Giriş: Hacettepe Klozapin İzlemi Algoritması (H-Kİ) çerçevesinde, kapsamlı bir izlem
protokolüyle klozapin başlanan hastalarda tedavinin güvenlik profilinin incelenmesi amaçlandı. Yöntemler: Bu retrospektif kohort çalışmasına 2019-2025 arasında psikotik bozukluk tanısıyla
(ICD-11 F2X.X) Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Servisinde tedavi edilen 186 hastadan
klozapin başlanan 75i(%40) dahil edildi. H-Kİ kapsamında klozapin başlanmadan önce ve
başlandıktan sonra haftalık karaciğer enzimleri, amilaz-lipaz, açlık kan şekeri (AKŞ), C-reaktif
protein(CRP) değerleri ve tam kan sayımı ölçülmüştü. Toplam 15 hasta eksik veri nedeniyle
analizlerden dışlandı. Kalan 60 hastanın yatışları sırasındaki izlemi SBA25/519 numaralı etik
kurul onayıyla dosya kayıtlarından incelendi.
Sonuçlar: Örneklemin 38i(%63) erkek, ortalama yaşı 36,6±12,8, hastalık süresi 14,2±9,8yıl,
klozapin kullanılan toplam süre 7,1±3,4haftaydı. Hastaların 42si(%80) sigara kullanıyordu,
25inde(%42) obezite (ortalama VKİ=28,8±6,0) mevcuttu.Taburcu olduklarında ortalama
klozapin dozu 307.5±150.9mg, düzeyi 562,0±242,1ng/mldi. Tedavileri incelendiğinde 31
hasta(%52) klozapine ek bir antipsikotikle taburcu edilmişti. Hastaların izleminde
32sinde(%62) hipersalivasyon, 5inde(%8) enfeksiyondan bağımsız ateş, 13ünde(%30)
taşikardi, 17sinde(%22) sedasyon, 2sinde(%3) idrar inkontinansı, 3ünde(%5) nöbet,
15inde(%25) kabızlık, 1 hastada miyokardit, 1 hastada agranülositoz, 6 hastada(%10) diğer
kardiyak yan etkiler (kan basıncı değişikliği, QTc uzaması, perikardiyal effüzyon) saptandı.
Laboratuvar parametreleri ilk ölçümün ve normal üst-limitin iki katından artış ölçütüne göre
değerlendirildiğinde hastaların 41inde(%61) CRP, 17sinde(% 22) ALT, 5inde(% 8) AST,
9unda(%15) GGT, 16sında(%27) amilaz, 12sinde(%20) lipaz yüksekliği saptandı. Açlık kan
şekeri için < 100mg/dl=normoglisemik, 100-126=bozulmuş açlık glukozu, > 126=diyabet
olarak tanımlandığında 38 hastada(%63) haftalık AKŞ ölçümlerinde disglisemi gelişti. Tartışma ve Sonuç: Bu kohort çalışmasında klozapinle ilişkili sık görülen (ör:sedasyon,
taşikardi, kabızlık) yan etkilerin klinik izleminin dışında nadir görülen yan etkiler ve ilişkili
laboratuvar tetkiklerinin tedavi emniyeti açısından izlemlerinin gerekli olduğu görülmektedir.
Titrasyon döneminde bazı hastalarda CRPnin belirgin olarak yükselmesi miyokardit gibi
inflamatuar süreçlerle ilişkili yan etkilerden korunmak ve titrasyon hızını ayarlamak için
haftalık CRP takibinin önemini göstermektedir. Ayrıca klozapin tedavisinin erken döneminde (
< 2 ay) saptanan kan şekeri regülasyonunda bozulma, klozapin başlarken metformin başlanması
gibi erken müdahalelere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Klozapin, Hacettepe Klozapin İzlemi Algoritması
Giriş: Katatoni, organik ya da psikiyatrik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen, motor,
davranışsal ve otonom belirtilerle seyreden bir sendromdur. Özellikle organik etiyolojilere bağlı
katatoni nadir görülse de ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir . Bu olguda, Kırım-Kongo
Kanamalı Ateşi (KKKA) tanısıyla ribavirin tedavisi alan ve iyileşme sonrası katatonik belirtiler
geliştiren bir hastanın klonazepam ile tedavi yanıtını sunmak amaçlanmıştır. Yöntemler: Kırk beş yaşında, annesiyle yaşayan ve okuryazarlığı bulunmayan kadın hasta,
kene teması sonrası KKKA ön tanısıyla yatırılarak 13 gün boyunca 4000 mg/gün ribavirin
tedavisi almıştır. Taburculuk günü başlayan eşyalara zarar verme, halüsinasyon görme ,
çevresine yanıt vermeme şikâyetleriyle yeniden hastaneye yatırılmıştır. Nörolojik tetkikleri
normal olan hastada iyileşme sonrası motor yavaşlama, negativizm, rijidite, mutizm, beslenme
reddi ve postür alma gelişmiş; Bush-Francis Katatoni Ölçeği skoru 9 olarak bulunmuştur.Hafif
zihinsel yetersizlik dışında psikiyatrik hastalığı olmayan hastaya organik katatoni ön tanısıyla
2 mg/gün klonazepam başlanmış ve 48 saat içinde belirgin yanıt alınmıştır. Klonazepam
tedavisinin ikinci gününde yapılan ruhsal durum muayenesinde bilinç açık, oryantasyon
kooperasyon kısmi, duygulanım kısıtlı, reaksiyon süresi uzamış, psikomotor aktivite azalmış,
göz teması kurabiliyor olarak değerlendirildi. Haliyle yapılan rdm suboptimal olup takip
sürecinde iletişime açık hale geldiği, daha rahat hareket edebildiği, görüşmeyi kısa cümlelerle
de olsa devam ettirebildiği görülmüştür. Hastanın takiplerinde Bush-Francis skoru 3e düşmüş,
enfeksiyon hastalıkları açısından izlemi ise sonlandırılmıştır. Klonazepam 1 hafta 2 mg/gün ,
sonraki hafta 1 mg/gün verilmiş ve poliklinik takibine çağrılarak ilaç kesilmiştir. Hasta ve
yakınından yazılı onam alınmıştır.
Sonuçlar: KKKA gibi viral enfeksiyonlar sonrası gelişen katatoni, hem enfeksiyonun
kendisinin hem de antiviral ajanların nöropsikiyatrik etkileriyle ilişkili olabilir.Literatürde
interferon-?2b ve ribavirin sonrası katatoni olgusu ile lorazepam yanıtlı dengue ateşi ilişkili
vaka bildirilmiş; KKKAya bağlı katatoniye rastlanmamıştır. Bu olgu, benzodiazepin tedavisine
dramatik yanıtıyla organik katatoni tanısını desteklemekte ve erken tanı-tedavinin önemini
vurgulamaktadır. Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, enfeksiyon sonrası ortaya çıkan katatoni tablolarının dikkatle
değerlendirilmesi gerektiğini ve klonazepamın bu olgularda etkili bir tedavi seçeneği
olabileceğine işaret edebilir. Anahtar Kelimeler: Katatoni, KKKA, Klonazepam, Organik Psikiyatrik Sendromlar
Giriş: Dirençli şizofreni (DŞ), en az iki antipsikotik ilaca yeterli doz ve sürede yanıtsızlıkla
tanımlanır ve olguların %2030unu oluşturur. Erken başlangıçlı şizofreni (EBŞ), 18 yaş
öncesinde başlayan, nörogelişimsel bozukluklarla ilişkili, ağır seyirli bir alt tiptir. DŞ ve EBŞ
olgularında dopamin hipotezine ek olarak glutamat ve GABA sistemlerindeki nörokimyasal
bozukluklar patogenezde rol oynar. Ayrıca erken travmalar, bağlanma sorunları ve yetersiz
sosyal destek semptom şiddetini artırabilir. Bu olgu sunumunda, DŞ ve EBŞ tanılı bir hastanın
uzunlamasına izlemi ve tedavi süreci multidisipliner bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Yöntemler: Bilgilendirilmiş onamı alınan 23 yaşındaki kadın hasta, ilk psikotik belirtilerini 13
yaşında işitsel halüsinasyonlar ve sosyal çekilme ile göstermiştir. 14 yaşında annesinin evi terk
etmesi sonrası uzaylı olduğu yönünde bizarr sanrılar ve komut veren seslere bağlı intihar
girişimi olmuştur. Ailede psikotik bozukluk öyküsü mevcuttur. Çocukluk döneminde bakım
veren eksikliği ve bağlanma problemleri bildirilmiştir.Ergenlik boyunca sık yatış, tedavi
uyumsuzluğu, kendine zarar verme davranışları ve homisidal temalar izlenmiştir. Klinik seyirde
paranoid düşünceler, referans sanrıları ve sosyal işlev kaybı öne çıkmıştır.Çeşitli antipsikotik
ve duygudurum düzenleyici tedavilere yanıtsızlık üzerine klozapin (600 mg/gün) başlanmış,
kısmi yanıt nedeniyle 21 seans EKT uygulanmıştır. Tedavi sürecinde hiperlipidemi, hipotiroidi,
bozulmuş glukoz toleransı ve NASH gelişmiş; ilgili uzmanlıklarla iş birliği sağlanmıştır.
