Cilt 19  Sayı 3, Güz 2008

ÖNYAZI
Prof. Dr. M. Orhan ÖZTÜRK

Bunca yıllık yakın arkadaşım Leyla Zileli'nin yitimi üzerine yazmak çok zor olsa da, onu tanımak ve tanıtmak görevinde benim de birkaç sözüm olsun isterim. Altmış dört yıl önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlayan öğrencilik yıllarımızda birbirimizi çok iyi tanıma olanağı bulamamış olsak bile, yumuşak, sevecen, alçak gönüllü  tavırları ve konuşmaları ile Leyla uzaktan yakından tanıyanların ilgisini, hayranlığını çekerdi. 1964 ve sonrasında Hacettepe Tıp Fakültesinin ve psikiyatri bölümünün ilk kuruluş yıllarından başlayarak aramızda yakın bir dostluk ve çalışma arkadaşlığı oluştu. A.B.D.'de, farklı kurumlarda da olsa, görmüş olduğumuz eğitimin ortak konusu psikanalitik kuram ve uygulamaya dayanan dinamik psikiyatri idi. Hacettepe'deki çalışmalarımızda, dinamik psikiyatrinin ve psikanalitik psikoterapinin hem klinik uygulamasında, hem eğitiminde birlikte çok çalıştık, kurduğumuz bölüme önemli katkımız oldu. Leyla Zileli NewYork'ta saygın bir psikoterapi eğitimi merkezinde bireysel psikanalizini de içeren psikanaliz eğitimi görmüştü. Psikanalitik sağaltım uygulamalarını ve eğitimini ülkemizde ilk başlatanlardan oldu. Öğrencileri, hastaları ona hep derin, içten bir sevgiyle, hayranlıkla bağlanırlardı. Leyla'nın bu denli sevilmesinin bir gizemi yoktu; nedenler herkes için çok açıktı. Onun alabildiğine insancıl sevgisi, inanılması güç derinlikteki eşduyum (empati) yetisi, anlaşılması güç durumlar karşısında ve anlamaya çalışmadaki tükenmez sabrı, alçak gönüllülüğü, içtenliği, dürüstlüğü,  hakbilirliği ile hepimiz için bir benlik ülküsü, teknik terimi ile ego ideali olmuştur. Bu saydığım özellikleri ile Leyla, kendisini hem tanıyanlar, hem tanımayanlar arasında sanki bir sevgi simgesi olmuş, bir başka deyişle efsaneleşmiştir.      

Hacettepedeki çalışmalarında hastalara ve asistanlara zamanını ve ilgisini hep cömertçe vermiştir. Belki de bu yüzden, birlikte sıklıkla konuştuğumuz ilginç klinik gözlem ve çözümlemelerini (tahlil) yazıya dökme zamanı olmadı.

Oysa, Prof. Leyla Zileli çalışkan bir hekimdi. Sabahları kliniğe çok erken saatte gelir, hasta görür ya da asistanlarla birlikte olurdu. Ülkemizde benzer kurumlarda sık görülen bölüm içi klikleşmelerin bölümümüzde ortaya çıkmamasında onun büyük katkısı olmuştur. Birlikte dinamik psikiyatri ve psikoterapi eğitimine çok önem veriyorduk. Ancak, bu eğitimin bir doktora programı çerçevesinde klinik içinde bir seçkinler kümesi yaratmasına karşı idik. Bireysel düzeyde psikoterapi ve psikanalizde uzmanlaşma eğitiminin üniversitelerin dışında geliştirilmesi gerektiğine inanıyorduk. Psikanaliz ve psikoterapi eğitimi bir kliniğin içinde yalnızca birkaç kişinin katılacağı bir uygulamaya yol açmamalı; öğretim üyeleri, asistanları, hemşireleri, psikologları ile bütün kliniği içine alan bir düzen oluşturmalıydı. Bu nedenle, hepsi aynı derecede ilgili görünmese bile, her asistanın uygulamalı dinamik psikiyatri ve psikoterapi eğitim etkinliklerine düzenli olarak katılması beklenirdi. Bu asistanlardan birçoğu sonradan nörobilime, psikofarmakolojiye yönelmiş olsalar da, çoğunun hasta-hekim ilişkisinin karmaşık ve ince yanlarını tanıma yetisini kazandıklarını düşünüyorum. Son yıllarda, psikoterapi ve psikanaliz eğitiminin üniversitelerin dışında yeşermeye ve gelişmeye başladığını sevinerek gözlüyor ve konuşuyorduk.                                                  

Prof. Dr. Leyla Zileli yaşamının son yıllarında hepimize örnek olacak nitelikteki kişilik özellikleri ile onu tanıyanların bir kat daha hayranlığını, bir kat daha sevgisini, saygısını kazandı. Hacettepe'den emekli olduktan sonra, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesinde yeni bir psikiyatri bölümü kurarken büyük bir direşkenlik (sebat), sabır ve hoşgörü ile bilgisini, deneyimini, sevgisini, ilgisini verdi. Gençler onun seminerlerine, psikoterapi denetim toplantılarına büyük ilgi ile katıldılar. Deneyimli, bilge bir kişiyle birlikte olmanın kıvancını tattılar, onurunu yaşadılar. Son yıllarda ağır rahatsızlık içinde olan bir insanın, yaşama ve çalışmaya sevgi ile sarılışını, onurlu bir yaşam savaşımı verişini gözlediler.

Birlikte çok rahatlıkla dertleştiğimiz, çalışma sorunlarımızı paylaşarak özeleştiriler yaptığımız bu candan dostu çok özleyeceğim. Geride bıraktığı sınıf arkadaşım Prof. Dr. Turgut Zileli'ye ve kardeş bağlılığının, sevgisinin en  güzel örneğini yaşayan ve yaşatan Necla Koperler'e, ona çok şeyler borçlu olan bütün psikiyatri ve psikanaliz topluluğuna baş sağlığı diliyorum.