçuk yıl önce öfke patlamaları, konuşma hızı ve miktarında artma, kollarını tırnaklarıyla çizerek kendine zarar verme yakınmaları ile olduğu, bu dönemde BB-tip-II tanısı aldığı öğrenildi. Daha önce servis yatışı olmadığı, son olarak fluoksetin 40 mg/gün, karbamazepin 400 mg/gün ve klonazepam 2 mg/gün tedavisinde iken ilaçlarını on gün önce kendi isteğiyle kestiği belirtildi. Hasta, BB depresif nöbet ön tanısı ile yatırıldı, karbamazepin 600 mg/gün ve risperidon 3 mg/gün tedavisi başlandı. 6. günde aynı tedavi ile taburcu edildi. Tedavinin 20. gününde hastada vücutta yaygın kaşıntı ve eritemli makülopapüler cilt lezyonları geliştiği gözlendi. Karbamazepin tedavisi kesildi ve semptomatik dermatolojik destek tedavisi başlandı. 28. günde yapılan kontrolde cilt bulgularının tamamen gerilediği saptandı. Tedaviye risperidon 3 mg/gün ile devam edildi. Olgu sunumu için hastadan yazılı onam alınmıştır. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: Karbamazepin kullanımı ile ilişkili cilt döküntüleri sıklıkla tedavinin ilk 8 haftasında ortaya çıkmaktadır. Bu döküntüler hafif, kendini sınırlayan makülopapüler lezyonlardan, nadiren de olsa hayatı tehdit eden Stevens-Johnson sendromu veya toksik epidermal nekrolize kadar uzanan bir spektrumda görülebilir. Karbamazepinle ilişkili cilt reaksiyonlarının mekanizmasında immün aracılı hipersensitivite yanıtının rol oynadığı düşünülmektedir. Olgumuzda döküntünün tedavinin üçüncü haftasında ortaya çıkması, karbamazepin kesilmesiyle lezyonların tamamen düzelmesi bu yan etkiyi desteklemektedir. Bu nedenle karbamazepin tedavisine başlanan hastalar, özellikle ilk haftalarda dermatolojik yan etkiler açısından yakından izlenmelidir.
Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, Cilt döküntüsü, İlaç yan etkisi, Karbamazepin


Katatoni ile Başvuran Obsesif-Kompulsif Bozukluk Tanılı Hastada Otizm Spektrum Bozukluğu Komorbiditesi: Bir Olgu Sunumu

Lütfiye Çelik, Efruz Pirdoğan Aydın, Ömer Akil Özer

Sayfa 444


Giriş: Otizm spektrum bozukluğu (OSB), erken çocuklukta başlayan sosyal iletişim eksiklikleri ve kısıtlı/tekrarlayıcı davranışlarla seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı olgularda çocuklukta stabil seyretse de erişkin dönemde belirgin işlevsel gerileme görülebilir. Tekrarlayan davranışlar hem OSB'de hem de obsesif-kompulsif bozuklukta (OKB) gözlenebilir; ayırıcı tanı klinik açıdan güçlükler içerir. Katatoni ise motor, davranışsal ve bilişsel belirtilerle seyreden, OSB’de nadir ancak ciddi sonuçları olabilen bir tablodur. Bu olgu sunumu, hareketlerde takılıp kalma şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, çevreye yanıtsızlık ile başvuran OKB tanılı hastada, OSB ve katatoni komorbiditesinin klinik özellikleri ve tedavi sürecini içermektedir.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 30 yaşında erkek hasta, ilk psikiyatri başvurusu lise döneminde okul reddi ve kendisinden dışkı kokusu geldiğini düşünmesiyle olup aripiprazol tedavisiyle iyileşme göstermiştir. Üniversitede, eylemlere başlarken istemsizce takılıp kalma, salınma şeklinde tekrarlayan hareketleri nedeniyle mükerrer psikiyatri başvuruları olup OKB tanısı ile haloperidol, essitalopram, anafranil, bupropion XL, buspiron, klomipramin ve olanzapin tedavilerinden kısmi fayda gördüğü, 8 ay önce takip ve tedaviyi tamamen bıraktığı öğrenilmiştir. Bu süreçte evden çıkmamış, gününün çoğunu alan yıkama-emin olma kompulsiyonlarıyla tuvalet ve banyo ritüelleri, altına kaçırma ve kovaya dışkılama gelişmiş, sıvı-gıda alımı azalmış, donakalma, çevreye yanıtsızlık belirginleşmiştir. Yatışında benzodiazepin başlanmasıyla hareketlerde takılma %80 azalmış. EEG: düşük amplitüdlü hızlı ritimler, gözlerden zihin okuma ve ayrılık anksiyetesi ölçeğinde düşük puan gözlenmiştir. Takibinde paroksetin60mg/g, valproat1000mg/g ve amisülpirid200mg/g tedavisi ve psikoeğitim ile günlük aktivitelerde artış ve özbakımda iyileşme sağlanmıştır. Sonuçlar: Bu olgu, erişkin yaşta OSB, OKB ve katatoni birlikteliğinin tanı, ayırıcı tanı ve tedavi zorluklarını göstermesi açısından özgündür.
Tartışma ve Sonuç: Erişkin yaşta OSB tanısı sıklıkla gecikmekte eşlik eden OKB, tekrarlayıcı davranışların niteliğini ayırt etmeyi zorlaştırmaktadır. OKB kompulsiyonları genellikle ego distonik ve kaygı azaltıcı nitelikteyken, OSB'deki tekrarlayıcı motor davranışlar ego-sintonik ve duyusal rahatlamayla ilişkili olabilir. Katatoni, OSB olgularında %12–18 oranında görülür ve sıklıkla ergenlik sonrası ortaya çıkmaktadır. Benzodiazepinler ilk basamak tedavidir; yanıt genellikle hızlıdır. Sistematik değerlendirme, multidisipliner yaklaşım ile işlevsellikte anlamlı iyileşme sağlanabilir.
Anahtar Kelimeler: Katatoni, Obsesif-kompulsif bozukluk, Otizm spektrum bozukluğu