Davranışsal kötüleşme üzerine başlanan paliperidon palmitat sonlandırılmıştır.
Sonuçlar: Son izlemde klozapin (300 mg), ketiapin (600 mg), valproat (1000 mg), lityum (900
mg) ve anafranil (75 mg) ile belirgin klinik stabilite sağlanmış, TRSM takibinde işlevsellikte
anlamlı düzelme gözlenmiştir. Tartışma ve Sonuç: DŞ ve EBŞ olgularında uzun süreli, bireyselleştirilmiş ve bütüncül tedavi
yaklaşımı esastır. Klozapin pozitif semptomlarda etkili olsa da, ciddi metabolik yan etkiler
nedeniyle düzenli izlem gerektirir. EKT, kısmi yanıt alınan durumlarda tamamlayıcı bir seçenek
olabilir; ancak negatif belirtiler üzerinde sınırlı etkiye sahiptir. Psikoeğitim ve aile destek
programları tedavi uyumunu artırırken, TRSM gibi toplum temelli hizmetler uzun dönem
stabiliteye katkı sağlar. Nörogörüntüleme ve genetik biyobelirteç çalışmaları gelecekte
kişiselleştirilmiş tedaviye yön verebilir. Anahtar Kelimeler: dirençli şizofreni, erken başlangıç
Giriş: Son yıllarda OKBnin tek tip bir bozukluk olmadığı, heterojen bir yapıya sahip olduğu
ve farklı boyutlar üzerinden değerlendirilebileceği vurgulanmaktadır. Boyutsal yaklaşım hem
patofizyolojiyi anlamada hem de tedavi planlamasında önem taşımaktadır. OKBnin klinik
görünümü sosyodemografik değişkenlerden etkilenebildiği gibi, farklı boyutların da günlük
işlevsellik, uyku düzeni ve tedavi tercihlerine etkisi olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada
bir üniversite hastanesine başvuran OKB tanılı hastaların boyutsal alt türlerinin belirlenmesi,
belirti boyutları, sosyodemografik özellikleri ve tedavi seçimleri/yanıtları arasındaki ilişkinin
incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntemler: Bu çalışmada son 1 yıl içinde KTÜ Psikiyatri polikliniğine başvuran ICD-10a
göre OKB tanısı almış 246 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelenmiş, 205inin
verilerine eksiksiz ulaşılabilmiştir. Hastane kayıtlarından sosyodemografik veriler, mevcut
tedavileri, tedaviye yanıt düzeyi, uyku düzeni, boyutsal OKB semptom türü gibi verileri
kaydedilmiştir. İstatistiksel analizlerde SPSS 26.0 kullanılmış ve önemlilik değeri p < 0,05
olarak alınmıştır. Etik kurul onay karar numarası 2025/205dir.
Sonuçlar: Hastaların 127si (%62) kadın, 78i (%38) erkekti. Hastaların ortalama yaşı 35,79
yıl olup %58,1i (n= 118) tek obsesyon türüne sahipken, %37,4ü (n= 76) iki farklı obsesyon
türüne sahipti. En sık %23,6 ile (n = 48) bulaş obsesyonu görüldü. Zarar verme ve hata yapma
boyutuna sahip hastalarda bekar (p = 0,031) ve çalışıyor olma (p = 0,016) oranları anlamlı
düzeyde yüksekti. Uyku düzensizliğinden yakınanların %78,8i tedavi ile %50den az düzelme
bildirdi (p = 0,002). Zarar verme ve hata yapma obsesyonu olan hastalar ikinci kuşak
antipsikotik tedavilere %50den az yanıt verdiklerini bildirmişlerdi (p = 0,048). Kabul edilemez
düşüncelere sahip hastalar ise trisiklik antidepresan tedavisine %50den fazla yanıt verdiklerini
bildirdi (p = 0,049). Tartışma ve Sonuç: Hasta grubunun geriye dönük boyutsal değerlendirilmesi yapıldığında
sosyodemografik özelliklerin, uyku düzeninin, uygulanan tedavilerin ve boyutsal özelliklerin
hastaların işlevselliği ve tedavi yanıtı üzerinde anlamlı etkiler oluşturabileceği dikkat
çekmektedir. Uyku düzensizliğinin günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkilediği gözlenmiştir.
Bu bulgular, klinik uygulamada bütüncül ve boyutsal bir değerlendirme yaklaşımının
benimsenmesi ile bireyselleştirilmiş tedavi planlarının önemini desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Boyutsal Değerlendirme, Obsesyon, Kompulsiyon, Obsesif Kompulsif
Bozukluk
Asiye Yüksel Ağargün, Mehmet Yücel Ağargün, Zahid Emre Kösecik
Sayfa 314
Sunum önizlemesi
Giriş: Özdenetim, kişinin içsel tepkilerini değiştirme veya bastırmanın yanı sıra, istenmeyen
davranış eğilimlerini (örneğin, dürtüler) kesintiye uğratma ve buna göre hareket etmekten
kaçınma yeteneği olarak tanımlanabilir. Özdenetimin iki farklı şekilde işleyebileceği öne
sürülebilir: dürtüsel davranışların engellenmesi (durdur-kontrol) ve hedefe yönelik
davranışların başlatılması (başlat-kontrol). De Boer ve arkadaşları (2011), durdur ve başlat
kontrolü ayrımını doğrulayarak Durdur/Başlat Kontrol Ölçeğini geliştirmiştir. Bu çalışmanın
amacı, Durdur/Başlat Kontrol Ölçeğinin (DBKÖ) Türkçe formunun psikometrik özelliklerini
incelemektir. Yöntemler: Çalışmaya, Türkiyede yaşayan 1865 yaş arası toplam 240 katılımcı dâhil edildi.
Örneklem, büyük oranda gönüllü üniversite öğrencilerinden oluşmaktaydı. Katılımcıların
137si (%57,1) kadın, 103ü (%42,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 27,2 ± 8,1 idi.
Psikiyatrik bir bozukluk tanısı, kötü fiziksel sağlık, belirgin hafıza ve öğrenme güçlükleri ile
mevcut alkol veya madde kullanımı dışlama kriterleri olarak belirlendi. Etik kurul onayı (E
10840098-772.02-4608; 16.8.2022) alındıktan sonra çalışma tüm katılımcılara anlatıldı ve
yazılı bilgilendirilmiş onamları alındı. Ölçek, katılımcılar tarafından birbirinden bağımsız
şekilde iki farklı zamanda (ortalama iki hafta arayla) dolduruldu. Psikometrik özellikleri
değerlendirmek için şu istatistiksel analizler yapıldı: iç tutarlılık (Cronbach alfa) ve test-tekrar
test güvenirliği (eşleştirilmiş t-testi ve Pearson korelasyon analizi).
Sonuçlar: Durdur ve Başlat Kontrol Alt Ölçeklerinin her ikisinin de iç tutarlılığı kabul
edilebilir düzeyde bulundu (Cronbachs ? = .70 (Durdur), ? = .71 (Başlat)). Eşleştirilmiş t-testi,
Zaman 1 ve Zaman 2deki tüm maddelerin puanlarının anlamlı düzeyde farklı olmadığını ortaya
koydu. Ayrıca, durdur ve başlat toplam puanları da anlamlı farklılık göstermedi. Pearson
korelasyon analizi, Zaman 1 ve Zaman 2deki tüm maddelerin birbirleriyle anlamlı şekilde
ilişkili olduğunu gösterdi. Tartışma ve Sonuç: Bulgularımız, DBKÖnün Türk örnekleminde geçerli ve güvenilir bir
ölçme aracı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçler
dâhil olmak üzere psikolojiyle ilgili alanlarda yapılacak çalışmalarda kullanılabileceği
öngörülmektedir. Ayrıca, yeme bozuklukları, kişilik bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları ve
dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğunda özdenetimle ilgili araştırmalarda yararlı olabileceği
düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Durdurma/Başlatma Kontrol Ölçeği, Özdenetim
Giriş: Antipsikotikler şizofreni ve bipolar bozukluk gibi hastalıkların tedavisinde uzun yıllardır
kullanılan ilaçlardır. Distoni, akatizi, sedasyon gibi önemli yan etkilere yol açarlar (1). Bunlara
ek olarak nadiren periferik ödem yan etkisi de görülebilmektedir (2). Paliperidon kullanımına
bağlı iki taraflı pretibial ödem (PTÖ) gelişen, ileri araştırmalar sırasında +1-2 mitral yetmezlik
saptanan bu vakayı literatüre katkı sağlaması amacıyla bildirdik. Yöntemler: Daha önce psikiyatrik başvurusu olmayan 40 yaşında kadın hasta grandiyöz,
referansiyel hezeyanlar, mistik uğraşlarda artma şikayetleriyle kapalı psikiyatri servisine
yatırıldı.
Hastanın
yapılan
fizik
muayenesinde,
laboratuvar
tetkiklerinde
ve
nörogörüntülemesinde organik patoloji saptanmadı. Tedavide olanzapin 5 mg/gün, valproat
1000 mg/gün başlandı takiplerinde olanzapin 20 mg/güne kadar çıkıldı. Tedaviden yanıt
alınamayınca olanzapin kesilerek paliperidon 6 mg/gün tedavisine geçildi. 8. Günde doz 9
mg/güne çıkıldı. 9. Günde hastanın muayenesinde iki taraflı +2 PTÖ saptandı. Hastanın
akciğer grafisinde, laboratuvar tetkiklerinde, bilateral alt ekstremite doppler ultrasonunda
herhangi bir organik patolojiye rastlanmadı. Yapılan ekokardiyografi sonucunda LVEF %60,
hafif dilate sol atrium, +1-2 mitral yetmezlik olarak değerlendirildi. Furosemid 40 mg/gün
başlandı. Paliperidon 9 mg/günden azaltılarak kesildi, aripiprazol 5 mg/gün başlandı takibinde
15 mg/güne çıkıldı. 13. Günde PTÖ+1e geriledi. 30. Günde ödemin tamamen kaybolmasıyla
furosemid tedavisi sonlandırıldı. Hastadan vaka olarak raporlanmak için onam alındı.
Sonuçlar: Hastamızda paliperidon kullanımı öncesi ödem bulunmaması, paliperidonun
kesilmesinin ardından ödemin kaybolması, taburculuk sonrası poliklinik takipleri sırasında
tekrar ödem gelişimi olmaması bize paliperidonun bu yan etkiyi tetikleyebileceğini
düşündürmektedir. Tartışma ve Sonuç: Antipsikotiklerin periferik ödem yan etkisi hastaların yaşam kalitesini
bozması nedeniyle dikkate alınmalıdır. Katz ve arkadaşları yaptıkları çalışmada (3) ilaca bağlı
ödem prevalansını %15,8 olarak bildirmiştir bu yüksek prevelansın, hasta grubunun kalp ve
böbrek fonksiyonlarındaki sorunlarla ilişkili olabileceğini belirtmiştir. Vakamızda ödemin
etiyolojisini aydınlatmak amacıyla yapılan ileri tetkikler sonucunda eşlik eden kardiyak patoloji
saptanması bu çalışmayı destekler niteliktedir. Paliperidon kullanan hastaların takibi sırasında
ödem gelişimi konusunda dikkatli olunmalıdır. Takip sırasında periferik ödem gelişmesi halinde
hastaların ek patolojiler açısından araştırılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Antipsikotikler, Paliperidon, Pretibial Ödem, Yan etki
Giriş: Bu çalışma, Karadeniz Teknik Üniversitesi Psikiyatri Polikliniğine başvuran 65 yaş ve
üzeri bireylerde COVID-19 pandemisi dönemi ile pandemi sonrası dönemdeki psikiyatrik tanı
dağılımlarını, cinsiyet ve yaş gruplarına göre karşılaştırmalı olarak incelemeyi
amaçlamaktadır.Pandemi gibi geniş çaplı krizlerin, yaşlı bireylerde ruh sağlığı başvuru
profillerini nasıl etkilediğini anlamak, gelecekteki halk sağlığı planlamaları için önem
taşımaktadır. Yöntemler: Retrospektif kesitsel tasarımda yürütülen çalışmaya,11 Mart 20203 Mayıs 2023
tarihleri pandemi dönemi,4 Mayıs 20231 Temmuz 2025 tarihleri pandemi sonrası dönem
olarak tanımlanarak bu sürelerde polikliniğe başvuran 65 yaş ve üzeri tüm hastalar dahil edildi.
Tanılar ICD-10 sınıflamasına göre belirlendi.Dönemler arasındaki tanı dağılımları, cinsiyet ve
yaş gruplarına göre karşılaştırıldı.Kategorik değişkenler Ki-kare testi, belirli tanı oranları binom
testi ile analiz edildi;istatistiksel anlamlılık p < 0,05 olarak kabul edildi.Çalışmanın etik kurul
izni mevcut olup;karar numarası:2025-238 tir.
Sonuçlar: Toplam 16.185 hastanın %63ü (n=10.194) kadın, %37si (n=5.991) erkektir. En sık
tanılar; anksiyete bozuklukları (AB) (%40,5), major depresif bozukluk (MDB) (%20,3),
demans (%8,1), psikotik bozukluklar (%3,5) ve uyku bozuklukları (%2,0) olmuştur. Dönemler
arasında cinsiyet ve yaş gruplarında anlamlı fark bulunmamıştır (p > 0,05). Ancak pandemi
sonrası dönemde 6574 yaş grubunda başvuru oranı artarken, 80 yaş ve üzeri grupta azalma
görülmüştür. Kadınlarda AB ve MDB oranları daha yüksek; erkeklerde ise şizofreni, alkol
kullanım bozukluğu ve organik mental bozukluklar daha yaygındır.Dönemsel
karşılaştırmalarda, AB oranı %38,8den %42,4e (p < 0,001), psikotik bozukluk oranı %3,4ten
%7,6ya (p < 0,001) yükselmiştir. MDB %21,8den %18,9a (p=0,001), uyku bozukluğu
%2,9dan %1,1e (p < 0,001) gerilemiştir. Tartışma ve Sonuç: Bulgular,pandeminin ileri yaş bireylerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin
pandemi sonrası dönemde de sürdüğünü göstermektedir.Anksiyete ve psikotik bozukluk
oranlarındaki artış, pandeminin uzun vadeli psikososyal etkilerini ve ertelenmiş başvuruları
yansıtmaktadır. MDBdeki azalma ise akut stresin hafiflemesiyle ilişkili olabilir.Bu sonuçlar,
yaşlı nüfusta ruh sağlığı hizmetlerinin kriz dönemlerinde kesintisiz sürdürülmesinin,sosyal
destek ağlarının güçlendirilmesinin ve gelecekte olası halk sağlığı krizlerine karşı esnek,
kapsayıcı hizmet modelleri geliştirilmesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: geriatrik psikiyatri tanıları, covid-19 pandemisi
Giriş: Klozapin, tedaviye dirençli şizofrenide ve çeşitli ruhsal bozukluklarda kullanılan etkili
bir antipsikotiktir. Ancak geç başlanması, yan etkileri ve izlem güçlükleri kullanımını
sınırlamakta; bu durum tedavi sonuçları ile hastaların işlevselliğini olumsuz etkilemektedir. Bu
çalışma, klozapin kullanan bireylerin sosyodemografik, klinik özellikleri ile bu değişkenler
arasındaki ilişkileri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Son bir yılda Karadeniz Teknik Üniversitesi Psikiyatri Kliniğine başvuran klozapin
kullanan 127 hastanın verileri, KTÜ Tıp Fakültesi Etik Kurul onayıyla (09/07/2025, 2025/207)
retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların demografik özellikleri, tanıları, tedavi başlangıç
tarihleri, ek tedaviler ve klinik global izlem ölçeği skorları analiz edilmiş; istatistikler SPSS
26.0 ile değerlendirilmiş , p < 0,05 anlamlılık düzeyi olarak alınmıştır.