Gomez Lopez Hernandez Sendromu Eşlik Eden Şizofreni Tanılı Hastada İlaçla İlişkili Hiponatremi: Olgu Sunumu

Nuri Atasoy, Betül Neva Satılmış, Mustafa Uğurlu, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış, Serdar Süleyman Can, Erol Göka

Sayfa 445


Giriş: Gómez-López-Hernández Sendromu (GLHS), serebellar hipoplazi, pariyetal alopesi ve trigeminal anesteziyle karakterize, nadir görülen genetik bir nörokutanöz sendromdur. Psikiyatrik belirtilerin eşlik ettiği vakalar literatürde sınırlıdır. Özellikle GLHS ve psikoz birlikteliğinde antipsikotik tedaviye bağlı gelişen ciddi komplikasyonlar nadiren rapor edilmiştir. Bu olgu sunumu, GLHS tanılı ve eş zamanlı şizofreni tanısı olan bir hastada antipsikotik kullanımı sırasında ortaya çıkan hiponatremi ataklarının yönetimini ve klinik zorluklarını tartışmayı amaçlamaktadır. Sunum için hastadan onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz beş yaşındaki erkek, psikotik belirtileri 2009 yılında başlamıştır; uykusuzluk, şüphecilik, yüksek mevki düşüncesi ve kötülük göreceğine dair sanrılar ön plandaymış.Psikotik bozukluk tanısıyla yatışı olmuş askerlikten muaf tutulmuştur. Daha sonra şizofreni tanısı konmuş ve 4 yıl boyunca Paliperidon tedavisi almıştır. 2014’ten itibaren farklı antipsikotiklerle (Risperidon, Olanzapin, Ketiapin, Haloperidol) takip edilmiş, remisyon sağlanamamıştır. Sonrasında hastanın mükerrer yatışları olmuştur. 2014’te yapılan nörolojik değerlendirmede Gómez-López-Hernández Sendromu (GLHS) tanısı konmuştur. 2021’den sonra Olanzapin ve Ketiapin kullanımı sırasında tekrarlayan hiponatremi atakları ortaya çıkmış, sodyum değerleri 109-129 mmol/L arasında dalgalanmıştır. Hiponatremi nöbet ve bilinç bozukluklarına yol açmıştır. Antipsikotikler kesilip, düşük doz ketiapine geçilmiş ve sodyum takviyesi uygulanmıştır; ancak psikotik semptomlar devam etmesiyle hastanemize yatışı yapılmıştır. Olanzapin 20 mg ve diazepam 5 mg ile taburcu edildiği, klinik iyilik halinin olanzapin 10 mg ile sağlandığı gözlenmiştir. Hiponatreminin GLHS’ye bağlı hipotalamik disfonksiyon ve antipsikotiklerin antidiüretik hormon (ADH) etkilerinin birleşimiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Sonuçlar: .
Tartışma ve Sonuç: GLHS’nin psikiyatrik komplikasyonları nadir olmakla birlikte, psikotik bozuklukların eşlik ettiği vakalar bildirilmiştir. Antipsikotiklerin ADH salgısını artırarak hiponatremiye yol açması iyi bilinmektedir; GLHS’deki hipotalamik ve serebellar hasarlar bu durumu şiddetlendirebilir. Benzer vakalarda antipsikotiklere bağlı hiponatremi atakları rapor edilmiştir. GLHS’li hastalarda davranışsal sorunlar ve iletişim güçlükleri multidisipliner tedavi yaklaşımını gerektirir. Bu olgu, GLHS’li psikoz hastalarında elektrolit takibi ve antipsikotik seçiminde titizlik gerektiğini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Gomez Lopez Hernandez, Hiponatremi, Şizofreni