Sonuçlar: Katılımcıların %63ü erkek, %37si kadındır. Hastaların çoğunluğu (%60,6) bekâr,
%64,6sı kent merkezinde ,%93,7si ailesiyle yaşamaktadır. Eğitim düzeyinde en sık lise (%35)
ve üniversite (%21) mezunları görülmüştür, %68i çalışmamaktadır.En yaygın tanı şizofreni ve
ilişkili bozukluklardır (%78,7), bunu bipolar bozukluk (%14,2), hareket bozuklukları (%12,6 ),
nörogelişimsel bozukluk (%10,2), nörobilişsel bozukluklar (%3,1) izlemektedir. Katılımcıların
%56,8i klozapine ek oral antipsikotik, %43,2si antidepresan,%29.6sı duygudurum
düzenleyici, %28i intramusküler antipsikotik kullanmaktadır.Şizofreni tanısı, erkek cinsiyet,
düşük eğitim düzeyi (özellikle ortaokul mezunları) ve ağır hastalık varlığında klozapin dozu
anlamlı olarak yüksektir (p < 0.05).Yan etki yaşayan ve işlevselliği olumsuz etkilenenlerin
klozapin dozları anlamlı şekilde daha yüksektir (p < 0.01). Kilo artışı, taşikardi, sialore ve
ortostatik hipotansiyon ile doz arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. (p < 0.05). Tanı yılı eski
olanlarda klozapine geçiş süresi daha uzundur (p=0,012).Şizofreni ve ilişkili bozukluklar
tanılıların başvuru sonrası klozapine geçiş süresi ortalama 3,44 yıl olarak saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Bulgular, üniversite hastanesinde klozapine geçiş süresinin literatüre
kıyasla daha kısa olduğunu ve ilacın şizofreni dışı tanılarda da kullanılabildiğini
göstermektedir. Aile desteği yüksek ve şehir merkezinde yaşayan hastalarda klozapin daha sık
tercih edilmiştir.Şizofrenide yüksek doz gereksinimi tedaviye dirençli olgularla; nörogelişimsel
bozukluklarda düşük doz kullanımıysa bu grubun duyarlılığıyla ilişkili olabilir. Ek tedavi
kullanımı, örneklemin üçüncü basamak bir hastaneden seçilmesiyle ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Klozapin, Şizofreni
Giriş: Behçet hastalığı; oral ve genital ülserler, deri, göz, eklem, damar,gastrointestinal sistem
ve merkezi sinir sistemi (MSS) tutulumları ile seyreden, kronik,tekrarlayıcı, sistemik bir
vaskülittir. Nöro-Behçet, MSS tutulumu olup nöroinflamasyon ve vaskülit yoluyla beyin
dokusunda yapısal ve fonksiyonel değişikliklere neden olabilir.Özellikle limbik sistem ve
frontal lob etkilenimi, duygu durum regülasyonunu bozarak depresyon gelişimine zemin
hazırlar. Literatürde Behçet hastalarında depresyon ve anksiyete oranlarının yüksek olduğu,
nörolojik tutulum varlığında ise belirtilerin daha dirençli seyrettiği bildirilmektedir. Bu olgu
sunumunda, tedaviye dirençli depresyon tablosunda sessiz nöro-Behçet olasılığına dikkat
çekmek ve multidisipliner yaklaşımın önemini vurgulamak amaçlanmıştır. Yöntemler: Olgu: 45 yaşında, evli, üç çocuk annesi kadın hasta; 4 yıllık majör depresyon
öyküsü, üçkez yatış hikâyesi ve Behçet tanısıyla kolşisin 1,5 mg/gün kullanımı mevcuttur.
Birçok antidepresan, augmentasyon tedavisi ve elektrokonvülsif tedavi (EKT)ye rağmen
semptomlarında belirgin düzelme olmamıştır. Kliniğimizdeki son yatışında EKT uygulanmıştır
ve duloksetin 120 mg/gün,lityum 900 mg/gün, ketiyapin 150 mg/gün, buspiron 20 mg/gün ve
trifluperazin 1 mg/gün tedavisi ile taburcu edilmiştir. Poliklinik takiplerinde işlevsellikte
azalma ve pasif intihar düşünceleri devam eden hastanın nörolojik muayenesi normal
bulunmuş, yalnızca depresif semptomlar saptanmıştır. Tedaviye dirençli olması üzerine nöroloji
konsultasyonu istenmiş, yapılan klinik değerlendirme ve beyin manyetik rezonans görüntüleme
(MRG) sonucunda nöro-Behçet tanısı konmuştur.Nöroloji ve psikiyatri kliniklerinin ortak
takibi ile tedavisi sürdürülmektedir. Olgu sunumu için hastadan yazılı ve sözel onam alınmıştır.
Sonuçlar: Tartışma ve sonuç bölümünde belirtilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Nöro-Behçet, bazen belirgin nörolojik bulgular olmaksızın yalnızca
psikiyatrik belirtilerle seyredebilir. Kronik inflamasyonun nörotransmitter dengesi ve beyin
yapıları üzerindeki etkileri, depresyon patogenezinde önemli rol oynar. Dirençli depresyon
olgularında sistemik-inflamatuvar hastalıklar ve sessiz nörolojik tutulumun dışlanması, erken
tanı ve uygun tedavi planı açısından kritik önemdedir. Bu olgu, multidisipliner yaklaşımın ve
psikiyatri-nöroloji iş birliğinin değerini güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: depresyon nörobehçet
Giriş: Melankoli, tarih boyunca hem felsefi hem de tıbbi düşüncenin merkezinde yer almıştır.
Antik Yunan'da "kara safra" (melaina chole) ile ilişkilendirilen bu kavram, İslam tıbbı ve
ardından Osmanlı tıbbında da benzer biçimde değerlendirilmiş; ancak zamanla semptomları,
nedenleri ve tedavi biçimleri farklılaşmıştır. Osmanlı tıp kaynaklarında melankoli, çoğu zaman
"akli hastalıklar" bağlamında incelenmiş; delilik, mania, nevrasteni, histeri gibi ruhsal
durumlarla bağlantılı olarak açıklanmıştır. Bu çalışmada, bir keşif portalı olan Mutefferiqa ile
Osmanlı tıbbi metinler taranarak melankolinin nasıl tanımlandığı, ne tür semptomlarla
ilişkilendirildiği, hangi toplumsal cinsiyet ve yaş gruplarında görüldüğü ve ne tür tedavi
yöntemleri önerildiği değerlendirilecektir. Yöntemler: Muteferriqa çevrimiçi bir araştırma portalıdır. Üniversite kütüphanesinde erişimi
olan bu yazılım ile melankoli kelimesi aratılarak, bu kavramın geçtiği bütün metinlere
ulaşılmış, ilgili paragraflar kaydedilmiştir.
Sonuçlar: Osmanlı tıp literatüründe melankolinin tanımı, sınıflandırması, nedenleri, belirtileri
ve tedavi yöntemleri üzerine kaynaklar yer almaktadır. Yazılarda melankolinin; basit,
eksitasyonlu ve atonik olmak üzere üç gruba ayrıldığı, sadece duygusal değil, zihinsel bir
bozulma olarak da değerlendirildiği gözlenmiştir. Gelişmesinde toplumsal ve çevresel
faktörlerin etkili olduğu belirtilmiştir. Nedenleri arasında kalıtım, iklim, yaşam tarzı ve
bedensel hastalıklardan bahseden metinler bulunmaktadır. Tanı ve tedavide afyon kullanımı,
banyo terapisi, beslenme önerileri ve diğer somatik sağaltımların öne çıktığı görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Osmanlı tıbbında melankoli, yalnızca bir ruhsal rahatsızlık değil, aynı
zamanda bedensel, çevresel ve toplumsal boyutları olan kompleks bir hastalık olarak
değerlendirilmiştir. Semptomların hem duygusal hem de fiziksel düzeyde görüldüğünden;
cinsiyet, yaş, yaşam tarzı, iklim ve hatta coğrafi köken gibi unsurların semptomların görülme
sıklığı ve şiddeti üzerinde etkili olduğundan bahsedilmektedir. Osmanlı hekimleri melankoliyi
teşhis ve tedavi ederken hem geleneksel İslam tıbbının mirasından hem de Batı tıbbının yeni
bulgularından yararlanmışlardır. Anahtar Kelimeler: melankoli, mutefferiqa, osmanlı tıbbı
Giriş: Mizofoni, ICD ve DSM kapsamında henüz resmi bir tanı kategorisi olarak kabul
edilmemekle birlikte, belirli işitsel uyaranlara karşı gelişen belirgin olumsuz duygusal (öfke,
iğrenme, yoğun sıkıntı), fizyolojik (örneğin kalp atış hızında artış, piloereksiyon), agresif
(bağırma, çığlık atma, mizofonik uyaranın kaynağına zarar verme) ve aversif (uyaranın
kaynağından uzaklaşma, tetikleyici ortamlardan kaçınma) tepkilerle karakterize özgün bir
klinik tablodur. Mizofoni ile obesesif semptomotolijnin ilişki olabileceği belirten çalışmalar
mevcuttur. Bu olguda DSM-5te aday bir hastalık olarak ele alınan mizofoninin bir klinik
görünümünü, obsesif kompulsif özellikleri olan bir vakada mizofoni olgusunu sunmayı
amaçlıyoruz. Yöntemler / Olgu Sunumu: 23 yaşında erkek hasta, tıp fakültesi öğrencisi. Komşularının
gürültüsünden rahatsız olma, sınav dönemlerinde artan kaygı, odaklanamama, uyku bozukluğu
ve tahammülsüzlük şikayetleriyle psikiyatri polikliniğine başvurduğu, evden çıkmadan prizleri
ve muslukları kontrol ihtiyacı olduğu, Anksiyete Bozukluğu tanısıyla sertralin 50 mg/gün
tedavisi başlandığı, uyku düzensizliği için trazodon 50 mg/gün önerildiği kaydedildi.
Şikayetlerinin 15 yaşındayken yatılı kaldığı dönemde başladığı, odasını paylaştığı kişilerin
horlama seslerinden rahatsızlık duyduğu; araba, yağmur ve kuş seslerine hassasiyetinin geliştiği
öğrenildi. Muayenesinde; affektinin anksiyöz olduğu, ayrıntıcı konuştuğu, düşünce içeriğinde
mükemmeliyetçilik temalarının olduğu, çağrışımlarının düzenli olduğu gözlendi. Simetri ve
düzen kompulsiyonları ile birlikte belirli seslere intolerans mevcuttu. Sertralin 100 mg/gün
tedavisi önerilen hasta kontrol görüşmesinde hem obsesyonlarının hem seslerden rahatsız olma
oranının azaldığını belirtti. (Hastadan onam alınmıştır.)
Sonuçlar: Literatüre bakıldığında bazı araştırmacılar, mizofoninin OKB ve ilişkili bozukluklar
spektrumunda değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Hastamızda da geçmişte olan ve
halen
devam eden obsesif-kompulsif davranış örüntüleri ve mizofoni olarak
değerlendirilebilecek seslere intoleransın görülmesi bu görüşü desteklemektedir. Tartışma ve Sonuç: Bu görüşe göre, mizofoni DSM veya ICD gibi tanı sistemlerine dâhil
edilirse, OKB ile ilişkili durumlar başlığı altında sınıflandırılmalıdır. Bu görüş, tetikleyicilere
ilişkin sürekli düşünmenin obsesif bir özellik olduğunu; kaçınma ve aversif davranışların
kompulsif bir bileşeni temsil ettiğini savunmaktadır. Klinisyenlerin OKB, YAB gibi tanılarla
takip ettikleri vakalarda mizofoniyi olası komorbidite olarak ele almalarının önemli olduğunu
düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: OKB, obsesyon, kompulsiyon, mizofoni
Süleyman Alperen Daşcı, Koray Hamza Cihan, Hatice Ceyda EreğlL, Kazım Cihan Can, Rifat Serav İlhan, Berker Duman
Sayfa 321
Sunum önizlemesi
Giriş: Özofajit dissekans süperfisialis(EDS), özofagus mukozasının yüzeyel tabakasının yama
tarzında ayrılmasıyla karakterize, nadir görülen ve genellikle benign seyirli bir durumdur.
Endoskopide mukoza yüzeyinde grimsi-beyaz, soyulmuş plaklar şeklinde izlenir. Çoğu olgu
asemptomatik olmakla birlikte disfaji, odinofaji veya göğüs ağrısı gibi semptomlarla
başvurabilir. Tanı endoskopik görünüm ve histopatolojik inceleme ile konur, tedavi genellikle
nedene yöneliktir. Bu olgu sunumunda, anksiyete bozukluğu tanısı ile paroksetin kullanan ve
diğer olası nedenler dışlanarak antidepresan yan etkisi olarak EDS geliştiği düşünülen bir kadın
hastanın vaka sunumu yapılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 80 yaşında kadın hasta, artan gastrointestinal şikayetleri sonrası
yapılan endoskopide EDS ile uyumlu bulgular saptanması üzerine gastroenteroloji tarafından
ilaç ilişkisi açısından değerlendirilmek üzere tarafımıza yönlendirilmiştir.Yaklaşık 10 yıldır
epigastrik ağrı, regürjitasyon, bulantı ve kusma şikayetleri mevcut olup; önceki
endoskopilerinde kronik gastrit bulguları izlenmiş, semptomatik tedaviyle sınırlı yanıt
alınmıştır. Şikayetlerinin özellikle yemeklerden sonra arttığı, son dönemde yutma sırasında
boğazda takılma hissi geliştiği öğrenilmiştir.Psikiyatrik öyküsünde, 45 yaşında anksiyete
bozukluğu tanısı aldığı, farklı antidepresanlar kullandığı, yaklaşık 20 yıldır paroksetin 30
mg/gün kullandığı, ilacı akşamları aldığı ve ağız kuruluğu yaşadığı bildirilmiştir. Aktif
psikiyatrik
yakınması
bulunmamaktadır.Tıbbi özgeçmişinde astım, hipertansiyon,
hiperlipidemi ve hipotiroidi mevcut olup; düzenli kullandığı ilaçlar arasında allopurinol,
levotiroksin, pentoksifilin, atorvastatin, benidipin, montelukast, asetilsalisilik asit ve
asetazolamid yer almaktadır.Klinik değerlendirme ve eşlik eden diğer etiyolojilerin
dışlanmasıyla tablonun paroksetin ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Naranjo Advers İlaç
Reaksiyon Olasılık Ölçeği skoru 5 olup muhtemel ilaç yan etkisi olarak değerlendirilmiştir.
Paroksetin tedrici olarak kesilmiş, dört hafta sonraki kontrolde şikayetlerinde kısmi düzelme
bildirilmiştir.
Sonuçlar: EDS, çoklu ilaç kullanan yaşlı bireylerde görülebilen, nadir ve muhtemelen yeterince
tanınmayan bir tablodur. Altta yatan sistemik ve otoimmün hastalıklar saptanabilse de, mukozal
irritasyona yol açabilen çeşitli ilaçların yanı sıra SSRI ve SNRI grubu antidepresanlarla da
ilişkili olabileceği bildirilmiştir, ancak bu durumun klinik önemi net değildir. Tartışma ve Sonuç: Bu vaka ile birlikte açıklanamayan GIS yakınmaları olan hastalarda
psikotrop ilişkili EDS tablosunun nadir de olsa göz önünde bulundurulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: antidepresan, paroksetin, yan etki, özofajit dissekans süperfisialis
Gözde Avcı Büyükdoğan, Aslıhan Kılıç, Elif Doğan, Meliha Zengin Eroğlu
Sayfa 323
Sunum önizlemesi
Giriş: Parkinson hastalığı, motor belirtilerle seyreden bir nörodejeneratif hastalıktır.
Günümüzde derin beyin stimülasyonu (DBS), antiparkinson ilaç ihtiyacını azaltmak ve motor
belirtileri iyileştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi seçeneğidir. Ancak DBS tedavisini takiben
bilişsel gerileme, duygudurum değişiklikleri ve psikotik belirtiler gibi nöropsikiyatrik yan
etkiler görülebilmektedir. Bu olgu sunumu ileri yaş bir erkek Parkinson hastasında ilk defa DBS
tedavisi sonrasında ortaya çıkan psikotik belirtiler ve intihar girişiminin görüldüğü klinik bir
vakayı ayrıntılı olarak sunmaktadır. Yöntemler / Olgu Sunumu: 73 yaşında, üniversite mezunu erkek hasta yaklaşık bir aydır süren
mutsuzluk ve keyifsizlik yakınmaları ile yaklaşık bir haftadır insanlardan zarar göreceği
düşünceleri ve bir gün önce bileğini kesme girişimiyle gerçekleşen intihar girişimi nedeniyle
yakınları aracılığıyla getirildi ve psikiyatri kliniğine yatışı yapıldı. Öyküsünden 2015 yılında
Parkinson hastalığı tanısı aldığı, çoklu antiparkinson tedavisi sonrasında Ekim 2024te DBS
uygulandığı öğrenildi. DBS uygulaması öncesinde yapılan preoperatif değerlendirme
tetkiklerinde Mini Mental Test: 27 puan, Stroop test sonucu olağan sınırlardaydı ve psikiyatri
konsültasyonu neticesinde DBS tedavisine engel olacak belirgin psikopatoloji saptanmadı.
Operasyondan yaklaşık üç ay sonra gelişen depresif duygudurum nedeniyle sertralin 50 mg/gün
ve mirtazapin 15 mg/gün tedavisi başlandı ve akabininde paranoid-persekütif hezeyanlar ve
intihar girişimi nedeniyle psikiyatri kliniğine yatışı yapıldı. Olanzapin 20 mg/gün ve aripiprazol
30 mg/gün ve ketiapin XR 100 mg/gün tedavisine klinik yanıt olmaması nedeniyle klozapin
başlanıp 175 mg/güne titrasyon sonrası Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği skoru 132den
104e geriledi. Psikotik belirtilerde anlamlı düzelme sağlanan hasta klozapin 200 mg/gün,
ketiapin XR 100 mg/gün ve essitalopram 5 mg/gün tedavileriyle kısmi remisyon halinde
taburcu edildi. Bu olgu sunumu için hastadan yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır.