Katatoni Tedavisinde Aripiprazol Kullanımı: Bir Olgu Sunumu

Cansu Çoban, Beyza Ayçanur Akkuş, Büşra Korkmaz

Sayfa 447


Giriş: Katatoni tedavisinde benzodiazepinlerin ve elektrokonvulziv tedavinin (EKT) etkili olduğu nöropsikiyatrik sendromdur. EKT ve benzodiyazepin tedavisinin mümkün olmadığı veya yeterli etkinlik görülmediği vakalarda alternatif tedavi seçenekleri gündeme gelmektedir. Bu olgu sunumunda, katatoni ile seyreden psikoz özellikli depresyon tanısı alan bir hastanın tedavisinde aripiprazol kullanımının katatoni semptomlarında hızlı düzelme sağlaması ele alınacaktır. Hastadan olgu sunumu için yazılı onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 58 yaşında, dul, erkek, ilkokul mezunu, 2 çocuğu olan, işçi olarak çalışan hasta.İlk ruhsal yakınmaları 38 yıl önce başlayan, depresyon tanısı ile bir kez yatış ve çoklu poliklinik başvuruları olan hasta sertralin ve olanzapin tedavilerinden fayda görmüş. Son dönem yakınmaları hastane yatışından yaklaşık 1.5 ay önce stresör ile tetiklenmiş. Hareketlerde yavaşlama, konuşmama, iştah azalması, uykuda artış, kendisi hakkında konuşulduğunu düşünme, kendisine zarar verileceğini düşünme, sinirlilik şikayetleri üzerine psikotik özellikli depresyon tanısı ile sertralin ve olanzapin tedavisi başlanmış ancak fayda görmemesi nedeniyle servisimize yatışı yapılmıştır. Yatışı sırasında katatoni belirtilerinin eşlik etmesi nedeniyle sertralin 200 mg/gün, olanzapin 10 mg/gün, lorazepam 5 mg/gün tedavisi başlandı ve takiplerinde Lorazepam 10 mg/gün doza çıkıldı. Sonuçlar: Tedaviden fayda görmemesi, EKT’ye ulaşımın olmaması nedeniyle literatürde olumlu etkisine dair vaka bildirimleri olması sebebiyle olanzapin kesilerek aripiprazol 5mg/gün başlandı, 10 mg/gün’e titre edildi. 2. haftada depresyon şiddetinde %50 azalma, Bush-Francis Katatoni değerlendirme ölçek skorunda 18’den 3 puana gerileme izlendi. Psikomotor aktivite ve işlevselliği belirgin olarak arttı. 6.ay kontrolünde tam remisyonda olarak izlemi sürdürüldü.
Tartışma ve Sonuç: Antipsikotik ilaçlar, etkinliklerinin sınırlı olması ve katatonik tabloyu kötüleştirme riskleri nedeniyle katatoni tedavisinde birinci basamakta önerilmemektedir. Ancak son yıllarda ikinci kuşak antipsikotiklerin katatoni semptomlarını hafiflettiğine dair olgu bildirimleri mevcuttur. Sunulan olguda, aripiprazol ile psikotik özellikli depresyon zemininde gelişen katatoni tablosu iyileşmiştir. Aripiprazolün katatoni üzerine etkisi net olarak bilinmemekle birlikte rutin tedaviye dirençli ve duygudurum eşlikli olgularda potansiyel bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Daha kesin kanıtlar için bu alanda yapılacak kontrollü ve geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: katatoni, aripiprazol, benzodiyazepin, depresyon