Sonuçlar: . Tartışma ve Sonuç: DBS, Parkinson hastalarında motor belirtileri iyileştirirken psikiyatrik yan
etkilere yol açabilmektedir. Bu olgu sunumu, DBS uygulamasını takiben tedaviye dirençli
psikotik belirtiler gelişen bir vakanın klinik seyrini ayrıntılı olarak sunmaktadır. Operasyon
öncesi ve sonrası yapılan kapsamlı psikiyatrik değerlendirmeler, bu tür yan etkilerin erken
tanınması ve etkin yönetimi açısından kritik öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Derin Beyin Stimülasyonu, Parkinson Hastalığı, Tedaviye Dirençli
Psikoz, Klozapin
Giriş: Epilepsi hastalarında psikiyatrik komplikasyonlar sık görülmekte olup, postiktal ve
interiktal psikoz önemli klinik tablolardır. Postiktal psikoz, özellikle temporal lob epilepsisi
veya sekonder generalize nöbetlerden sonra saatler ila günler içinde ortaya çıkabilir. Psikotik
belirtiler değişken olup, affektif semptomlar (mani, depresyon) eşlik edebilir. İnteriktal psikoz
ise daha kronik seyirli olup, paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlarla karakterizedir. Bu olgu
sunumunda, epilepsi tanılı bir hastada gelişen akut psikotik atak ve tedavi yaklaşımı literatür
eşliğinde tartışılmıştır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Epilepsi ile ilişkili psikotik bozuklukların klinik özelliklerini
vurgulamak, tanı kriterlerini gözden geçirmek ve tedavi stratejilerini tartışmak amaçlanmıştır.
Olgunun sunumu için hasta yakınından yazılı bilgilendilmiş onam alınmış ve hasta verileri
gizlilik kuralları çerçevesinde anonimleştirilmiştir. 54 yaşında erkek hasta, lamotrijin (50
mg/gün), levetirasetam (1250 mg/gün), karbamazepin (1000 mg/gün), klobazam (gerektiğinde)
ve sertralin (50 mg/gün) kullanmaktadır. Ajitasyon, eksitasyon, halüsinasyonlar ve "deprem
olduğu" şeklinde hezeyanlar nedeniyle pencereden atlama girişimiyle acil servise getirildi.
Mental durum muayenesinde paranoid hezeyanlar ve görsel halüsinasyonlar saptandı. Nöbet
öyküsü ve psikotik belirtilerin temporal ilişkisi göz önüne alınarak epileptik psikoz düşünüldü.
Atipik antipsikotik tedavi başlandı ve antiepileptik tedavi dozları optimize edildi.
Sonuçlar: Epilepsi hastalarında psikoz, postiktal veya interiktal dönemde ortaya çıkabilir.
Postiktal psikoz genellikle kendiliğinden düzelirken, interiktal psikoz daha kronik seyredebilir.
Temporal lob epilepsisinde psikoz riski artmış olup, klinik tablo paranoid şizofreniye
benzeyebilir. Ancak, şizofreniden farklı olarak affektif küntleşme daha az, görsel
halüsinasyonlar daha sıktır. Bu olguda, antiepileptik tedaviye rağmen psikotik belirtilerin
gelişmesi, epileptik psikozun tanı ve tedavisinin multidisipliner yaklaşım gerektirdiğini
göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Epilepsi hastalarında psikotik bozuklukların erken tanınması ve uygun
farmakolojik yaklaşımlar, morbiditeyi azaltmada kritik rol oynar. Anahtar Kelimeler: postiktal psikoz, interiktal psikoz, paranoid hezeyanlar, epilepsi,
antiepileptik tedavi
Giriş: GİRİŞ: Dyke-Davıdoff-Masson Sendromu henüz kesin etiyolojisi, insidansı ve prognozu
net olarak bilinmeyen nadir görülen bir sendromdur. İlk defa Dyke ve arkadaşları tarafından
1933 yılında 9 olguluk bir seri üzerinden tanımlanmıştır. Sendromun klasik triadı epilepsi,
motor-mental retardasyon ve hemipleji/hemipareziden oluşmaktadır. Bu olgu sunumunda
Dyke-Davıdoff-Masson sendromu olan hastanın nöropsikiyatrik semptomları ve tedavi süreci
ele alınacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: -
Sonuçlar: OLGU: 23 yaş erkek hasta davranım sorunları nedeniyle polikliniğimize
başvurmuştur. Hastada zor doğum, doğumda asfiksi, doğum sonrası 20 gün küvözde kalma
öyküsü mevcuttu. Doğumdan itibaren tüm motor mental gelişim basamakları gecikmiştir.
Annede gebelik döneminde antibiyotik kullanımı gerektirecek enfeksiyon öyküsü mevcuttur.
Elektroensefalografisinde sol hemisfer frontosentro ve sentro parietal bölgelerde fokal epileptik
bozukluk saptanmıştı. Beyin manyetik rezonans görüntülemesinde sol serebral hemisferde
hemiatrofi, solda parietal lobda daha belirgin olmak üzere kistik ensefalomalazi alanları, beyaz
cevherde volüm kaybı, sol lateral ventrikülde asimetrik genişleme, solda beyin sapı yapılarında
vallerian dejenerasyon, korpus kallozumda incelme saptanmıştır. Eş zamanlı serebral palsi
tanısı mevcut hastanın fizik muayenesinde sağ elde fleksiyon kontraktürü, strabismus, yürüyüş
bozukluğu, denge kaybı, miyoklonisi mevcuttur. Sözel iletişim kuramamaktadır. Wechler
Yetişkinler İçin Zeka Ölçeği sonucunda orta düzeyde mental retardasyon saptanmıştır. Hastanın
güncel tedavisi valproik asit 1000 mg/gün, risperidon 4 mg/gün, diazepam 5 mg/gün olarak
düzenlenmiştir. Olgu sunumu için hasta yakınından sözel ve yazılı onam alınmıştır. Tartışma ve Sonuç: TARTIŞMA: Dyke-Davıdoff-Masson Sendromu edinilmiş veya konjenital
olarak görülebilen, etiyolojisinde travmalar, enfeksiyonlar, serebral vasküler anormallikler,
serebral kanama veya iskemi, immünolojik bozukluklar, neoplazmlar ve idiyopatik nedenler
gibi birçok faktörün rol oynayabileceği nadir bir sendromdur. Bilinmeyen sebeplerin
çoğunluğunun konjenital olduğu düşünülmüştür. Klasik triadın dışında unilateral serebral
hemiatrofi, ipsilateral kalvariyal kalınlaşma ve ventriküllerde genişleme, paranazal sinüslerde
havalanma artışı, yüz asimetrisi, yürüyüş bozuklukları, dil ve konuşma problemleri vb belirtiler
görülebilmektedir. Bugüne kadar bu sendroma sahip kişilerdeki nöropsikiyatrik etkilenmelere
ilişkin kısıtlı sayıda olgu bildirimi bulunmaktadır. Hastalığın hafif formları tanıda gecikme ile
sonuçlanabilmektedir. Bu olgu sunumuyla multidisipliner yaklaşım gerektiren sendroma ilişkin
farkındalığın arttırılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: dyke-davidoff-masson sendromu, mental retardasyon, nöropsikiyatri
Burcu Çalık, Gamze Onar, Beyza Songül Bal, Fatih Öncü
Sayfa 327
Sunum önizlemesi
Giriş: Parkinson hastalığında nöropsikiyatrik semptomlardan biri olarak psikoz görülebilir.
Parkinsona eşlik eden psikotik şikayetlerde ketiapin, klozapin, pimavanserin tercih edilir.
Miyokardit klozapin kullanımına bağlı olarak görülebilen bir yan etki olup miyokardit tanısı
konan hastalarda klozapin kesilmelidir. Ancak literatürde başarılı yeniden başlama vakaları
bildirilmiştir. Bu yazıda klozapin ile miyokardit öyküsü olan parkinson tanılı ve psikotik
şikayetleri olan bir hastada başarılı yeniden başlamadan bahsedilecektir. Yöntemler / Olgu Sunumu: (Hasta yakınlarından sözel ve yazılı onam alınmıştır) Bu vaka
bildiriminin amacı uygun ilacın, risk-yarar dengesi gözetilerek uygulanmasının hasta
yönetimindeki yerini vurgulamaktır.
Sonuçlar: 57 yaşında,bilinen parkinson hastalığı bulunan kadın hasta paranoid düşüncelere
sahip olması nedeniyle yatırılarak değerlendirilmiştir.Ruhsal durum muayenesinde bilincinin
açık, oryantasyonunun tam, kooperasyonunun kısmi olduğu, duygudurumunun irritabl,
duygulanımının azalmış, çağrışımlarının dağınık ,düşünce içeriğinde perseküsyon ve büyüklük
sanrılarının, gerçeği değerlendirmesinin bozulmuş olduğu,algı patolojisi saptanmadığı, kendine
ve başkasına zarar verme düşüncesinin olmadığı öğrenilmiştir. Mental durum muayenesinde
kayıt hafızası korunmuş, ancak belirgin yakın bellek kusuru saptanmış, dil işlevlerinde bozulma
gözlenmemiştir. Mini Mental Durum Testi puanı 18 olarak değerlendirilmiştir.Beyin manyetik
rezonans görüntülemede ventriküllerde ve sulkuslarda atrofiye bağlı dilatasyon ve
nöropsikolojik değerlendirmede orta derecede bellek bozukluğu saptanmıştır.Parkinson
hastalığı demansı tanısı konan hastaya psikotik belirtiler için klozapin başlanması
planlanmıştır.Klozapin kullanımına bağlı geçirilmiş miyokardit öyküsü bulunmasına rağmen
EPS bulguları ve yaşam kalitesinde belirgin düşüş nedeniyle risk-yarar oranı değerlendirilmiş
ve klozapin başlanmasına karar verilmiştir.Klozapin etkin doza ulaşana kadar amisülprid ile
kombinasyon tedavisi planlanmıştır.Klozapin başlanmadan önce CRP, troponin düzeyleri ve
EKG değerlendirilmiş ve haftalık takibi ve günlük vital takibi yapılmıştır. Klozapin 25 mg/gün
başlanmış ve 300 mg/güne çıkılmıştır.Klinik izlem sürecinde miyokardit lehine bir bulguya
rastlanmamıştır.Ruhsal durumda anlamlı düzelme sağlanmış, EPS bulgularında anlamlı
kötüleşme gözlenmemiştir. Tartışma ve Sonuç: Literatürde başarılı yeniden başlama olgularında daha sıkı takip ve yavaş
doz titrasyonu önerilmektedir. Bu vaka sunumunda bu önerilere uyularak yeniden başlamanın
mümkün olduğu gösterilmiştir. Bu bağlamda, geçmişte yaşanmış yan etkiler tek başına tedaviye engel olmamalı; hekim, yakın takip ve multidisipliner iş birliğiyle optimal tedavi kararlarını
alabilmelidir. Anahtar Kelimeler: Klozapin, miyokardit, parkinson, psikoz, yeniden kullanım
Giriş: Yüksek işlevli otizm spektrum bozukluğu(OSB), dil gelişimi ve bilişsel yetilerin yaşına
uygun veya üzerinde olduğu ancak sosyal iletişim becerilerinde, karşılıklı etkileşimde ve
davranışsal esneklikte sınırlılıkların olduğu bir tablodur.Bireylerde iyi gelişmiş dil ve bilişsel
beceriler sosyal güçlükleri maskeleyip tanının gecikmesine ve yanlış tanılara neden olabilir.Bu
olgu sunumunda, yüksek işlevli OSB vakasında ayırıcı tanının önemi vurgulanmakta, özellikle
sosyal güçlükleri maskeleyebilen bilişsel ve dil becerilerinin yanlış veya gecikmiş tanılara yol
açabileceğine ve kliniğinin pek çok psikiyatrik bozuklukla benzerlik gösterebileceğine dikkat
çekilmektedir. Yöntemler / Olgu Sunumu: 16 yaşında, il merkezinde ailesiyle yaşayan, fen lisesinde okuyan
erkek hastanın kendisinde DEHB olduğunu düşünmesi ve buna yönelik ilaç başlanmasını
istemesi nedeniyle ilk kez çocuk psikiyatriye başvurduğu öğrenildi.Yapılan değerlendirmede
anksiyöz duygudurumunun, yoğun gelecek kaygısının ve işlev bozucu endişelerinin olduğu
gözlendi.Aynı zamanda akran ilişkilerinin olmadığı, yalnız vakit geçirdiği öğrenildi, yaygın
anksiyete bozukluğu ön tanısıyla sertralin başlandı.Takiplerinde depresif semptomların
eklenmesiyle depresyon eştanısı düşünüldü, sertralini uygun doz ve sürede kullanmasına
rağmen fayda görmemesi nedeniyle fluoksetin tedavisine geçildi.Takiplerinde yeme bozukluğu
belirtileri eklendi.Aile ve hastayla yapılan görüşmeler ve öğretmeninden alınan bilgiler
doğrultusunda günlük rutinlerine katı bağlılığının olduğu, esnekliğe tolerans göstermediği,
kurallarını ihlal ettiğinde yoğun suçluluk duyduğu öğrenildi ve obsesif kompulsif kişilik
özellikleri/yüksek işlevli OSB ayırıcı tanıları düşünüldü.Hasta ve ebeveyninden olgu sunumu
için onam alındı.
Sonuçlar: Ayrıntılı gelişimsel öykü, ebeveyn ve hastayla yapılan görüşmeler ve öğretmen
formu bir arada değerlendirildiğinde erken çocukluktan beri değişime tahammülsüzlük,
rutinlere katı bağlılık, sosyal etkileşimlerde güçlük, empati yeteneğinde eksiklik, tekrarlayıcı
davranış örüntüleri olduğu öğrenildi ve yüksek işlevli OSB tanısı konuldu. Tartışma ve Sonuç: Literatürde yüksek işlevli OSBde özellikle bilişsel kapasitenin sosyal
iletişim güçlüklerini kısmen maskelemesi nedeniyle tanısının gecikebildiği ve sıklıkla
eştanılarla örtüşen semptomlarının olduğu bildirilmektedir.Çalışmalar erken tanı ve
müdahalenin sosyal beceri gelişimi ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin olumlu etkiler
yarattığını göstermektedir.Bu olgu literatürde tanımlanan tanısal zorlukları yansıtır nitelikte
olup, multidisipliner yaklaşımın erken tanı, uygun psikoeğitim ve hedefe yönelik müdahaleler
açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurgular niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Ayırıcı tanı, Yüksek İşlevli OSB, Nörogelişimsel Bozukluklar
Giriş: Homisid, önemli bir halk sağlığı sorunu olup homisid ile en sık ilişkilendirilen ruhsal
hastalıklar, psikotik ve duygudurum bozukluklardır. Şizofreni, genellikle genç yaşta başlayan,
duygu, düşünce ve davranışlarda bozulmalara yol açan kronik bir beyin hastalığıdır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Amaç ve Yöntem: Bu vaka sunumunun amacı, şizofreni tanısı
konmuş bireylerde erken tanı ve uygun tıbbi tedavinin homisid davranışını önlemedeki önemini
ortaya koymaktır. Hastadan yazılı onam alınmıştır. Olgu Sunumu: 42 yaşındaki kadın hasta,
Kasım 2023'te "kasten öldürme suçu" nedeniyle cezaevine girmiş, "Atipik Psikoz" tanısıyla
düzenlenen "Ceza Sorumluluğu Yoktur" raporu doğrultusunda mahkemece "koruma tedavisi"
kararı verilerek hastanemize yönlendirilmiş, ardından servisimize yatırılarak koruma ve
tedavisine başlanmıştır. Servisimizde yapılan ruhsal durum muayenesinde; bilinci açık,
koopere ve yönelimi tam, affektinin kısıtlı, duygudurumunun ötimik, çağrışımlarının düzenli,
düşünce içeriğinin fakir olduğu, sanrı ve varsanı tanımlanmadığı görülmüştür. Yapılan
Rorschach testinde aktif psikotik bulguya rastlanmamıştır. Hasta yakınlarından, sosyal
inceleme raporlarından ve e-Nabız kayıtlarından elde edilen anamneze göre, ilk psikiyatrik
belirtiler yaklaşık dört yıl önce içe kapanma, kendi kendine konuşma, öz bakımda azalma,
olmayan görüntüler görme, televizyondan izlendiğini ve düşüncelerinin okunduğunu hissetme,
kendisine büyü yapıldığını düşünme gibi şikayetlerle başlamıştır. Anne ve kız kardeşinde de
benzer psikiyatrik başvurular olduğu öğrenilmiştir. Hasta bu süreçte özel bir hastanede
venlafaksin ve olanzapin ile takip edilmiş; ancak psikotik belirtileri devam etmiş, hiçbir
dönemde hastaneye yatırılarak tedavi edilmemiştir. Son dönemde ilaçlarını bırakan hasta,
olaydan bir gün önce evden kaçmış ve jandarma eşliğinde ormanda bulunmuştur. Götürüldüğü
hastanenin acil biriminde yapılan muayenesinde yatış yapılmadan venlafaksin ve olanzapin oral
ilaç tedavisi önerilmiştir. Hasta ertesi gün eşine yönelik homisid girişiminde bulunmuştur.