Yetişkin Dönemde Otizm Spektrum Bozukluğu Tanısı: Bir Olgu Sunumu

Gökçen Arık, Aybeniz Civan Kahve

Sayfa 448


Giriş: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) erişkinlikte tanı konulması zor olan, yaşam boyu devam eden nörogelişimsel bir bozukluktur. Yetişkinlerde OSB teşhisini koymak, gelişimsel öykünün hatırlanmasındaki güçlükler, bireylerin sosyal iletişimde yaşadıkları zorluklarla başetmek için geliştirdikleri stratejiler ve OSB’nin diğer psikiyatrik durumlarla örtüşmesi nedeniyle güç olabilir. Burada, uzun süre Atipik psikoz ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanılarıyla antipsikotik tedavi altında takip edilen, ancak ayrıntılı değerlendirme sonrası OSB tanısı konulan bir erişkin olgu sunulmaktadır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 26 yaş erkek hasta, hareketlenmede artış, belediye meclis üyesi olmak için aniden işinden istifa etme, saldırgan davranışlar nedeniyle yakınları tarafından acil servise getirilmiş. Alınan anemnezinden geçmişte OKB tanısıyla takip edildiği risperidon, amisülprid, sülprid, aripiprazol, klomipramin, sertralin kullanımı olduğu öğrenildi. Hasta atipik psikoz ön tanısı ile servisimize yatırıldı. Ruhsal durum muayenesinde hasta huzursuz görünümdeydi, göz teması kısıtlı, mimik ve jestler belirgin olarak yoksundu. Konuşması yüksek ses tonunda, aprozodik ve monotondu. Duygudurum anksiyeteli, duygulanım kısıtlıydı. Düşünce akışı yer yer kesintili ve verbijerasyonlar mevcuttu; düşünce içeriği kısıtlıydı. Soyutlama becerisi kısmen bozuktu, algı muayenesinde patoloji saptanmadı. Yönelimi tamdı, dikkat ve kısa süreli bellek hafif derecede bozulmuştu, içgörüsü kısmiydi. Yargılaması kısmen korunmuştu. Hastanın gelişimsel öyküsü derinleştirildiğinde, çocukluk döneminde belirli ilgi alanlarına yoğunlaşma, değişime direnç gösterme davranışlarının, sosyal durumlara uygun olmayan söylemlerinin mevcut olduğu, ergenlik döneminde akademik başarıda düşme, kendi kendine konuşma ve tik benzeri hareketlerinin başladığı öğrenildi. Sonuçlar: Bu bilgiler doğrultusunda hastanın tanısı OSB olarak güncellendi. Hastadan sözel onam alınmıştır.
Tartışma ve Sonuç: Güncel şizofreni tanımındaki temel belirti boyutları -sosyallikte ve işlevsellikte düşüklük, davranışta ve sözel iletişimde tuhaflık veya anlaşılmazlık- bazı durumlarda OSB’nin görünümü olarak ortaya çıkabilir. Bu benzerlik, OSB’li bireylerin psikoz ile karıştırılmasına yol açabilir. Ayrıca OSB'de görülen kısıtlı ilgi alanları, tekrarlayan davranışlar, değişime direnç, aynılıkta ısrar OKB belirtileri ile benzerlik gösterir. Sonuç olarak, yetişkinlerde ayırıcı tanıda OSB sistematik olarak değerlendirilmelidir. OKB ve psikoz belirtilerini otizmden ayırt etmek, gereksiz farmakoterapi yükünü azaltmanın yanında optimum tedavi için kritik öneme sahiptir.
Anahtar Kelimeler: Erişkin Otizm Spektrum Bozukluğu, Psikoz, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Ayırıcı Tanı


Geç Başlangıçlı Psikotik Belirtilerle Seyreden Karbonmonoksit Zehirlenmesi: Bir Olgu Sunumu

Selin Önder, Esra Kabadayı Şahin, Gülsüm Zuhal Kamış, Mustafa Uğurlu, Serdar Süleyman Can

Sayfa 449


Giriş: Karbonmonoksit (CO) zehirlenmesi, akut dönemde nörolojik etkilerin yanı sıra aylar veya yıllar sonra gelişebilen nöropsikiyatrik bozukluklara yol açabilir. Geç dönem tablolar bilişsel gerileme, duygudurum bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi geniş bir yelpazede seyredebilir. CO zehirlenmesi sonrası psikotik bozukluk nadir görülür. Bu olgu, CO maruziyetinden yıllar sonra ortaya çıkan geç başlangıçlı psikotik belirtilere dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur. Sunum için hastadan onam alınmıştır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz yaşında, bekar ve lise mezunu erkek hasta; nöroloji kliniğince konulan frontotemporal demans tanısının ardından memantin kullanımına başlandıktan sonra gelişen, bir aydır süren sinirlilik, uyku miktarında azalma, anlamsız sesler çıkarma ve “şeytanla arkadaş olduğunu” söyleme şikayetleriyle kliniğimize yatırıldı.İlk psikiyatrik belirtilerinin 2014 yılında içe kapanma ve konuşmada azalma ile başladığı, dış merkezde yatış öyküsü olduğu, katatoni ve depresyon tanılarıyla takip edildiği, 17 seans EKT uygulandığı ve aynı yıl frontotemporal demans tanısı aldığı öğrenildi. Ayrıntılı anamnezde, 10 yaşındayken CO zehirlenmesi geçirdiği ve belirtilerin yaklaşık 10 yıl sonra başladığı saptandı. Aynı maruziyeti yaşayan kuzeninde de psikotik bozukluk tanısı aldığı ve ailede başka psikiyatrik öykünün olmadığı öğrenildi. Beyin PET’te sol temporal lob anterior kesimde rölatif hipometabolizma, prefrontal ve medial frontal kortikal alanlarda hipometabolizma ve bazal gangliada 18-FDG tutulumu mevcut şeklinde raporlandı. EEG’de yaygın orta derecede frekans yavaşlaması saptandı. Valproat 1000 mg/gün, klozapin 250 mg/gün ve venlafaksin 150 mg/gün tedavisi başlanan hastada kısmi düzelme sağlandı ve mevcut tedavisiyle takip edilmektedir. Sonuçlar: CO zehirlenmesi sonrası geç başlangıçlı psikotik bozukluk nadir olmakla birlikte, maruziyetten yıllar sonra dahi ortaya çıkabilir. Olgumuzda, CO zehirlenmesini takiben uzun bir latent dönemden sonra gelişen psikotik belirtiler, toksinin beyindeki kalıcı yapısal ve metabolik etkilerinin rolünü düşündürmektedir. PET bulguları, temporal ve frontal bölgelerdeki hipometabolizmanın psikotik semptomatoloji ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.
Tartışma ve Sonuç: Bu vaka, CO zehirlenmesi öyküsü olan hastalarda uzun dönem nöropsikiyatrik takip gerekliliğini vurgulamaktadır. Erken tanı ve uygun tedavi, semptomların şiddetini ve işlev kaybını azaltmada etkili olabilir.
Anahtar Kelimeler: Karbonmonoksit zehirlenmesi, psikotik bozukluk


Yineleyen Postpartum Manik Epizotlar: Bir Olgu Sunumu

Burcu Kılıç Göçhasanoğlu, Vefa Erbasan

Sayfa 450


Giriş: Bipolar bozukluk (BB), yineleyen depresif, manik, hipomanik ve karma epizotlarla seyreden ciddi, kronik bir duygudurum bozukluğudur (1,2). Gebelik ve postpartum dönem; hormonal, fizyolojik, psikososyal değişiklikler nedeniyle BB’li kadınlarda nüks açısından yüksek risk taşır (3–5). Postpartum dönemde gelişen manik veya psikotik epizotlar, hastalığın klinik seyrini ve tedavi planını önemli ölçüde etkiler (6,7).
Yöntemler / Olgu Sunumu: Otuz altı yaşında, dört doğum öyküsü olan kadın, son doğumdan birkaç gün sonra başlayan taşkınlık, konuşma hızında artış, fikir uçuşmaları, uykusuzluk, irritabilite şikayetleri ile başvurdu. Muayenede eleve duygudurum, konuşma hızında artış, dikkat eksikliği, perseküsyon, grandiyöz sanrılar saptandı. Psikotik özellikli manik epizot tanısıyla yatırıldı. Anamnezinde, önceki 3 doğum sonrası 20–40 gün süren manik epizotlar yaşadığı, psikotik belirti bulunmadığı, psikiyatrik başvuru yapılmadığı, yaşam boyu depresif dönem geçirmediği öğrenildi. Sonuçlar: Young Mani Değerlendirme Ölçeği (YMDÖ) puanı 42 idi. Olanzapin 10 mg/gün, lityum 600 mg/gün başlandı; olanzapin 15 mg/gün’e, lityum kan düzeyi 0,36 mmol/L ölçülmesi üzerine 900 mg/gün’e çıkarıldı. Gereğinde diazepam ile ajitasyon kontrolü sağlandı. Altı haftalık izlem sonunda duygudurumu ötimik hale gelen hastanın YMDÖ puanı 7’ye düştü, tam iyilik hâli ile taburcu edildi.
Tartışma ve Sonuç: Postpartum psikoz/mani insidansı 1000 doğumda 0,25–0,6, nüks oranı %31–42’dir (8). Bu olguda epizotların yalnızca postpartum dönemde ortaya çıkması ve son epizotta psikotik belirtilerin eklenmesi, BB’de postpartum dönemin yüksek riskini, klinik tablonun zamanla ağırlaşabileceğini göstermektedir. Olası mekanizmalar; doğum sonrası östrojen-progesteron düşüşü, tiroid fonksiyon değişiklikleri, kortizol salınım bozukluğu, immünolojik ve sirkadiyen ritim değişiklikleri, psikososyal stresörlerdir (9,10). Tedaviye hızlı başlanması prognoz için kritiktir. Lityum akut tedavi ve nüks önlemede güçlü kanıta sahiptir (5,7). Atipik antipsikotikler psikotik semptom, ajitasyon kontrolünde etkilidir (1,6,8). Kombinasyon tedavisi, özellikle şiddetli olgularda semptomların daha hızlı gerilemesini sağlayabilir (6-8,11). Bu olgu, sadece postpartum dönemlerde manik atak yaşayan ve kombinasyon tedavisiyle hızlı yanıt alınan bir klinik tabloyu göstermektedir. Farmakolojik müdahalenin gecikmeden başlanması hayati önem taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Postpartum, Manik epizot, Bipolar bozukluk, Antipsikotik