Sonuçlar: Şizofreni hastaları, özellikle hastalığın ilk on yılında artmış homisid riski altında
olup riski azaltmada en etkili yöntem kapsamlı ve düzenli tedavidir. Tartışma ve Sonuç: Bu vaka, erken tanı ve gerektiğinde yatışla sürdürülen tıbbi tedavinin
önemini göstermektedir. Özellikle aile öyküsünde psikoz olan bireylerde hekim tarafından
detaylı anamnez alınması, erken tanı konulması ve uygun tedavi ile homisid riski azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: şizofreni, homisid, erken tanı, yatarak tedavi, adli psikiyatri
Giriş: Amanita ve psilosibin içeren mantarların kullanımı bazı ülkelerde yasal olup, psilosibin
içeren mantarlar serotonin reseptörleri üzerinden, Amanita muscaria ise GABA reseptörlerini
modüle ederek etki göstermekte; her ikisinin de bağımlılık yapıcı özellikleri bulunmamaktadır
ancak çeşitli ruhsal bozukluklara yol açabilmektedirler. Özellikle psilosibin; mistik deneyimler,
algı bozulmaları ve duygulanım değişiklikleriyle karakterize geçici etkiler yaratırken; Amanita
muscaria deliryum, disosiyasyon ve motor koordinasyon bozukluklarıyla seyreden atipik
tablolarla ilişkilendirilmektedir. Yöntemler / Olgu Sunumu: Bu sunum, son iki yıldır Amerikada yaşayan, daha önce psikiyatri
tanısı, tedavi öyküsü ve ailede ruhsal hastalık öyküsü bulunmayan 28 yaşındaki kadın hastayı
ele almaktadır. Bu olgu, hasta ve ailesinden onam alınarak hazırlanmıştır. Hasta; uykusuzluk,
iştahsızlık, artmış psikomotor aktivite ve işitsel halüsinasyonlar nedeniyle psikiyatri
polikliniğine başvurmuştur. Yapılan Psikiyatrik değerlendirmede, hastanın öz bakımının
azaldığı, mimiklerinde ve psikomotor aktivitesinde artış olduğu, konuşmasının, hızlı ve
çevresel özellikler taşıdığı gözlenmiştir. Uykusunda ve iştahında azalmaya ek olarak dürtü
kontrolünde belirgin zayıflık izlenmiştir. Bilinci açık, yönelim ve bellek işlevleri korunmuş,
spontan ve istemli dikkat düzeyi artmış olup, klinik değerlendirmeye göre zeka düzeyi normal
sınırlar içerisindedir. Duygudurum ve duygulanımı eleve, davranış ve konuşmasının
dezorganize görünümde olduğu gözlemlenmiştir. Düşünce akışında hız artışı, çağrışımlarda
dağınıklık ve fikir uçuşmaları izlenmiştir. Düşünce içeriği olarak grandiyöz, referans, paranoid
perseküsyon ve bizar hezeyanlar ile emir verici içerikte işitsel varsanılar mevcuttur. Gerçeği
değerlendirme yetisi bozulmuş, içgörüsü azalmıştır. Young Mani Skoru 42 olarak hesaplanan
hasta, şiddetli psikotik özellikli manik atak tanısıyla servisimize yatırılmıştır. Amerikada
bulunduğu süre boyunca düzensiz aralıklarla esrar kullandığı, son dönemde ise keyif verici
amaçla psilosibin içeren mantarlar ve Amanita muscaria kullandığı öğrenilmiştir.
Sonuçlar: Hastaya haloperidol 30 mg/gün, olanzapin 30 mg/gün ve lorazepam 3 mg/gün
tedavisi başlanmıştır. Ancak klinik gözlemlerde farmakolojik tedaviye rağmen manik bulgular
gerilememiştir. Bu nedenle EKT tedavisine başlanmış ve yarar görülmüştür. On seans EKT
sonrasında Young Mani Skoru 9a gerilemiştir. Tartışma ve Sonuç: Bu olgu, psilosibin ve Amanita muscaria kullanımının, manik epizot gibi
psikiyatrik tabloların ortaya çıkışında tetikleyici olabileceğine dikkat çekmek amacıyla
sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bipolar duygulanım bozukluğu, Psilosibin, Amanita Muscaria,
Halüsinojenler
Giriş: Şizofreni ve Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), erken başlangıçlı, yaşam boyu süren,
işlevselliği ciddi şekilde etkileyebilen nörogelişimsel bozukluklardır. Özellikle OSBli
bireylerde geç adolesan veya erişkin dönemde psikotik semptomların ortaya çıkması, tanısal
değerlendirmede şizofreni ile OSBnin ayırt edilmesini zorlaştırmaktadır. Çalışmada,
premorbid kişilik özellikleri OSB ile uyumlu, ancak klinik olarak şizofreni tanısı almış bir
vakanın sunumu ve ilgili fenomenolojik özellikleri tartışılacaktır. Yöntemler / Olgu Sunumu: Hastanın kimliğinin açığa çıkmasına sebep olacak kişisel veriler
bildirilmeyecek olup hastadan çalışma için yazılı onam alınmıştır. 37 yaşında, bekar, lisans
mezunu erkek, huzursuzluk ve somatik yakınmalarla yatırıldı. İlk psikiyatri başvurularında göz
teması kurmama, içe çekilme, sosyal iletişim kuramama, beden duyumlarına aşırı hassasiyet
yakınmalarının olduğu, 17 yıldır şizofreni tanısıyla uzun süre çoklu psikotrop tedavi ile takip
edildiği öğrenildi. Anamnezde, çocuklukta sosyal etkileşim güçlükleri, göz temasında kısıtlılık,
empati kuramama, rutine bağlılık, sese hassasiyet, tekrarlayıcı oyunlar ve duyguları tanıma
güçlüğü öyküsü vardı. Yakın arkadaş edinmemiş, çevre tarafından garip bulunmuş, bilişsel
yıkım olmamış, akademik başarısı yüksekti. Autism Spectrum Quotient- 50 puanı 38, Empathy
Quotient puanı 20 olarak OSB lehine bulundu. Tedavide kullanmakta olduğu; ketiyapin 200mg,
paliperidon 12mg, amisülpirid 200mg kademeli olarak kesildi, aripiprazol 30 mg azaltılarak
15mg olarak düzenlendi, iyilik hali ile taburcu edildi.
Sonuçlar: Sonuç olarak olgu, yüksek işlevsellik gösteren OSB bireylerinde psikotik
semptomların varlığı durumunda şizofreni ile hatalı tanı alma riskinin yüksek olduğunu; riskin
azaltılması için kapsamlı bir gelişimsel değerlendirme yapılması gerektiğini göstermektedir.
Klinik pratikte, tanı sürecinde yalnızca mevcut semptomlara değil, semptomların gelişimsel
zeminine de odaklanmak; bireyin yaşam boyu işlevselliğini ve tedaviye yanıtını optimize etmek
açısından kritik önem taşımaktadır. Tartışma ve Sonuç: Şizofreni ve OSB benzer sosyal-bilişsel yetersizlikler gösterse de semptom
başlangıcı ve seyir farklıdır. Olguda çocukluktan beri mevcut OSB özellikleri göz ardı edilmiş,
hasta uzun süre yanlış tanıyla izlenmiştir. Yanlış tanı gereksiz antipsikotik kullanımına, tedavi
yan etkilerine ve düşük işlevselliğe yol açabilir. Gelişimsel öykünün ayrıntılı alınması, standart
testlerin kullanılması ve sosyal-bilişsel işlevlerin incelenmesi tanısal doğruluk için kritiktir. Anahtar Kelimeler: şizofreni, otizm spektrum bozukluğu, osb
Yayın Hakkında
Türk Psikiyatri Dergisi (Turkish Journal of Psychiatry – Turk Psikiyatri Derg), Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği’nin (TSRSD) bilimsel yayınıdır. 1990 yılından bu yana abonelik usulü ile yayımlanmaktadır. Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmaktadır. TPD 1990-2024 arasında Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere yılda 4 sayı çıkmıştır. Dergi 2025, 36. Ciltten itibaren sürekli yayın sistemine geçmiştir, buna göre DOI alan her makale cilt, makale ve sayfa numarası ile çevrim içi yayınlanmaktadır. PubMed, Index Medicus, TUBİTAK Tıp, Psych-Info, Türkiye Atıf Dizini’nde yer alan dergi 2005 yılından beri Social Science Citation Index’te (SSCI) dizinlenmektedir