Konuşma Gecikmesi ve Artikülasyon Bozukluğu ile Seyreden 16p13.11-p13.3 Mikroduplikasyonu: Olgu Sunumu

Şükret Alev, Gül Karaçetin

Sayfa 451


Giriş: Konuşma gecikmesi ve artikülasyon bozuklukları, genetik ve çevresel etkenlerin karmaşık etkileşimi sonucu ortaya çıkan nörogelişimsel bozukluklardır. Kromozom 16’nın kısa kolundaki 16p13.11 bölgesinde görülen mikroduplikasyonlar, değişken fenotipler ve eksik penetrans ile seyreden nadir varyantlardandır. Literatürde bu varyant, dil ve konuşma bozuklukları, gelişimsel gecikme, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozukluğu ile ilişkilendirilmiştir.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Yedi yaş altı aylık erkek olgu, konuşma gecikmesi ve öğrenme güçlüğü nedeniyle değerlendirilmiştir. İlk kelimesini dört yaşında söylemiş, belirgin artikülasyon bozukluğu mevcuttur. WISC-R testinde sözel IQ 84, performans IQ 94, tam ölçek IQ 88 bulunmuştur. Okuma-yazmada harf karıştırma ve toplama işlemlerinde güçlük gözlenmiş; özgül öğrenme güçlüğü açısından izleme alınmıştır. Dil terapisi desteği almaktadır. Aile öyküsünde ablada artikülasyon bozukluğu, babada geç konuşma, annede bipolar bozukluk tanısı vardır.Genetik Bulgular:SNP array analizinde kromozom 16 kısa kolunda (16p13.11 p13.3) yaklaşık 2,36 Mb büyüklüğünde mikroduplikasyon saptanmıştır. Bölge, ABCC1, LIPA, NIPA1, NTAN1, PDPK1 gibi nörogelişimle ilişkili olabilecek 16 OMIM tanımlı geni içermektedir. Sonuçlar: 16p13.11 mikroduplikasyonları değişken ekspresyon ve düşük penetrans gösterebilir. Aynı aile içinde fenotipik olarak etkilenmiş ve etkilenmemiş bireyler bulunabilir. Olgumuzda, aile öyküsündeki dil gelişim sorunları mikroduplikasyonun kalıtsal olabileceğini düşündürmektedir. Literatürde bu varyant, konuşma gecikmesi ve öğrenme güçlüğü gibi fenotiplerle tutarlıdır.
Tartışma ve Sonuç: Dil ve konuşma gecikmesi olan çocuklarda genetik analiz, etiyolojinin aydınlatılması ve tedavi planlaması açısından önemlidir. Bu olgu, 16p13.11-p13.3 mikroduplikasyonunun dil ve konuşma bozukluğu fenotipine olası katkısını göstermekte ve benzer vakalarda genetik değerlendirmenin önemini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: “16p13.11 mikpoduplikasyonu”, “artikülasyon bozukluğu”, “nörogelişimsel bozukluk”


Epilepsi ve Otizm Spektrum Bozukluğu ile Seyreden CACNA1A Mutasyonu: Tüberoskleroz Kompleksi Ön Tanılı Nadir Bir Olgu ,

Şükret Alev, Gül Karaçetin

Sayfa 452


Giriş: CACNA1A gen mutasyonları; epilepsi, gelişimsel gecikme ve otizm spektrum bozukluğu (OSB) ile ilişkilidir. Bu olguda CACNA1A mutasyonuna sahip, hipomelanotik makül ve erken başlangıçlı epilepsi bulguları ile tüberoskleroz kompleksi (TSC) ön tanısı düşünülen bir çocuğun klinik özellikleri sunulmaktadır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Üç yaş dört aylık erkek hasta, doğum sonrası ikinci günde başlayan epileptik nöbetler ve takip eden süreçte tekrarlayan nöbetler nedeniyle izlenmiştir. Gelişimsel değerlendirmede dil ve sosyal iletişim alanlarında belirgin gecikme, motor alanlarda yaşa uygunluk saptanmıştır. Klinik gözlemde göz teması azlığı, taklit becerilerinde yetersizlik, sembolik oyun kısıtlılığı ve yüksek sese duyarlılık izlenmiştir. Fizik muayenede karın bölgesinde hipopigmente makül saptanmış, bu bulgu ve epilepsi öyküsü nedeniyle TSC ön tanısı konulmuştur. Genetik test süreci devam etmekte olup TSC1/TSC2 mutasyonları açısından analiz planlanmıştır. Ancak hedefe yönelik panelde CACNA1A geninde patojenik varyant saptanmıştır. Sonuçlar: TSC tanısı, klinik majör/minör kriterler ve/veya TSC1/TSC2 gen mutasyonu ile konur. Bu olguda tek majör kriter olan hipomelanotik makül ve erken başlangıçlı epilepsi, TSC ön tanısını desteklemektedir. CACNA1A mutasyonları, voltaj bağımlı kalsiyum kanallarında fonksiyon bozukluğu yaratarak sinaptik iletimi ve nöronal gelişimi etkiler; bu durum epilepsiye yatkınlığı artırırken, dil ve sosyal etkileşim alanlarında bozulma ile OSB fenotipine katkıda bulunabilir. Literatürde CACNA1A mutasyonu ile OSB birlikteliği sınırlı sayıda bildirilmiş olup, eşlik eden TSC ön tanısı ile birlikte görülmesi nadirdir.
Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, CACNA1A mutasyonunun otizm fenotipine katkısını ve TSC ön tanısının klinik gözlemle nasıl şekillenebileceğini göstermektedir. Erken yaşta genetik değerlendirme, hem tanısal netlik hem de izlem ve tedavi planlamasında kritik öneme sahiptir. Eşlik eden genetik varyantların saptanması, olguların fenotipik çeşitliliğini anlamada ve multidisipliner yönetim planlarının oluşturulmasında yol gösterici olabilir.
Anahtar Kelimeler: “Otizm spektrum bozukluğu”, “epilepsi”, “ CACNA1A mutasyonu”, “ Tüberoskleroz kompleksi”


Meksika Biberi Tüketimine Bağlı Manik Atak: Bir Olgu Sunumu

Selen Özdağlı, Filiz Kulacaoğlu Öztürk, Pınar Çetinay Aydın

Sayfa 453


Giriş: Meksika Biberi etken maddesi kapsaisin olan bitkisel bir üründür. Beslenme yoluyla kapsaisin tüketimi tokluk hissini etkiler ve termojenik bir etkiye sahip olup kilo vermede etkilidir ve bu amaçla kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bu olgu sunumunda hasta ve yakınından sözel onam alınarak Meksika biberi tüketimi ile ortaya çıkan manik atağı yaşayan bir olgu anlatılacaktır.
Yöntemler / Olgu Sunumu: 49 yaşında, evli, üç çocuğu olan, ilkokul mezunu, taksi şoförü olarak çalışan erkek hasta; üç ay önce zayıflamak amacıyla aktardan temin ettiği beş kutu Meksika biberi tüketimi sonrası başlayan uykusuzluk , yerinde duramama ,cinsel istek artışı, mehdi olduğunu söyleme, eşinin kendisini aldattığını söyleme ve saldırganlık şikayetleri ile acil servisimize başvurdu. Hasta Meksika biberi tüketimi sonrası uykusunun azaldığını ve enerjisinin arttığını bu sayede daha fazla hareket ederek iki ayda 15 kg verdiğini ifade etti. 2010 ve 2022 yıllarında da benzer şikayetler ile iki yatışı olduğu ve bu yatışları öncesinde de yüksek miktarda Meksika biberi tüketimi olduğu öğrenildi. Ruhsal durum muayenesinde duygulanımı öfkelenmeye meyilli, duygudurum irritabl, konuşma miktarı hafif artmış, düşünce içeriğinde mistik, grandiyöz, kıskançlık sanrıları vardı. Muhakemesi bozulmuş ve içgörüsü yoktu. Hasta DSM- 5' e göre ön planda “madde ile ilişkili bipolar bozukluk- manik epizod “ olarak değerlendirildi ve tedavisi haloperidol 20 mg/g, biperiden 10 mg/g intramüsküler olarak başlandı. Klinik izleminde semptomların gerilemesi ile risperidon 6 mg/gün tedavisine geçilerek hasta taburcu edildi. Sonuçlar: Meksika biberi içerdiği kapsaisin ile etkisini gösterir. Kardiyoprotektif, anti inflamatuar, analjezik, termojenik ve gastrointestinal sistem üzerindeki olumlu etkilerinin yanı sıra literatürde kronik ağrı sendromları başta olmak üzere Alzheimer demansı, epilepsi, Parkinson hastalığı, depresyon gibi hastalıklarda alternatif tedavi yöntemi olarak araştırılmaktadır. Kapsaisin, transient reseptör potansiyel vallinoid 1 reseptörlerine (TRPV1 ) agonist etki gösterir. Bu reseptörler beyinde hipokampus, prefrontal korteks, amigdala, hipotalamus ve beyin sapında bulunur. Serotonin, glutamat, dopamin gibi nörotransmitterlerin salınımını arttırır. Bu antidepresan etkileri sunduğumuz hastada mani benzeri bir tablo gelişmesine neden olmuş olabilir.
Tartışma ve Sonuç: Bu olgu sunumu, kapsaisin tüketiminin afektif bozukluklarla ilişkili olabileceğine dair bir bakış açısı sunmaktadır. Olgumuzdan yola çıkarak psikiyatrik öykü alırken hastaların diyet, beslenme ve bitkisel takviye kullanımını detaylandırmak klinik tablonun tedavisi ve nüksünü önlemek açısından önemlidir.
Anahtar Kelimeler: kapsaisin, Meksika biberi, manik epizod


Katatoni ile Başlayan Psikotik Özellikli Majör Depresif Bozukluk: Olgu Sunumu

Rüveyda Özel, Ayşegül Barak Özer

Sayfa 274


Giriş: Katatoni başlarda sadece şizofreni ile ilişkilendirilmişse de diğer hastalıklarda karşımıza çıkabilir.Katatoninin etyopatofizyolojisi çok net anlaşılamamış ciddi duygusal ve fiziksel baskılara ilkel yanıt olduğu iddia edilmiştir. Katatonik depresyon nadirdir ama yaşamsal tehlike oluşturduğundan en ağır alt tip kabul edilmektedir Klinikte stupor ,mutizm ,negativizm , balmumu esnekliği, basmakalıp davranışlar, ekolali, postür alma, mannerizm, grimas belirtilerinden en az üçü baskındır. Dehidratasyon, emboli ve pnömoni görülebilir.
Yöntemler / Olgu Sunumu: Hastadan onam alınmıştır. 20 yaşında erkek yemek yememe, konuşmama şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine getirildi. İki hafta önce sosyal medyadaki yorumundan dolayı ifadesinin alındığı, sonrasında evden çıkmama öz bakımda azalma belirtildi. Öncesinde sosyal kaygı belirtileriyle sertralin ve essitalopram başlanmış tedaviyi yarıda bırakmış, psikotrop kullanımı yoktu. Anne ve babasının ayrı, annesi ve kız kardeşiyle yaşıyor, hayvancılıkla uğraşıyor. Ortaokul mezunu, okul başarısının ortalama, arkadaşlarıyla ilişkilerinin iyi, oyunlarda pasif. İlk görüşmede sorulara yanıt vermedi, göz teması kurmadı. Düşünce içeriği başta değerlendirilmeyen hastanın yatış sürecinde depresif, suçluluk ve günahkarlık düşüncelerinin ve perseküsyon hezeyanları vardı. Yatışının ikinci gününde mutizm, oral alımın kesilmesi, ağrılı uyarana yanıt vermeme gibi katatoniyle uyumlu belirtiler gözlendi. Tuvalet ihtiyacını fark etmeme, spontan hareketlerin azalması ve küntleşmenin başlamasıyla nörolojiye konsülte edildi. Nörolojik değerlendirme görüntüleme, LP, EEG normaldi. Katatoniyle başlayan psikotik depresyon ön tanısıyla yoğun bakımda takip edildi. Olanzapin ve essitalopram başlandı. Yatışının 5. gününde baş sallama ile yanıt vermeye başladı. Oral alımın başlamasıyla servise alındı. İletişimi sınırlı, komutları geç anladığı, afektte küntleşme ve düşünce akışında bloklar görüldü. İlahi ve kendisi hakkında olumsuz konuşan sesler duyduğunu belirtti. BPRS skoru 56, PANSS skoru 100 olarak puanlandı. İlerleyen günlerde olanzapin ve essitalopram dozu arttırıldı. İletişimi, özbakımı arttı ve varsanıları sona erdi, psikometrik tetkiklerde düşüş görüldü. Yatışının 31. gününde taburcu edildi. Sonuçlar: Kişilik özelliklerine stresör eklenmesiyle katatoninin ortaya çıktığını görüyoruz
Tartışma ve Sonuç: Ayırıcı tanılarda organik nedenler ekarte edilmelidir. Bipolar bozukluk , şizofreni ,NMS akılda tutulmalıdır . Katatoni birçok tıbbi durumla ilişkilidir.
Anahtar Kelimeler: Katatoni, psikotik özellikli depresyon


Yayın Hakkında

Türk Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Psychiatry – Turk Psikiyatri Derg), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği’nin (TSRSD) bilimsel yayınıdır. 1990 yılından bu yana abonelik usulü ile yayımlanmaktadır. Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmaktadır. TPD 1990-2024 arasında Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmıştır. Dergi 2025, 36. Ciltten itibaren sürekli yayın sistemine geçmiştir, buna göre DOI alan her makale cilt, makale ve sayfa numarası ile çevrim içi yayınlanmaktadır. PubMed, Index Medicus, TUBİTAK Tıp, Psych-Info, Türkiye Atıf Dizini’nde yer alan dergi 2005 yılından beri Social Science Citation Index’te (SSCI) dizinlenmektedir